Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ocak '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
254
 

Neydik, ne olmamalıydık?

Neydik, ne olmamalıydık?
 

Sevgi ile...


Zaman akıyor, her şey büyük bir hızla değişiyor ve hatta gelişiyor(!)

Bizler bu değişime aynı hızla ayak uyduruyoruz. Bu devinim, her daim. Tüm insanlık, sürekli bir oryantasyon süreci içerisindeyiz.

Akşam haberlerinde Gazze’deki çocukları, onların dilinden, onların gözünden savaşı anlatıyordu ‘özel haber’ başlıkları altında televizyon kanalları.

Değişen ve gelişen teknoloji sayesinde hiç beklemeden, zahmet çekmeden, evde oturduğum yerden ben de ulaşmıştım bu habere ve görüntülere, diğer milyonlar gibi.

Pek çoğumuz bu görüntüleri izlerken üzüldük, ağladık, yanı başımızdaki çocuklarımıza sarılıp kendi durumumuza sevindik.

Ama haber bitip de sıradaki magazin programı ya da sitcom ekranda dönmeye başladıktan birkaç dakika sonra, kısa süreli belleğimiz yine elini çabuk tuttu, unuttuk olan biteni.

Televizyondan izlediğim ilk savaş görüntülerini Körfez Savaşında izlemiştim. İlkokul 3. sınıftaydım. Gördüğüm görüntülerden dehşete düşüp, korkuyla ağlamaya başlamıştım. Babama sığınıp ‘şimdi kıyamet mi kopuyor?’ diye sormuştum ona. Çocuk aklı işte. Ama her geçen gün daha da alıştık bu görüntülere. Kuveyt, Bosna, Afganistan, Irak, Gürcistan, Filistin… Alıştık, alıştıkça duyarsızlaştık, duyarsızlaştıkça umursamadık.

Gelişen teknoloji bilginin her türlüsüne, habere kısa sürede ve zahmetsizce ulaşmamızı sağlıyor. Peki, bu gücü nasıl kullanıyor, ne yapıyoruz?

Çok az şey, belki de hiçbir şey.

Tamam, hayat devam ediyor. Oturup savaşta ölenler için, babasının tecavüzüne uğrayanlar için, yalan söyleyen politikacılar, ihmalkâr bürokratlar yüzünden ölen gençler, ucuz ekmek kuyruğunda hayatı sonlananlar için karalar bağlayıp, hayatımızı dondurmamalıyız.

Ancak ortada ciddi bir yabancılaşma problemi var. İnsanoğlunun yaşadığı acıları (kimi zaman en yakınlarımızın bile) içselleştirmekte sorun yaşıyoruz.

‘Hayır’ dememiz gerekirken bir de bu savaşların birebir kopyası pc oyunları yazılıyor. Görüntüsü, efekti, kullanılan silahları, dökülen kanlarıyla birebir uyarlanan savaş ve strateji (!) oyunları. Bilgisayar ekranından gördükleriyle, televizyon ekranından gördükleri arasında bir fark göremez olurlar. Bunları oynayan çocukların, toplumsal duyarlılıklarını korumalarını beklemek yersizdir.

Teknoloji araçlarının sınırsız ve kontrolsüz kullanımından kaynaklanan moral değerler problemimiz var artık. Büyük kalabalıklar içinde yalnızlaşan ve duyarsızlaşan bireyler yığınıyız. Hızla tüketen, unutan, yalan söyleyen, dinlemeyen, anlatamayan ama giderek yalnızlaşan bireyler…

Önerilecek çözümler içinde örgün eğitim elbette çok önemli. Ancak çok daha önemli olduğuna inandığım bir yol var ki o da aile eğitimi. Gelişen teknolojik araçlardan ya da hızla dağılan bilgiden uzak tutmak da söz konusu edilemez. Ancak okuyan, yorumlayan, sorgulayan bireyler yetiştirmek, dünyanın geleceği için oldukça önemli. Toplumsal muhalefetin oluşması için önemli.

Hani işin sırrı demiştim ya daha önceleri, yine iddia ediyorum ki işin sırrı sevgide. Çocuklarımıza sevmeyi (komşumuzu, bahçedeki ağacı, ağaçtaki kuşu, denizi, toprağı dünyayı, hiç tanımadığı diğer yeryüzü insanlarını sevmeyi…), karşılıksız, koşulsuz sevmeyi öğretebilirsek daha yaşanılır bir dünya yaratabiliriz.

“Çocuğum benim yapamadıklarımı yapsın” düşüncesiyle, özgüven adı altında küstah, açıkgöz sanrısıyla bencil, kurnaz iddiasıyla yalancı çocuklar yetiştirmeyelim.

Çocuklarımızı duyarlı yetiştirelim, dünyayı değiştirelim.

(28. yaşımı devirdiğim şu günde, ömrümün geri kalanı için dileğimdir. )

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu yazının altına ben de imzamı atarım. Dünya bir taraflara doğru değişiyor ama bu değişim sanki iyiye değilde daha çok kötüye doğru... Belki birbirimize sevgiyi öğretebilirsek dünyayı da iyi yönde değiştirebiliriz... Ben yürekden inanıyorum herşeyi sevgi kurtaracak...

Prometheus 
 11.01.2009 3:07
Cevap :
Her olgu, varlık, kavram zıttını da içinde barındırır. Umarım artan mutsuzluklar, savaşlar, barışı ve mutluluğu doğurur tez zamanda. Nazım'ı hatırlattın bana imza deyince.'Teyze, amca bir imza ver/ Çocuklar öldürülmesin/Şeker de yiyebilsinler'. Sevgiler...  12.01.2009 10:40
 

Hepimiz unutmakla suçluyuz iyiyide kötüyüde unutuyoruz. Dileğin benimde dileğim.

hemera 
 11.01.2009 1:27
Cevap :
Yaptığınız kazılarda savaştan, kinden, hırstan en ufak iz olmayan kalınıtlara, bulgulara rastladığınız oluyor mu çok merak ediyorum. En barşçıl topluluk hangisiydi acaba? Sevgiler...  12.01.2009 10:53
 

nice yıllara,barış ve huzurla. ben diyorum ki,yaşadığımız dünya inatla, bizi sanki SAVAŞANLAR,SEVENLER diye ayrıştırıyor,ve ne mutlu ki sevenlerin cephesindeyiz.Ve bizim SEVGİ gücümüz onlarla aramıza bir ağ örecek ve dünyamız selamete mutluluğa erecek diyorum.Bu akıl almaz dünya manzarasının,bu keskin kutuplaşmanın başka açıklamasını bulamıyorum.Evren bizi net olarak ayrıştrıyor sanki,bize düşen UMUDA tutunmak,SEVGİYE odaklanmak.Bu kabustan uyandığımızda,geride bıraktığımız,sönmüş,etkisi rüyada kalmış,iyiki rüyayımış dediğimiz duygu kalacak yüreğimizde.Bize düşen bu ayrışmayı çabuklaştırmak adına sonsuz dilek ve duada bulunmak. yeni yaşların ,sevgiye gebe dünyalara doğsun,sevgiyle öpüyorum ÖĞRETMENİM...

Şerife Mutlu 
 09.01.2009 11:32
Cevap :
Sözleriniz o kadar güzel ki öğretmenim. Hırsın, rekabetin tutsağı olmuş, bencil öğrencileri gördükçe üzülüyor, kazandığım her öğrenciyle daha da umutlanıyorum. Sizler gibi örnek öğretmenler sayesinde ise daha da cesaretleniyorum. Sevgiyle öperim ellerinizden...  09.01.2009 13:22
 

Dileğini tutarken, gözlerini kapadın mı? Herşeye gözümüzü, zaten kapatıyoruz değil mi? Sadece dilekler için kapasak... Sonra kolları sıvasak. Görevin en büyüğü biz de, öğretmenim. Sadece çocukları değil, ana babaları da eğitmek zorundayız. Yoksa bütün emekler, boşa gider. Güzel yazmışsın. Unutmuyoruz belki, her yediğim lokmada, boğazım düğümleniyor. Yaşamak zorundayız sadece. Ne sen, ne de ben sessiz değiliz. Senin bahsettiğin sessizlere, zaten ne yapsan boş. Sen iyi bir öğretmensin. Yüreklisin, yetiştirdiklerinde, senin gibi olacaktır. Umutluyuz işte, şu yazıyı okuyup ta, vicdanı sızlamayan, yapılanları görüp te, destek çıkan, insanlara, ne yapabiliriz. Anlat sen. Daha çok anlat. Belki onlarda duyar sesimizi.Sevgiyle kal.

SINIR 
 09.01.2009 1:03
Cevap :
Melda öğretmenim, haberci bende de sorun. Aileleri de eğitmek konusunda yerden göğe kadar haklısın. Geçen hafta asosyal bir öğrencimin babası birbuçuk saat boyunca oynadıkları savaş oyununun ne kadar faydalı olduğu konusunda beni ikna etmek için uğraştı. Üstelik diş hekimi, tahsilli bir veli. Okulda kazandığı davranışı tatillerde kaybeden onlarca öğrenci görüyoruz. Ama dediğin gibi işimiz bu, vazgeçmek, pes etmek yok. İnadına inadına. Sevgilerim içten...  09.01.2009 10:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 130
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 516
Kayıt tarihi
: 30.04.08
 
 

Ordu'da başlayan, Ankara'dan Antalya'ya uzanan bir yol(culuk) benimki. Rehber öğretmen, yönetici ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster