Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Şubat '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
350
 

Niçin yazıyorlar?..

Niçin yazıyorlar?..
 

Sahi, niçin yazıyorlar?.. Konuşarak, kolayından derdini anlatmak varken, insanoğlunun kendisini, kendi iradesi ile zora doğru sürükleyerek, “yazması”nın nedeni ne ola ki?.. Çeşitli türden, değişik yazarlara bu soruyu sormuşlar. Verilen yanıtlar birbirinden ilginç. Gelin, birkaç yanıtı bu satırlara aktararak, üzerinde düşünmeye çalışalım:

Jorge Luis Borges… Bu konuda şunları söylüyor: - Yazmaktan vazgeçemem… Benim kaderim, [bir okur ve] yazar olarak, hep edebiyata dönük oldu: Ben acil bir soruna ve bir iç gerekliliğe yanıt vermek için yazarım… Ancak, kendi adasında yaşayan bir Robenson olsaydım, asla yazmazdım!.. Sonra devam ediyor Borges; - Yalnızca gerekli olduğunu hissettiğimde yazarım. Konu aramam. O’nun gelip, beni bulmasını beklerim… Evet, yazı yazmak belki de, düşünce ve duyarlılığın kristalize olmuş yoğun bir dışa vurum biçimidir… Peki, bir insan için, illaki “dışa vurum” gerekli midir? Sanmıyoruz… Ama dışa vurulanın, özgün, nitelikli ve düzeyli olması kişiyi “büyük” kılıyor… Eğer bu dışa vurum, kendi biçimini bulmuş ve onun içinde estetik normları da içererek… salınıyorsa, alın size gerçek bir “yaratı!..” Demek ki, bu anlamda ortada bir dışa vurumun olması birincil koşul olarak zorunlu... Ama dışa vurulanın niteliği, birincil koşulun bile önüne geçen bir diğer birincil koşul… İşte bu noktada yazarın başarı olgusu gündeme geliyor… Başarılı yazar ya da başarıya ulaşamamış olan yazar…

Ünlü Amerikalı yazar Kipling bu konuda şöyle diyor: - Başarısızlığa ve başarıya meydan okumayı ve bu iki yalana da aynı şekilde davranmayı bilmek gerekir!.. Evet… Bilmek gerekir!. Çünkü kimsenin başarısızlığı ya da başarısı, kendisinin ya da toplumun zannettiği büyüklükte ya da vahamette değildir… Yazı yazan bir insan, daha çok, yazıp bitirdiğini değil, yazacağı yazıyı düşünmelidir… Çünkü yazılıp, son noktası konan bir düşünce ya da duygu, artık geçmişin ta kendisidir… Gelecek ise, işte yine tam bu noktadan sonrakidir… Bu noktadan başlayarak ufka doğru seğirten, yeni “nokta son”lara doğru koşturan, emek harcayan ve didinen bir soluktan ibarettir. Yaratıcı insan, bu soluğu içine çekmeli ve kalemine bu soluğun dinginliğini doldurmalıdır… Borges şöyle sürdürüyor düşüncelerini; - Eğer bir şeyler olacağını düşünürsem, hazırlanırım… [Hareketsizleşirim, diyelim] Ve beklerim… O zaman o bir şeyler gelir bana; bir çeşit vahiy dalgası… Bu sözcük biraz iddialı, diyelim ki, bir şiir… Bir öykü, bir sayfa düz yazı olabilecek bir “şey”i fark ederim. Ama bu “şey”in, gerçek anlamda ne olduğunu daha sonra anlarım… Ve yazmaya başlarım. Ama yazdıklarıma, elimden geldiğince az müdahale ederim… Evet sanat Tanrıçası, “bilinçaltı” olarak adlandırılan çağdaş mitolojimize oldukça uygun düşüyor… Bu satırlara düşüncenizde ekleyebileceğiniz bir şeyler var mı, bilmiyorum… Ama isterseniz, gelin bizler de Borges’e uyalım: “Hareketsizleşerek… Hazırlanalım.” Ve O’nun gibi, o “şey”i ve sonra, ardından olacakları hareket etmeden, bekleyelim… Haydi…

http://www.soruyusormak.com/ http://www.dnm-ler.com/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 911
Toplam yorum
: 360
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 465
Kayıt tarihi
: 30.01.09
 
 

1942 yılının Şubat ayında Bursa'da (Mehmet Kemalettin'den olma, Emine İffet'ten doğma olarak) dün..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster