Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mart '16

 
Kategori
Yurtdışından Bildiriyorum
Okunma Sayısı
4757
 

New York Üniversitesi’nden Doç Dr. Selçuk Şirin ile Türkiye, ABD’den nasıl görünüyor?

New York Üniversitesi’nden Doç Dr. Selçuk Şirin ile Türkiye, ABD’den nasıl görünüyor?
 

Ardahan’ın Göle ilçesinde askerlik görevimi geçtiğimiz aylarda tamamladım. Daha önce duymadığım ilçede 5 ay yaşadım. Az nüfuslu bu küçük ilçeden kimler çıkmıştır dedim ve gelince araştırdım. İş adamı, akademisyen ve birçok başarılı insan çıkmış buradan. Kendisini ekrandan tanıdığım New York Üniversitesi’nin başarılı akademisyeni Doç. Dr. Selçuk Şirin buralıymış. Hatta Okan Üniversitesi’nden İstatistik hocam Yrd. Doç. Dr. Çağdaş Şirin’in ağabeyiymiş. Selçuk Hoca spring break yani bahar tatilinde 3 günlüğüne İstanbul’a geldi. Tatile geldi ama her anı çok yoğun… Hiç boş vakti yok. New York - İstanbul uçak yolculuğundan iner inmez kitap fuarına imza gününe geldi. İmza günü biter bitmez hemen röportaja başladık...

Hocam öncelikle son kitabınızın adı neden Yol Ayrımındaki Türkiye?

Ülkeleri tarihsel dönüşümü itibariyle incelediğimiz zaman belli dönemler çok kritik oluyor. Uzun vadede baktığınız zaman ülkenin gidişatını etkileyen önemli durumlar vardır. Mesela 2000’lerin başında büyük bir ekonomik kriz ve Türkiye’nin kendisine bir istikamet belirlemesi gerekiyordu. Krizden; reformlar sayesinde çıktık ve ondan sonra ise büyük bir atılım yaşadık. Aynı şekilde 2013’ten bu yana baktığımız zaman art arda 3 seçim vardı. Bu süreç Türkiye’nin kırılımı ve dönüşümü için bir yol ayrımı olduğunu düşünüyorum. Fırsat penceresi halen açık fakat ne kadar açık kalacağı hakkında şüphelerim var. Türkiye’nin bir an önce kendi yarattığı sorunlardan arınıp ciddi anlamda yapısal sorunlarına odaklanması gerekiyor. Türkiye bu yoğunlaşmayı kısa vadede yapamazsa, yani yapısal reformları gerçekleştirmezse önümüzdeki uzun vadede çocuklarımız reformların ertelemesinin bedelini daha düşük ücret, daha düşük yaşam kalitesi olarak ödeyecekler. O yüzden bir yol ayrımında olduğumuzu düşünüyorum.
 



Türkiye hangi yoldan gitmeli?

Türkiye’nin gideceği yol konusunda seçim öncesi bütün partilerin açıklamalarından dolayı uzlaştığını görüyoruz.  İlk başlık eğitim… Türkiye’nin bir an önce eğitimini modern anlamda eleştirirsel düşünceyi bütün çocuklara her çağda öğretecek bir yapıya dönüştürmesi lazım.


Şu an bizim eğitim sistemimi 19. yüzyıldan kalma kalıplarla ezberciliğe dayalı bir sistem üzerine kurulu. Bunun başarısız olduğunu bütün dünyadaki örnekleriyle görüyoruz. Cumhuriyet’in kurulumundan beri belli bir doktrin dayatıldı. Biz bir an önce OECD tarafından belirlenen modern anlamda yeni ekonominin ihtiyaç duyduğu modern bir eğitime geçmeliyiz. Ondan sonra gelen en önemli kavram ise adalet… Adil rekabet olmadan bir ülkenin kalkınması mümkün değildir. Ekonomiye herkesin katılması gereklidir. Katılan herkesin bu yarışta başarısına göre ödüllendirilmesi lazım. O yarışta başarılı olanların bir adım öne geçmesi ve ülkesine katma değer katması gereklidir. Bunu bir metafor olarak bir yazımda açıklamıştım. Rakip takımlarınız sahaya en iyi oyuncularını sürerken siz torpilli oyuncular ile çıkamazsınız. Çıkarsanız kaybedersiniz. Bunu sağlamanın yolu ise adil bir rekabet ortamıdır. Adalet olmadan bu çağda kalkınma mümkün değildir. Son kavram ise özgürlük… Kitabın alt başlığı ‘’ Ya Özgürlük Ya Sefalet ‘’ Özgürlük lüks olmamalı. Maalesef Türkiye’de özgürlük denilince laçka, kargaşa olarak yorumlanıyor. İnsanlar özgür olarak bilgiye ulaşmalı, ulaştıkları bilgileri özgürce geliştirmeli ve sonucunda bunu paylaşması demektedir. Bu bağlamda basın özgürlüğü çok önemlidir. Bilginin paylaşımın önündeki engellerin bir an önce kaldırılması lazım. İnsanlar özgürce fikirlerini beyan edebilmelidirler. Bu gerçekleşmezse yeni fikirler, inovasyon ortaya çıkamıyor. Bu çağda inovasyon olmadan gelişmeniz mümkün değildir. Siz özgürce yeni fikirler ortaya koyacaksınız ve bu fikriler özgür bir şekilde paylaşılacak.

Artık bilgi çağında yaşıyoruz. Nasıl bakış açısı lazım?

Ben yol ayrımında sonu kabul etmek istemem. Türkiye’de insanlarda büyük bir umutsuzluk var. Ekonomik anlamda gelecekten umudunu kesen insanların çoğalması o ülke için felakettir. Aklınızı, beyninizi ve sanatsal yaratıcılığınızı koyacaksınız ki yaptığınız ürünün katma değeri artsın. Hammadde çağı çoktan aşıldı. Herkesin elinde hammadde var. Hammaddeye dayalı ekonomik büyüme çok gerice kaldı. Artık hammaddenin nereden çıktığının önemi yok. Kimin işletip kimin pazarladığının önemi var. Teknoloji çağında yaşıyoruz. Sadece telefon, bilgisayar gibi düşünmeyin. Yol Ayrımındaki Türkiye kitabımda, fındık ve turizm örneğini verdim. Yaptığınız iş ne olursa olsun farkınızı ortaya koymanız lazım. Özgürlük olmazsa insanlar yaratamıyor. Bilgi çağı dediğimiz çağ bilginin özgürce dolaşımı demektedir. Medya özgür olmalı. En önemli araçtır. Medyanın önüne engel koymamalısınız çünkü bilgi çoğalmazsa fakirleşirsiniz. Basın özgürlüğünün yükseldiği ülkeler daha zengin oluyorlar. Bu yüzyılda twitter, youtube ya da gazete kapatıyorum deme şansınız yok.

Bizim bir an önce kendi yarattığımız yapay sorunları çözmemiz lazım. Politikacıların bugünü kurtarmak için getirdiği yapay, ideolojik, kimlik ve kültür sorunları var. Bunların içerisinde başörtüsü sorunu, Kürt sorunu, özgürlükler sorunu var. Ben hepsine yapay sorunlar diyorum. Çünkü yarın bir yönetici bir sabah kalkar bunlar böyle olmak zorunda değil der ve çözülür. O yüzden bunlar çok basit sorunlar. Biz bu basit sorunlara vakit ayrılmaktan vazgeçip asıl temel sorunlarımıza yönelmemiz lazım.

OECD’nin PISA testlerinde Türkiye hep sonlarda yer alıyor. Önlemler alınmıyor mu?

Bilmiyorum önlemlerin alınıp alınmadığını. Fakat sonuçlara baktığımız zaman kötü yerlerdeyiz. OECD’nin sıralamalarında hep en sonlardayız. Demek ki dünya ile yarıştığımız noktada iyi değiliz.

Suriyeliler Türkiye için ileride sosyolojik bir sorun olacak mı?

Kesinlikle… Türkiye’nin önündeki en önemli sorunlardan birisi Suriyeliler. Suriyeli mülteciler neredeyse nüfusumuzun yüzde üçüne denk geliyor. Topluma entegrasyonları için eğitim şart. 1 milyona yakın Suriyeli çocuk var bunların çoğu dışarıda dolaşıyor Onların okullarda olmaları gerekiyor. Aynı şekilde bu çocuklar büyük bir travma yaşayarak bize geldiler. Post dramatik stres sendromları ve depresyonları var. Bu çocukların ruhsal sorunlarını  acil olarak karşılayarak hepsini okullu yapmamız lazım.

Bunu yapmazsan ne olur?

Cevabını hem Ortadoğu’da hem de Pakistan – Afganistan sınırında görebilirsiniz. Taliban böyle bir ortamdan ortaya çıktı. Pek çok gayri meşru organizasyon için umudu, eğitimi olmayan büyük travma yaşamış çocuklar, gençler uzun vadede yaşadışı örgütler için ucuz eleman olabilirler. Bunun önüne geçmemiz lazım. Çocuklara iyi bir sağlık hizmeti sunmalıyız. Hatta bizim çocuklarımızdan daha iyi bir eğitim vermemiz gerekmektedir. Çünkü bizim kendi çocuklarımızın bir çoğu travma yaşamadı ve ailelerinin yanında yaşıyorlar.
 


Amerika’dan Türkiye nasıl görünüyor?

Gözükmüyor… Eskiden Amerika’da New York Times gibi büyük gazetelerde hemen her gün Türkiye ile ilgili bir ya da iki haber yayınlardı. Müzik, turizm, edebiyat, politik olarak açılım bütün bunları neredeyse haftada en az bir iki haberimizi okurduk. Amerika’da Türk olmak çok keyifliydi. 2000’lerin başında Nobel ödülü alan edebiyatçılarımız, başarılı bireyler için güzel platformdu. Ama artık Türkiye’den son iki üç yıldır güzel haberler gelmiyor. Çatışma haberleri geliyor. Amerikan hükümeti Türkiye’ye giden turistlere ciddi uyarılar yapıyor. Türkiye artık ABD’den Ortadoğu’nun parlayan yıldızı değil. Ortadoğu’da bir diğer ülke konumuna iniyoruz.

Siz ABD’de Türküm deyince nasıl tepkiler alıyorsunuz?

ABD’de Türkiye çok pozitif algılanan bir ülkedir. Avrupa ile Amerika’yı ayrıştırmak lazım. Avrupa’da ben dolaşırken Türk olmanın farklı bir anlamı olduğunu biliyorum. Ama Amerikalıların Türklere karşı tarihten bir önyargıları yok. Genelde Anadolu’yu Efes’i çok iyi biliyorlar. Çünkü İncil’de geçiyor. İstanbul zaten eğitimli turistlerin dünyada gitmek istedikleri en önemli yerlerden birisidir. Göçmenler arasında Türkiye’ye pozitif bir yaklaşım var. Son olayların geçici olacağını umuyorum. Son iki yıldır çatışma ve ölümler ile anılmasına rağmen uzun vadede böyle olmayacağını biliyorum.

New York’ta yaşam nasıl gidiyor?

Amerika tek bir ülke değil. Kuzey, güney, doğu, batı, kıyı, kırsa koca bir kıta. Amerika Birleşik Devletleri Avrupa’dan daha büyük bir yer. Nerede olduğunuz ve ne umduğunuza bağlı. New York, İstanbul’a çok benziyor. Trafik sorunu İstanbul’a göre çok az. Toplu taşıma her yere ulaşıyor. Yaşaması kolay bir şehir. Sanat ve kültür anlamında çok gelişmiş. Şahsen New York dışında bir yerde yaşayabileceğimi düşünmüyorum.

Ardahan, Göle doğumlusunuz. Sizin başarınız Ardahan’dan Amerika’ya uzanan bir yol…

Benim hikayemden çok var. Bence bu Cumhuriyet’in başarısıdır. Kırsal kesimde sınırlı olanaklara rağmen başarılı olabiliyorsunuz. Eğitim sistemi şimdiki kadar adaletsiz değildi. Türkiye’nin en kötü okullarında okuyup ODTÜ’ye, Boğaziçi’ne gelmek mümkündü. Şimdi ise daha az mümkün. Artık eğitimde bölgeler arası ciddi anlamda ayrışmalar var. Bunu bir türlü kapatamadık. Köyden çıkan Doktor Aziz Sancar Nobel ödülü aldı bundan daha büyük bir başarı var mıdır?

Selçuk Hocam Donald Trump ‘u sormak istiyorum. Time’in kapağını paylaştınız. Zorba, Şovmen, Demagog… 45. Başkan Trump olur mu?

ABD’de seçimler kasım ayının ilk haftasının Salı günü yapılacak. Donald Trump’un şimdiye karşı başarılı olmasının sebebi sağ bir partide ve insanların en koyu nefret duygularına sesleniyor. İslamofobi ve yabancı düşmanlığını kullanıyor. Sağ kesimde biraz ırkçılık biraz milliyetçilik var. Trump’ta onu sömürüyor. Cumhuriyetçi partiden genel seçime aday olduğu zaman karşısında muhtemelen Clinton olacak. Clinton karşısında bu söylemlerin çok başarılı olacağını düşünmüyorum. Seçilirse Amerika’da Müslüman olmak çok zor olacak. Hem ABD’nin hem insanlığın geleceğinde ciddi sıkıntılar olur.

Sayın Doç. Dr. Selçuk Sirin son söz sizin…

Teşekkür ederim ısrarla beni takip edip bu söyleşiyi yaptığın için. Kaç kişiyi red ettim seni red edemedim. Senin ne kadar emek harcadığını biliyorum. Türkiye’de senin gibi inatçı ruhlara ihtiyacımız var…

Röportaj sonunda Selçuk Hoca, Ahmet Ümit ile buluşacak. Ahmet Ümit ile geçen hafta röportaj yapmıştık beni tekrar görünce gene mi sen, kaçamıyorum senden diye bana takıldı.

Doğan Kitap Basın ve Halkla İlişkiler Sorumlusu Ebru Değirmenci ve Rona Doğan’ a teşekkür ederim.

Röportaj: Anıl Sural

twitter.com/AnilSural

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 32
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1319
Kayıt tarihi
: 20.02.16
 
 

11 Ağustos 1990 Amasya doğumludur. Diyarbakır, Karabük, Sakarya, Orlando - Florida, Trieste ve İs..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster