Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Mayıs '14

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
955
 

Nessebar: Bulgaristan'da bir dürri yegane

Nessebar: Bulgaristan'da bir dürri yegane
 

Hristos Pantokrator Kilisesi, Nessebar


İngiliz şarkıcı Kate Bush'un Deeper Understanding isimli bir şarkısı vardır... Şarkı ilk olarak 1989 yılında şarkıcının The Sensual World albümünde yer almıştır. Şarkıda anlatılan hikaye şu: Yalnızlıktan ve çevresindeki insanların ilgisizliğinden bunalan bir insan teselliyi bilgisayar başında zaman geçirmekte bulur.... bir bilgisayar programı satın alır ... ve zamanla bilgisayar bağımlısı olur. Yemeyi içmeyi bırakır, uyku uyumaz. Onu avutan tek şey bilgisayarıdır. Bilgisayar onun için ailesindeki bireylerden veya hayatındaki harhangi bir kişiden daha iyi iletişim kurabildiği bir nesnedir. Sizin de dikkatinizi çekti mi? Bu şarkı ne kadar da çok günümüz gençliğini anlatıyor değil mi? Dünya üzerinde milyonlarca gencin odalarına kapanıp bilgisayar oyunlarıyla zaman geçirmeleri, insanların birbirleriyle iletişimi bırakıp cep telefonları ya da tabletleriyle haşır neşir olmaları, sanal arkadaşlıkların neredeyse gerçek arkadaşlıklar kadar önem kazanmaya başlaması... Kate Bush çok ileri görüşlüymüş. 1989 yılında dünyanın nereye gitmekte olduğunu görmüş. Şarkıcı bu şarkıyı 2011 albümü Director's Cut için yeniden kaydetti. Eee ne de olsa şarkının işlediği konu daha bir güncellik kazanmıştı. Deeper Understanding isimli şarkının bir yerinde kahramanımızın bilgisayarından Bulgarca bir şarkı yankılanır. Üç Bulgar kadın Bulgaristan'ın taa bağrından çıkmış ezgileri bir ağıt yakarcasına yanık yanık söylerler.

Tarih 17 Mayıs 2014. Günlerden Cumartesi. Dereköy Sınır Kapısına yalnızca 5 kilometre uzakta bulunan Malko Tarnovo kasabasında bir benzin istasyonundayız. Aracımıza benzin doldurulurken, istasyondaki dükkanda satılmakta olan müzik CD'lerini inceliyorum. Bir CD'nin kapağında yerel kıyafet giymiş çok sayıda genç kız... Hepsinin yüzlerinde belli belirsiz bir gülümseme, gözlerinde acı, umut, kaygı, neşe gibi duyguları hep beraber çağrıştıran bir parıltı. Birden Kate Bush'un Deeper Understanding şarkısı geliyor aklıma. O şarkıda işittiğim Bulgar ezgileri. CD kapağındaki yazılardan tek kelime anlamasam da bu CD'yi satın almaya karar veriyorum. Ne çıkarsa bahtımıza... Benzin istasyonundan ayrılır ayrılmaz CD'yi aracımızın CD çalarına takıyorum. İlk şarkıda genç kızlar koro halinde bir şarkı söylüyorlar. Tek enstrüman sesi yok. Sesleri pırıl pırıl. Bir yer geliyor hep birlikte söylüyorlar, bir yer geliyor bir kız tek başına devam ediyor, kah bir nehir gibi çağlıyorlar, kah Karadeniz'de bir dalga olup Nessebar kıyılarını dövüyorlar.

Malko Tarnovo kasabasından ayrılıp şimdilerde Sunny Beach olarak bilinen Slanchev Bryag kasabasına doğru yol alıyoruz. Sunny Beach Karadeniz kıyısında turistik bir kasaba. Bu kasabada LTI Neptun Beach Hotel'de konaklayacağız. Otel Sunny Beach sahilinde bulunan en iyi otellerden birisi. Geçtiğimiz yıl aşağı yukarı aynı tarihlerde yine aynı otelde konaklamıştık ve oteli beğendiğimiz için bu yıl tekrar bu oteli tercih ettik. Sunny Beach'e iki araçla geldik: bizim aracımızda ben, eşim, küçük kızımız ve öğretmen arkadaşımız Hülya Hanım, diğer araçta ise birçok yurtdışı gezimizde bize eşlik eden arkadaşım Hüsamettin Bey ve ailesi.  Otele akşamüstü varıyoruz ve odalarımıza yerleştikten sonra otel restoranında akşam yemeği için arkadaşlarımızla buluşuyoruz. Akşam yemeğinden sonra Sunny Beach sahilinde biraz yürüyüş yapıyor ve daha sonra otelimizin hemen karşısında bulunan Morris Bar'a gidiyoruz. Morris Bar'da geçtiğimiz yıl olduğu gibi her akşam canlı müzik var. Bir bayan ve bir erkek müzisyen İngilizce ve Almanca şarkılar söylüyorlar. Bu akşam bar müşterilerinin çoğu Neptun Beach Hotel'in çoğunluğu 60 yaş üstü olan Avusturyalı konukları. Sezon başı olması nedeniyle Sunny Beach'de genellikle emekli Avrupalı turistler bulunuyor çünkü bu dönemde otellerde konaklama ücretleri yaz sezonuna göre çok daha düşük oluyor. Müzisyenlerin söyledikleri bir Almanca şarkıda bütün Avusturyalı müşteriler barın dans pistine çıkıp dans etmeye başlıyorlar. Bar çalışanları son derece güleryüzlü ve ilgili. Hatta çalışanlar arasında bir Türk de bulunuyor. Barda çok sayıda televizyon bulunuyor ve televizyonlarda futbol maçı yayını var. Morris Bar'da biraz canlı müzik dinledikten sonra otele dönerek günü tamamlıyoruz.

18 Mayıs Pazar günü sabah kahvaltısında yine otel restoranındayız. Restoranda çalışan personelin çoğu Bulgaristan Türkü. Restoranda çalışan Şerif isimli bir genç bizimle yakından ilgileniyor. Şerif Sunny Beach'e 15 kilometre uzaklıkta bulunan bir köyde yaşıyor ve her sabah saat 4'de köyünden otobüsle otele gelip, otel müşterileri için kahvaltı hazırlıyor. Şerif hangi çayın daha güzel olduğu, hangi peynirin bizim damak tadımıza uygun olduğu v.b. konularda bize tavsiyelerde bulunuyor. Kendisi Türkiye'den konuk ağırlamaktan dolayı son derece mutlu, ertesi sabah kahvaltıda yememiz için bize köyünden köy peyniri getireceğini söylüyor. "Zahmet etme Şerif." "Ne zahmeti ağabey, ta Türkiye'den kalkmış buralara gelmişiniz, zahmeti mi olur?" Kahvaltıdan sonra arkadaşım Hüsamettin Bey ile sahil boyunca yürüyüşe çıkıyoruz. Amacımız Sunny Beach'de bulunan diğer otellere de dışarıdan şöyle bir bakıp, bu kasabaya tekrar gelirsek kendimize alternatif bir iki otel seçmek. Bir yandan da o akşam gidebileceğimiz bir kafe arayacağız. Sahil boyunca yürürken çeşitli oteller görüyoruz. Bu oteller arasında en çok Evrika Beach Club Hotel'i beğeniyoruz. Sahilde çok sayıda kafe ve biraevi var; biz Die Party Hütte isimli bir Alman biraevini beğeniyoruz. Biz sahil boyunca yürürken birden şiddetli bir yağmur bastırıyor ve Die Party Hütte'de biraz oturarak, yağmurun dinmesini bekliyoruz.  Yağmur dindikten sonra otele dönerek öğlen yemeği yiyoruz.

Öğlen yemeğinden sonra ekip olarak Die Party Hütte'ye gidiyoruz. Die Party Hütte Almanya'nın Münih şehrinde sıkça karşılaştığım mavi ve beyaz renklerin egemen olduğu bir mekan. Mekandaki televizyonlarda Bayern Münih futbol takımının maçları banttan yayınlanıyor. Die Party Hütte'de Münih'in ünlü Paulaner birasını içebilirsiniz. Mekanda yaklaşık bir saat oturup, sohbet ettikten sonra otelimize dönüyoruz. Saat 15:30'da Sunny Beach yakınlarında bulunan tarihi Nessebar şehrine gideceğiz. Nessebar'a bizi geçen yıl tanıştığımız taksici Hidayet Abimiz götürecek. Hidayet Abi bir Bulgaristan Türkü. Konakladığımız otelin önünde bulunan taksi durağında çalışıyor. Hidayet Abi saat 15:30'da 7 kişilik aracıyla bizi otelimizden alıp Nessebar şehrine bırakıyor. "Hidayet Abi bizi saat 18:30'da bıraktığın yerden alırsın." "Tamam beya... İiiç merak etmeyin. Altı buçukta buradayım." 

Nessebar barındırdığı çok sayıda tarihi binadan ötürü 1983 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine girmiş bir şehir. Kayalık bir yarımadanın üzerinde bulunan Nessebar geçmişi M.Ö. 2. binyıla dayanan bir yerleşim olarak Avrupa'nın en eski şehirleri arasında bulunmaktadır. 1453 yılında Türkler tarafından fethedilen Nessebar 1878 yılına kadar Türk egemenliği altında kalmış, Osmanlı döneminde Emine Burnu olarak anılmıştır. Tarihi Nessebar şehri 850 metre uzunluğunda ve 350 metre genişliğindedir dolayısıyla bu şehri birkaç saat içinde yürüyerek rahatlıkla gezebilirsiniz.

Hidayet Abi'nin bizi bıraktığı noktadan yürüyerek şehri dolaşmaya başlıyoruz. Aslına bakarsanız Nessebar'ı geçen yıl da gezmiştik, bu yüzden şehri bu yıl daha bilinçli olarak geziyoruz. Sahil boyunca yürüyüp Boutique Hotel St. Stefan'ın bulunduğu Ribarska sokağından Nessebar'ın tarihi merkezine giriyoruz. Boutique Hotel St. Stefan çok güzel bir konumda bulunuyor. Bu otelin bahçesinde Karadeniz'e hakim muhteşem bir kafe bulunuyor. Geçtiğimiz yıl bu kafede oturmuş ve kafeyi çok beğenmiştik. Bu gelişimizde bu kafede oturamıyoruz çünkü tam biz bu kafenin önüne ulaştığımızda yağmur yağmaya başlıyor. Geçtiğimiz yıl Nessebar'da Cafe Caprice isimli bir kafe keşfetmiş ve bu kafeyi çok beğenmiştik. Yağmurdan korunmak için hızlı adımlarla yine Cafe Caprice'nin yolunu tutuyoruz. Cafe Caprice Nessebar'ın merkezinde iki katlı ahşap bir binanın giriş katında bulunuyor. Bu kafede birer fincan çay içerek yağmurun dinmesini bekliyoruz. Yağmur dindikten sonra Nessebar sokaklarını gezmeye devam ediyoruz. Şehrin tarihi merkezindeki önemli binalardan biri olan Hristos Pantokrator Kilisesi'nin bolca fotoğrafını çekiyoruz. Bir süreliğine deniz kenarına inip, Karadeniz'in dingin suları üzerinde taş sektiriyoruz. Bir yanımızda Nessebar'ın ahşap evleri bulundukları tepenin üzerinde Louvre Müzesi'nde sergilenen bir tablo gibi asılı, denizde bir balıkçı rızkının peşinde, bir yanda Karadeniz'in tiryakisi olduğum o canım kokusu bigane kalınamayacak kadar keskin ve gizemli. Nessebar'da zaman su gibi akıp geçiyor ve saat 18:30'da Hidayet Abi'nin taksisine binip Sunny Beach'deki otelimize geri dönüyoruz. Otelde akşam yemeğimizi yedikten sonra otelimizin bahçesinde bulunan masalarda oturup biraz sohbet ediyoruz. Yanımızdaki masada Avusturyalı bir grup yaşlı kadın ve erkek beyaz şaraplarını yudumluyorlar. Gruptaki kısa saçlı sarışın tıknaz bir bayan dikkatimi çekiyor. Kadıncağızın gözlerinde yırtıcı bir bakış, tıpkı Metro Goldwyn Mayer aslanı gibi esnemeye hazır bir duruşu var. Duruşundan sözü dinlenen bir kişi olduğu aşikar. "Buraların kraliçesi benim!" der gibi bir havası var. Kadına "Aslan Teyze" adını takıyorum; yine muzipliğim üstümde. Gülüşüyoruz bir süre kendi kendimize.

Sabah Sunny Beach'den ayrılacağız. Akşam bir kez daha Morris Bar'a gidiyoruz. Müzisyenler Almanca bir şarkı söylüyorlar, Avusturyalı turistler dans pistindeki yerlerini çoktan almışlar. Küçük kızım da Avusturyalıların arasına karışıp, onlarla birlikte dans ediyor. Avusturyalılar kızımı çok seviyorlar ve onu da peşlerine takarak barın dört bir yanını dans ede ede geziyorlar. Morris Bar'dan ayrılırken Avusturyalıların istisnasız tamamı bizlere "Guten abend!" (İyi akşamlar!) diye sesleniyorlar. Biz de kendilerine aynı şekilde sesleniyoruz.

Sunny Beach'den ayrılacağımız gün göz açıp kapayınaya kadar geliyor. Otelimizde çalışan Şerif sözünü tutmuş ve bize köyünden peynir getirmiş. Ne alicenap çıktın sen be Şerif kardeş, ısrarımıza rağmen peynir için para da almıyorsun bizden. Köy peynirinin tadı nefis. Uzun zamandır böyle güzel bir peynir yediğimi hatırlamıyorum. Kahvaltıdan sonra ekip olarak Şerif'e teşekkür edip, onunla vedalaşıyor ve Türkiye'ye dönmek üzere otelimizden ayrılıyoruz. Aracımızla Nessebar yakınlarından geçerken zihnimde sözcükler bir yarış halinde:

 

Nessebar nam-ı diğer Emine Burnu

kimi zaman

deniz kenarında dalgın bir divane

lakin her daim

nadir, ketum, utangaç bir dürri yegane

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 42
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1019
Kayıt tarihi
: 13.11.12
 
 

1995 yılında İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi İngiliz Dili Eğitimi Bölümü'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster