Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Aralık '12

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
501
 

Nihat Genç ile güvenlik ve enerji sorunu yolculuğumuz

Nihat Genç ile güvenlik ve enerji sorunu yolculuğumuz
 

Yazar Nihat Genç (Trabzon 1956)


Kendisini sevenlerce ‘Modern Çağın Dervişi’ olarak nitelenen Nihat Genç yine baltayı taşa vurmuş. Geniş toplumun anayasa, dokunulmazlık, terör, KPSS, örtülü ödenek, Muhteşem Yüzyıl, Sivas Katliamı , aile içi şiddet ve cinnet geçirmeler gibi konularla boğuştuğu bu günlerde Türkiye için Rusya ile İran'ın önemini dile getirmiş. Terör sorununun çözümü ve doğal gaz vanalarının Rusya ile İran'ın elinde olduğuna vurgu yaparak Başbakan Erdoğan’ı da eleştirmiş geçenler.

Bana göre Nihat Genç de İsmet Özel gibi dediği dedik yazarlarımız. İsmet Özel’in şairliği ise dillere destandır. Onunla yarışacak olan bir şair yoktur diye düşünmüşümdür. O dün olduğu kadar bugündür, gelecektir. Nihat Genç de öyküleri ve romanları yanında siyasi yorumları ile gündemimizde var olan edebiyatçı bir değerimizdir. Özellikle 1990’lardan beri gündemimizdedir. Liberal pazar ekonomisi ile ona gönül veren çıkarcı kimi yazarlar ile şirketler yanında muhafazakâr demokrat kesimlerin hışmına uğramışlardır. Gördükleri  ilgisizlik ve baskılar nedeni ile görevlerinden ayrılmak zorunda kalmışlardır. Son beş yıldan bu yana kendisini siyasi eleştiriye yönlendirmiş, görüşlerini kamuoyu ile paylaşmak istemiştir. Olaylar karşısında ‘bir musibet bin nasihatten iyidir’ diyerek düşünülmesi gereken konulara dikkat çekmek ister. Sanki her ikisi de siyasi birer yasaklı gibi ekranlardan ve basın yayın alanlarından uzaklaştırılmışlardır.

Bağımsızlık hiç de kolay değil

Sanırım ikisi de birbirini hiç tanımaz. İsmet Özel ile Hacettepe’deki öğrencilik yıllarımızda tanıştığım için Nihat Genç de bizi bize anlatan bir edebiyatçı olduğu için sürekli olarak ilgimi çekmiştir. Ankara’da benim de arada bir uğradığım bir kitapçıda o suskun mütefekkir duruşu ile bir kaç kez gördüm kendisini. O’nun konuşma sırası kendisine geldiğinde İsmet Özel’de de olduğu gibi nasıl bir volkan olduğunu hepimiz biliriz. Olaylara da sorunlara da bakışları hep kendilerine özgüdür. Kişisel oldukları kadar yaklaşımlarındaki bizlik duygusu ile yüklü toplumcu tavırlarını görmemek mümkün değil. Öyle de olması gerekir. Her ikisini de zaman buldukça okurum. Anladığım kadar ile o da İsmet Özel gibi hiç bir edebi akıma bağlanamayacak kadar özgün birer edebi kişiliktir. Ne bir kişiye ne de bir siyasi akıma gönül vermezler. Yılların birikimleri ile oluşan özgün düşüncelerini  kamuoyu ile paylaşmayı da severler.

Nihat Genç’in 2008’deki bir konuşmasına göre ‘...Bu ülkenin bağımsızlığına herkes uyar. Haçlılar 300 yıl geldi, 200 yıl Moğol geldi, İngiliz hala geliyor. Biz Celali isyanlarını yaşadık. Bütün bunlara rağmen bağımsızlığımızı koruduk; ama şimdi Uludağ’ın suyunu koruyamıyoruz. Köroğlu Dağları’nda, Kazdağları’nda çam ağaçlarını koruyamıyorsun. Toroslar, Kaplıkayalar, Tuz Gölü… Buldozerler girdi ormanlarımıza. Üstüne basa basa bunu söyleyeceksiniz çocuklar!’

Bu bağlamda O’nun bir başka konuşmasında 'Her ideolojinin bir Sevr'i oluştu' tespitini de okuyoruz. Ne yazık ki kimi aydınların da gördüğü gibi ülkemizde özellikle AB Uyum Yasaları ile AB Komiserlerinin açıklamaları ile AB Raporları ‘bağımsızlık’ niteliklerimiizn aşındırılmaya çalışıldığının en belirgin delilleri değil midir? Öte yandan İsrail’in güvenliği ile olası bir Suriye İşgali için ülkemizde konuşlanmaya başlayan bazı savunma ve saldırı üselrei ile yabancı askerlerin varlığı de bağımsızlığmız için birer tehdit olarak algılanamaz mi?

Nihat Genç , ‘Her türlü tehlikeye karşı, halkımızdan öğreneceklerimiz var’

Nihat Genç  ülkemizde yaşanan bazı çatışmacı toplumsal olaylar ile kimi kışkırtmalar için de kamuoyunun ilgisini çekecek, onun tavırlarını açıklayacak tespitlerde de bulunur yeri geldiğinde. Yine o konuşmasında diyor ki, ‘Her türlü tehlike vardır. Bu tehlikelere karşı,halkımızdan çok şey öğreneceğiz. Bu ülkede Madımak olayları (Sivas Katliamı) gibi büyük bir provokasyon yaşandı. Bir tek Alevi tutup, silah çekmedi. Eğer çekseydi, biz bugün yoktuk. Alevilerden bir şeyler öğrenelim; bakın ne kadar metin, ne kadar sabırlı insanlar... Bu ülkenin soylu Türkleri olduklarını kanıtladılar bizlere. Sen beni öldürdün, ben de seni öldüreyim; deseydi ne olacaktı? Şu anda yoktuk. Demek ki Alevilerin önderleri, onları besleyen fikirler bu ülkenin ruhuymuş. Neymiş bu ruh; tokadı kardeşinden yemesine rağmen sessiz kalışı, sabırlı duruşuymuş. Bundan büyük değer mi olur ya? Güneydoğu da bunun en büyük örneğidir. 30.000 insan öldü. Bugün Ankara Çubuk’un köylerinde ama halkımız büyük şehirlerde dönüp birbirine yan bakmadı, bakmıyor. Bu hepimiz için çok büyük bir değerdir.’ (Alıntı yeri: http://www.politikadergisi.com/roportaj/politika-dergisi-nihat-genc-mulakati)

Nihat Genç, ‘İran istese, seni iktidardan alacak güce sahip

‘Karnımı doyuruyorum, kiramı veriyorum. Allah’a şükür edebiyatla karnını doyuran birkaç kişiden biriyim’ diyen Nihat Genç  artık çok okunması kısıtlanmış olsa bile kısa konuşmalarının sanal ortamdaki paylaşımları nedeni ile sık sık dinlenen bir muhaliftir. Az önce onun  ‘İran istese, seni iktidardan alacak güce sahip’ başlıklı konuşması gelmiş benim sayfaya. ‘Yine köpürmüş’ dedim başlığı görür görmez. Türkiye’nin enerji sorunu ile terör sorununun çözümüne değinmeye çalışmış kendi üslubu çerçevesinde. Yine kızgın, yine neden böyle oluyor, böyle mi olmalı, neden olayların bu yönleri de görülmüyor, diyerek soruyor, sorguluyor, uyarıyor gibi.

Gerçekte siyaset ile ticaretin atbaşı gittiği dünyada Türkiye özellikle enerji sorunu yüzünden oldukça sıkıntılı yıllar yaşamıştır. Yakın bir gelecekte İran ile Rusya’nın Türkiye’nin ABD yanlısı siyasi açılımları kapsamında özellikle ülkemize gelen doğal gaz musluklarını kısmaya başlamak istediklerinde durumun ne olabileceğini bir düşünelim. Nihat Genç İran’ın siyasi nedenler ile gelecek seçinmlerin birinde ‘doğal gaz vanalarını iki ay kadar’ kapatması durumunda Başbakan Erdoğan’ın kendisine olan kesimden de desteğini yitireceğini söylüyor. 

Bu bağlamda İran’nın Atom Bombasına sahip olması ile İsrail’in güvenliğinin ve Suriye’nin parçalanması aşamasına geldiğimiz şu günlerde Kürecik Köyü yakınlarındaki füze üssü ve Partiot  füzelerinin varlığı ile Türkiye açısından siyasi dengelerin nasıl değişmekte olduğunu da görmezden gelemeyiz. Bilindiği gibi beş yıl kadar önce Rusya Ukrayna’nın İran da Türkiye’nin doğal gazını kesmeye kalkışmıştı. Bu tür uygulamaların teknik bir durumdan öte anlamları olduğu da bilinmeyen bir durum olmasa gerekir. Nihat Genç de bu konuya vurgu yapmak istemiş bir yönü ile.

Biliyoruz ki bizim adımıza karar almak durumunda olan iktidar yetkilisi siyasetçilerin kararlarını da yorumlarını da ilgi ile dinleriz. ‘Sanki bana sordu da bu kararı aldı. Kimbilir işin içinde ne gibi hinlikler vardır’ diye iç geçirdiğimiz ise çok açık. Onlara muhalif olanlar da bizim adımıza imiş gibicesine yorumlarda bulunması  bakımından sürekli olarak ilgi alanımızdadırlar. Bu bakımdan her iktidar ile onun karşısında yer alan o bildik muhalifet dışında bir de aydınların eleştirileri vardır. Olmalıdır da. Ayrıca biliyoruz ki 'akıl aklıdan üstündür. Örgütlü bir tepki biçiminde olmasa bile bu kesimden yükselen seslerin de kulak ardı edilmemesi düşüncesindeyim.

Herkesle görüşmek sorunları çözer mi?

Nihat Genç ‘in bir buçuk (1’30’’) dakikalık ‘İran istese, seni iktidardan alacak güce sahip’ başlıklı konuşmasına dönecek olursak, ‘Buraların yeni sultanı gibi bağırıyor ama... Bu doğalgazı İran veya Rusya iki ay kestiği takdirde hiç şansı yok. İran'ın Türkiye'deki siyasi sahneyi değiştirecek kadar gücü var. Vana kimlerin elinde? Tayyip Erdoğan Bey kimi kandırıyor? Geldiğimiz yere bak: Apo'yu tanrı yaptınız, Türkiye'deki siyaseti biçimleme şansını da Rusya ve İran'a verdiniz...’ diyor. İç siyaseti de ilgilendiren bu yorumunda Nihat Genç haksız mı? Bence noksan bile söylemiş. Bilindiği gibi İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejat  2010 Aralık sonunda İstanbul’da Başbakan Erdoğan tarafından büyük bir ilgi ile karşılanmış; onun ABD’de karşısındaki dik duruşundan dolayı özellikle AKP'li seçmenlerce alkışlanmış idi. Çünkü tarihi, kültürel ve dil bağlamında İran Türkler için hep önemli olagelmiştir. Şiirlerini Farsça yazmış olan Konyalı Mevlana da aramızdaki en büyük edebi köprü değil midir? Ancak Hükümetin doğal gaz karşılığında İran’a altınla ödeme yapması ABD’nin otuz üç yıldan bu yana uyguladığı değişik içerikli ambargoların son biçimine göre ikili ilişkilerde oldukça sıkıntı yaratacak gibi görülüyor. 

Nihat Genç kısa konuşmasında İran ile Rusya’nın muslukların başında olduğunu, terör eylemlerinin yoğunlaşması nedeni ile bir çıkış yolu aramaya çalışan Başbakan Erdoğan'ın olası bir vanaların kesilmesi durumunda seçimi kaybedeceğini öne sürüyor. Son yıllarda yeniden yaygınlaşmaya başlayan terör saldırılarının durdurlması için Başbakan Erdoğan ile Başbakan Yardımcısı Atalay’ın ‘herkes ile’ görüşülebilir açıklamaları ile İmralı’da müebbete mahkum olan PKK terör örgütünün eski başkanı Öcalan’a işaret edildiğini biliyoruz. Bu bağlamda Nihat Genç onun yüceltilmesine de tepki gösteriyor bu konuşmasında.

Denge siyaseti gereğince Türkiye için bütün çevre ülkeler eşit değerde olmalıdır

Nihat Genç’in Türkiye’nin enerji ihtiyacı bağlamında Rusya ile İran’ın önemine vurgu yapması çok yerinde. Her ikisi de tarihi ilişkilerimiz ve enerji ihtiyacımız için vazgeçemeyeceğimiz komşularımız. Bu ülkeler bize yakın olduklarından enerji kaynaklarının güvenliği de taşınması da ucuzluğu da bizim için önemli. Petrol ürünleri ile doğal gaz fiyatlarının hayat pahalılığı için nasıl bir baskı oluşturduğunu, sayılara yalan söyletilmeye çalışılsa bile açık açık görüyoruz. Özellikle doğal gaz destekli elektrik üretimindeki son zamların; dar gelirliler ile esnaflar ve küçük sanayi işletmecileri için baskı oluşturduğunu ve enerji üretiminde dar boğaza girildiğinin bir başka göstergesi değil midir?

Bana göre en az Rusya ile İran kadar Irak da önemli. İsrail de Kıbrıs Adası da önemli geleceğimiz için. Gelin görün kü Başbakan Erdoğan için Kuzey Irak ile Gazze’nin güvenliğinden başka hiç bir kara parçası, hiç bir toplum yok çevremizde. Oysa Ermenistan, Azerbaycan, Nahcivan ile Yunanistan da önemli Türkler için. Musul Kerkük Petrolleri de önemli. Suriye de Irak Petrollerinin taşınma yolu olması bakımından çok yönlü stratejik bir konumda. Bu bağlamda Türkiye ile komşu ülke toplumları, gizli ellerce patlamaya hazır bir bomba durumuna getirilmeye çalışılıyor gibi bir algılama var bende. Bu komşu toplumlarda herkes potansiyel bir suçludur. Son yıllarda artan aile içi şiddet, terör örgütünün dağ kadrosuna katılımların artması, hırsızlık, vurgun, soygun, kaçakçılık ve cinayet alanlarındaki artışları görmüyor muyuz?

İyi ki gönüllerde giderek azaltılmakta olsa da vicdan, merhamet, acıma, sevgi, saygı var. Oysa Yüksek Siyaset başka telden çalıyor. Oysa Türkiye kimilerinin sandığı gibi hiç de 'güllük gülistanlık' değil. Ancak millet uyandı; kimse kimseyi kandırmıyor. Kandıramaz da. Gelir dağılımındaki adaletsizlik ile kentler ve bölgeler arasındaki gelişmişlik uçurumları nasıl kapatılacak? Ayrıca güvenlik açısından terör saldırıları ile Ortadoğu'daki son gelişmeler bağlamında bu konulardaki gelişmeler kamuoyunca günden güne daha bir sorgulanmaya başlandı benim gözlemlerime göre. Olaylar ile onların kaynaklandığı sorunlara iyi niyetle bakmak istesem de 'karamsar' denilebilecek yargılar taşıyorum.

Her türlü çekişmede Sırça Kümestekiler değil yoksul kesimler ezilir

Atalarımızın 'Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır' söylemindeki bir aşamaya gelmiş bulunuyoruz. Çünkü Ortadoğu'daki gelişmeler konusunda kamuoyu AKP iktidarının yönelimlerindeki ısrarcı tutumdaki ABD yanlılığını açık seçik görmeye başlamıştır. Biliniyor ki iktidarların da teröristlerin de İran'ın da Barzani'nin de Beşar'ın da bir sonu vardır. Dünyanın en güçlü başkanı Barack Hussein Obama'nın da sonunu göreceğiz. Oysa olan güvenlik güçleri ile toplumların yoksul kesimlerine oluyor. Kırk kanaat geçinmek, işsizlikle cebelleşmek, soğuktan titremeye başlamak, ucuz gıda peşinde koşmak bu toplumların kaderi olmamalı. Kaldı ki Türkiye’de toplumun %17’lik, yaklaşık on üç milyon (13.000.000) bir toplumun yoksulluk sınırının altında bulunması sorunun vehametini sanırım çok çarpıcı bir biçimde yansıtmaktadır. Umulur ki AKP iktidarı Ortadoğu sorunları ile ülke içi sorunların çözümünde adil ve dengeli uygulamalar ile özellikle zenginler dışındaki toplum kesimlerinin kuşkularını giderecek adımlar atacaktır.

Bütün bu kargaşa aç gözlü zenginler ile silah üreterek pazarlamaya girişen tüccarların başının altından çıkıyor. Bu konuda Batılı üreticiler ile Batılı tüccarların başı çektiğini biliyoruz. Silah satışlarından  belirli komisyonlar alarak onlara bel bağlayan, onlarla kapalı kapılar ardında nice senaryolar geliştiren içimizdeki kimi tüccar, aydın ve siyaset kesmi de bu kargaşanın bir 'kader' ya da 'kaçınılmaz bir durum' olduğunu kabul etmiş gibi suskun kaldıkları için ne kadar üzülsek azdır. Hangi toplum düzeninde olursa olsun 'gerçek adalet' onları tek tek bularak yargılayacak olan adalettir. İnşallah dahili ve harici sorunlarımızın çözümü 'kıyamet'e kalmaz.

Ersin Kabaoglu bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli Ömer Faruk Bey, Bilirsiniz, İran ve Rusya ile uzun bir tarihi geçmişimiz ve inişli çıkışlı ilişkilerimiz bulunmaktadır. Bu nedenle devlet hafızası olarak birbirimizi, hem yaşadıklarımızdan hem de; Petro’nun, Rusların, “Dünya İmparatorlukları için, Akdeniz’e inmesini, İran ve Türklerin hakkından gelinmesini” vasiyetinden biliriz. Bunlarla birlikte, Ruslar’ın Akdeniz’i (Basra körfezini) kontrol etmeleri; İngiliz-ABD-Fransızların petrol ve Pazar çıkarları için mutlak bir Dünya savaşı nedenidir. Bu nedenle bizlere I.Dünya Savaşı sonunda Anadolu-Trakya bırakılmış, Hanedanlık-Hilafet-Petrol'ü vererek ve Cumhuriyet'i ilan ederek ucuz! kurtulmuşuz ki(!) fazla hırpalanmamışız! Ruslar ve İran doğalgaz kozunu elbette oynayabilirler. Bu sürpriz de olmaz. Bu öngörüyü sokaktaki vatandaş bilir de, devlet bilmez mi? Bilir herhalde ki, Su, Rüzgar, Güneş, Kömür, Nükleer alanlarından can havli ile yatırım yapmaktadır. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 17.12.2012 10:47
 

Evet, yazmalı, tartışabilmeli ve çözüm yolları üretip önerebilmeliyiz! Karar verici mercilerde olma şansımız ol(a)masa bile...

Ersin Kabaoglu 
 15.12.2012 15:46
Cevap :
Haklısınız Ersin Bey.Verilen kararların ne kadar güdümlü olduğu yıllardan süzülerek geldik.TBMM yasaları iktidar partilerinin yeniden seçilebilmesine dönük değil mi?Bütçeler hiç sorgulanabiliyor mu?Zaman Aşımı adlı bir hukuk ilkesi hangi adaleti sağlayabilir?12 Eylül ile 28 Şubat eylemleri sorgulanıyormuş!Dokunulmazlık ile örtülü ödenek demokrasinin kamburu değil midir?Eski ve yeni M.vekili maaşları neden bu kadar yüksek olabiliyor?Özal'ın ölüm nedeninin araştırılması bile siyasi bir çekişmeye dönüştürüldükten sonra hangi araştırma hangi soruşturma adil olabilir?Her kul gibi Merhumun Otopsi Raporu olmadan defnedilmesi suç değil midir?TBMM yasaları Yerel Yön.Yasasında da olduğu gibi çözümden çok çatışmalara yönelik olduklarını görmüyor muyuz?Pişmanlık Yasası terörü önlemede çıkar yol mudur?Sinsi terör örgütüne karşı neden uluslararası savaş açılmıyor?Oysa olası bir İran-İsrail çatışması için NATO'ya 'dükkan sizin!' denilebilir mi?Eli kalem tutanlar yazmalıdır!Yetkilileri uyarmalıyız.  15.12.2012 19:19
 

Değerli bir analiz ve sentez yazısıydı kaleminizden okuduğum. İnsanın "Eee... Kalsın ortada birileri de baltayı taşa vuracak!" diyesi geliyor. Üstelik N.Genç'e de bu yakışıyor aslında. Bu arada Rusya-İran ve Türkiye'nin (yeraltı zenginlikleri kaynaklı emperyal girişimlere set çekercesine) XX. yy.'da bu kritik coğrafyada -mahiyetleri birbirlerinden çok farklı olsa da- devrim yapan üç ülke olduğunu belirtmekte fayda görürüm. Zira rövanşist saldırıların tarihsel köklerini ve mahiyetini bilmek açısından bu bilgi kanımca önemli! Saygı ve selamlarımla...

Ersin Kabaoglu 
 15.12.2012 11:44
Cevap :
Ersin Bey açıklamanız çok yerinde.Bence de sık sık birilerinin baltayı taşa vurması iyi de ne faydası oluyor ki?Kendinden menkul muhalefet;rehavet,şekavet,dokunulmazlık içre gül gibi yaşayıp gidiyor.Oysa ülke de İsrail uğruna İran'a karşı olası bir mukavemet için Ağrı Dağı eteklerinden değil de K.Maraş'ın Ahır Dağı eteklerinden Partiot savunmaya hazırlanıyor.Şu elektronik çağda bu zekâ ne NATO için ne de AKP iktidarı için açıklanması kolay olmayan bir çözüm olsa gerek.İran'ın Rus teknolojisine teslimiyeti açık.TC de Batı teknolojilerine kaptırdı gidiyor.Her iki İslam toplumunda da yerli elektronik ve motor üretimi yok.Bu yüzden her iki ülke de her bakımdan can çekişiyor bence.Batı'nın açık pazarı olmak yolculuğu ne yazık ki özellikle ülkemizi Açık Pazar olmak batağında çökertmektedir.Osmanlı da böyle çökmüştü:Alman silahları idi!Batı makinalarına bağımlı imalat sanayiinin enerji ihtiyacı ile güvenlik sorunlarımız hep böyle gidecek ise işimiz zor.Sorun aydınların da sorunu.Yazmalıyız.   15.12.2012 14:23
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 570
Toplam yorum
: 661
Toplam mesaj
: 131
Ort. okunma sayısı
: 984
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster