Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Kasım '10

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
532
 

Nifak... 18 (Son bölüm)

Nifak... 18 (Son bölüm)
 

Acı haberi anne-babaya kimse söyleyemiyor...


Tanyeri henüz ağarmıştı ki sabah namazı için abdest almaya kalkan Pınarcık Köyü’nün muhtarı, ev kapısının kırılırcasına çalındığını duyunca önce irkildi, sonra kapının yanına gelerek:

-Yavaş ol, kıracaksın kapıyı! Açıyorum acelen ne? dedi.

Kapıyı açtığında jandarma komutanını karşısında gördü.

-Hayırdır kumandan?

-Bizi Hüseyin’in evine götür.

-Hangi Hüseyin?

-Şu oğlu üniversitede okuyan…

-Oğlunun adı Murat mı?

-Galiba öyle.

-Bişey mi oldu? Önemli bişey mi var?

-Boş ver, birazdan öğrenirsin! Hemen gidelim.

Jandarma komutanı, Hüseyin ve Hatça Ana’ya oğullarının öldüğünü söyleyemedi:

-Yaralanmış mı ne, ben de kesin bilmiyorum. Vilayetten emir geldi. Bizim ciple sizi vilayete götüreceğiz. Oradan bir polis arabasıyla İstanbul’a gideceksiniz, dedi.

***

Polis arabası çok hızlı gidiyordu. Altı buçuk saatte İstanbul’a ulaştılar. Önce Sirkeci’deki Emniyet Müdürlüğü’ne gidildi. Orada Hüseyin ve Hatça Ana’ya bazı sorular sorulup çay ve simit ikram edildi. Soruşturma kısa sürmüştü, ama gerçek kimse tarafından bu ana ve babaya söylenmemişti, ta ki morga gidinceye kadar…

***

Vedat’ı o günden sonra gören olmadı. Bazı söylentiler çıktı, ama bunların hiç birisi doğrulanamadı. Babası sağdan soldan borç alıp iki tane İstanbul gazetesinde kayıp ilanı verdi. Buna rağmen Vedat ile ilgili bir ipucuna ulaşılamadı.

***

Ambulansın açık kapısını gençler kapattırmıyorlardı. Gelip içeriye bakıp geri çekiliyorlar, çekilenlerin yerine başkaları gelip bakıyorlardı.

Gökyüzü kalın bulutlarla örtülüp yağmur yağmaya başlamasaydı ambulansın kapısının kapanacağı yoktu. Kapı kapanınca yağmur şiddetini daha da artırdı, biraz sonra dolu ile karışık yağmaya başladı. Bulutlar ortalığı bir hayli karartmıştı. Yağmur ve dolu yağarken kimse yerinde kımıldamadı. Bu yağış üç-dört dakika sürdü ve aniden kesildi.

Morg’un üzerindeki bulutlar hızla uzaklaşıyorlardı. Mavi gökyüzü çok net bir şekilde görünmeye başladığında herkes kafasını yukarıya doğru kaldırdı. Herkes aynı noktaya bakıyordu, herkes tıpatıp olmasa bile aynı şeyi görüyordu. Topluluk hipnotize edilmiş gibiydi. Çünkü hepsi aynı şeyi söylüyorlardı:

-Murat yaşıyor, Murat yaşıyor…

Ambulans önü açılınca Topkapı otogarına gitmek üzere ağır ağır ilerlemeye başladı. Elli metre kadar gidip durdu, bazı gençler bir şey mi oldu diye yanına koştular, ama tekrar hareket edip biraz sonra kulaklarda siren seslerinin yankılanmasını bırakıp gözden kayboldu.

***

Gençler meydanı boşaltmışlardı. Toplum polisleri de gitme hazırlığı yapıyorlardı. Osman ise hala oradaydı. Bir toplum polisinin uyarısıyla yürümeye başladı. Yürürken bir şeyler mırıldanıyordu :

-Murat yaşıyor, Murat yaşıyor, Murat yaşıyor…


BİTTİ-

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1064
Toplam yorum
: 217
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 812
Kayıt tarihi
: 30.07.10
 
 

Uzun yıllar çeşitli sitelerde Oruç Yıldırım adı ile yazı yazdım. Dört tane romanım ve çokca da de..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster