Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ağustos '08

 
Kategori
Mizah
Okunma Sayısı
465
 

Neyim ben.

Neyim ben.
 

www.nettasarim.org sitesinden alınmıştır.


Bodrumda saha mühendisi olarak başladığım çalışma hayatımı şirketimizin yabancı müşterileri ile yakından ilgilenme bölümünde noktaladım. Gaziantep’te sahalara tekrar dönüyorum. Elveda yabancı müşteriler, elveda yanlış anlaşılmalar.

Şantiyede işler tüm hızıyla devam ediyordu ve peyzaj ekibi şantiye gelmişti. Peyzaj ekibinin başındaki bayanın peyzaj bilgisi bizim patronun çok ilgisini çekmiş olacak ki, daha önce şantiyeye arada bir uğrayan adam sabah namazına müteakip şantiyeye gelmeye başladı. Bir gün patron “bana şantiye şefini bulun” dedi. Gittim, şefi çağırdım ve yamacı tırmanarak patronun yanına vardık. Bizim patron öldürücü vuruşu yaptı ve bizim şefe “buralar her gün sulanacak” diye bir talimat verdi. Meğersem peyzajcı ablanın çimler ve sulamak üzerine yaptığı konuşmayı ne kadar ciddiye aldığını göstermek için çağırmış şefi. Ben de olay mahallinde içimden “adam inşaat mühendisi mi, bahçıvan mı” diye kıs kıs gülüyordum. Şef dönüşte çimine bir sana iki isimli eseri seslendiriyordu.

Gülme komşuna, gelir başına;

İngiliz çift çocuklarını da alıp ofisimize gelmişler. Merhabaydı, hoştu beşti derken kaynaşıverdik. İngilizler kaynaşmamızın temsili bir ifadesi olarak küçük çocuklarına adımı söyletmek istediler. İşte kültür farkı budur. Biz olsak, küçük çocuk kız ise şarkı söyletiriz, erkek ise pipisini göstertiriz. Bu arada küçükken pipimi gösterdiğim insanlardan bir tanesi bile arayıp sormuyor, yazıklar olsun. Sünnet kasetimi izleyip aramayanlara özellikle yazıklar olsun. Ne diyorduk, illa çocuğa benim adımı söyletecekler. Çocuk en sonunda bana bakarak rat dedi. Az önce nezaketen adımı söyletmeye çalışan aile, bıraktı nezaketi başladı gülmeye. Bu ecnebiler neye gülüyorlar, Murat demeye çalışırken rat demenin neresi komik diyen okurlarımız için açıklayalım, rat İngilizce bir sözcük olup Türkçe karşılığı bildiğiniz sıçan. Bildiğiniz sıçan diyorum ama hangi sıçanı biliyorsunuz onu bilmediğim için karışıklığı önlemek için açıklayayım, lağım faresinin halk arasında bilinen adı. Küçük velet Murat diyemedi mi, yoksa ailesi çok ısrar etti diye rat diyerek işin içinden çıkmak mı istedi bilmiyorum. Olan bana oldu, satış bölümü müdürü olarak başladığım görüşmeyi lağım faresi olarak noktaladım.

İrlandalı kalabalık bir grubu yedirdik, içirdik, gezdirdik. Yediğimiz içtiğimiz size kalsın, bir ev alın da havamızı bulalım dedim. Biz gidince karar vereceğiz dediler ve ben de bakarsın gidince alırlar ümidi ile müşterilere son hizmetimi yaptım ve havaalanına götürdüm. Havaalanında valizleri taşıdığınız valiz arabalarının başına iki tane bayan koymuşlar. Bayanlardan birisi bana İngilizce “valiz arabası ister misiniz?” dedi. Vay be demek ki yabancı erkeklere benziyorum diye hafiften havaya girdim ki öteki bayan hemen arkadaşını ikaz etti ve “o Türk şoförleri, ona sorma dedi” Bir an zihnimde İbrahim Tatlıses’in “Yallah şöför yallah” isimli şarkısı çalmaya başladı. Müşterileri uğurladım ve şoför sanıldığım olay mahallinden klimalı minibüse atlayıp, kolumu minibüsün camından sarkıtıp, topuklarına bastığım ayakkabım ile gaza basıp uzaklaştım.

Yabancı yatırımcımız her geldiğinde Dedeman otelde kalıyordu. Otele ben bıraktığım, otelden ben aldığım için kapıdaki görevli arkadaş ile gel zaman git zaman sohbetimiz artmaya başladı. Bir gün bu arkadaş, birbirimizi daha fazla tanımamız gerektiğine karar verdi herhalde ve “sen bu adamın şoförüsün değil mi?” dedi. Senin havaalanındaki kızla bir akrabalığın var mı diyecektim, olmaz böyle tesadüf diyerek sorumdan vazgeçtim. Yine şoför sanılmıştım ve artık acaba ben şoför müyüm diye düşünmeye başlamıştım. Yatırımcı geldiğinde arka kapıyı açtım, ne yapıyorsun dedi. Pardon, bu günlerde biraz dalgınım dedim. Bu çalan ne dedi. İbrahim Tatlıses, yallah şöför yallah, sever misin dedim. Zihnimde çalan müziği duyabileceği kadar samimiydik artık.

Patronlardan birisinin evine gittik, baktık mangalda balık partisi vermişler. Örnek dairelerin perde işini verdikleri perdeci iki tane abinin de olduğu kalabalık grup yiyor, içiyor ve eğleniyordu. Sonra büyük ısrarlar sonunda kendimi bu kalabalık grubun önünde Bayhan taklidi yaparken buldum. Tamam, ben sevdiğim insanlara her türlü şebekliği yaparım ama tanımadığım adam oldu mu çok pis kasılırım diye açıklama fırsatı da vermediler. Bayhan taklidinin ilk dakikası çok gergin geçti ve bir Müslüman evladı da çıkıp çocuk bir şeyler yapıyor, bari gülelim demedi. Taklit kimse gülmeden biterse kendimi de yakarım burayı da yakarım diye düşünüyordum ki birisi ilk kahkahayı patlattı. Alkolün de etkisiyle o dakikadan sonra ne yaptıysam güldüler de çok büyük bir rezaletten kurtuldum. Bayhan taklidi yapmaktan daha büyük rezillik mi olur diyorsanız siz de haklısınız.

Mühendis olarak geldiğim bodrumda artık mangalda balık partilerinin komedyeni miydim, yabancıların şoförü müydüm yoksa küçük İngiliz veledinin dediği gibi bir lağım faresi miydim. Her şey patronun şantiye şefine bahçıvan muamelesi yapmasıyla ve benim içimden gülmem ile başlamıştı. En yakın zamanda şantiye şefini arayıp helalliğini alsam iyi olacak. 3 sene önce yaşadığımız bir olayı hatırlar mı acaba?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

masamın üzerinde yığılmış işler var ama ben oturduğum yerde sürekli kırkırdıyorum yapmayın böyle işten attıracaksınız beni...çok eğlenceliydi.Sevgiler

Zaman sonra 
 28.08.2008 11:04
Cevap :
Rujo, bir şeyler yazmak bir rahatlama yöntemi, yazılanlara senin gibi hayat dolu insanlardan yorum almak bambaşka bir keyif. Bu keyfi yaşattığın için çok teşekkür ederim. Saygı ve sevgilerimle.  29.08.2008 18:50
 

o dönem yabancılarla çalışıyorum...kanadalı hanım minübüse biniyor "müsaıt bi yerde iner mısınnn"diye şoföre sesleeniyor, şoför " niye sen mi sürcen? - İrlandalı hanım fırına giriyor " iki sicak erkek istiyorum ..fırıncı , ??? erkek? eliyle ekmekleri gösteriyor sonra kendini işaret ederek ?? hangisiii diyor..bizim ki alı al moru mor atıyor kendini fırından...ingiliz aile manavda çocuk piççç piçç diye bağırıyor (peach) yani şeftali ...çırakkk ?? doorruuu konuşşşşş çocukkk dorrruuuuu bak çarparım haaaa...bizimkiler dakikalar sonra anlıyor durumu...:)))yine minübüste müsait bir yerde ineekkkk var (inecek ) diye bağırıp minübüste kahkalar...daha neler neler...aklıma getirdiniz .))) :))) çookkk yaşayın emii :)))

Kundelas- Sevdakılıçaslan 
 08.08.2008 22:29
Cevap :
Samimi olarak söyleyebilirim ki sizin yorum benim blogdan çok daha eğlenceli. Çok gülerek okudum. Paylaştığınız için çok teşekkür ederim.  09.08.2008 21:56
 

…okumaktan keyif alıyorum. Tatilden sonra, önce siz neler yazmışsınız okudum. Yine çok beğenerek… Tebrik ediyorum. Komikti ve güzeldi.

Gül AYAN 
 08.08.2008 15:34
Cevap :
Ben de samimi olarak sizden gelecek yorumu merakla bekliyordum. Bugüne kadar yazdığınız yorumlar ile çok büyük motivasyon kaynağı oldunuz. Katkılarınız için yürekten teşekkürler.  08.08.2008 17:45
 

Ama senin yanlış anlaşılmaların oldukça komik olmuş Murat, pardon parti komedyeni yada Turist Şoförü :) İngiliz veledinide boşver yok öyle bişey, Tamam Murat'sın sen; sesini duydum emin oldum O_nay_lı_yo_rum. Keyifli bir yazı herzamanki gibi. Antep'te dikkat et kendine, ayrıca yeni işinde başarılar...Saygılar.

Demet 
 02.08.2008 22:32
Cevap :
Gaziantep ile ilgili bilgi toplamaya başladım. Çok yakın bir arkadaşım 3 sene önce gitmiş, kasetçinin birinin camında "dıptıslı müzik bulunur" yazıyormuş. Bol dıptıslı bir macera beni bekliyor. Yazıdan keyif almana ve yorum yazmana sevindim Demet. Saygı ve sevgiler.  03.08.2008 12:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 20
Toplam yorum
: 108
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 1478
Kayıt tarihi
: 25.06.08
 
 

Yaklaşık olarak ayını şeyleri yaşıyoruz. Uyuyoruz, uyanıyoruz, yemek yiyouuz, temel ihtiyaçlarımızı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster