Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ağustos '13

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
975
 

Nihayet, "Çapulcu Güzeli de" seçildi.

Nihayet, "Çapulcu Güzeli de" seçildi.
 

Tatyana.. Kendisi zaten Kiew'de kraliçe imiş. Kendisini, bir daha biz de seçtik. Fazla mal, göz çıkarmaz diye.


 

 

                                                                                                                                                                                                                                                                                                       

 

 

Her yıl güzellik yarışmaları yapılır memleketimizde. Bunlardan 1990 tarihindeki Jülide Ateş’ler, Elif Ilgaz ve Gamze Saygı’ları hatırlayabiliyoruz. Ama, son  yıllarınkini de biliyoruz. Henüz tam oturmadılar. Veya, skandallardan arınmadılar.

Günümüzde 1929 ve 1932’nin kraliçeleri Feriha Tevfik ve Keriman Halis’i herkes bilir. E, peki, üç yıl öncekinden ve şimdiki Melisa Aslı, Açelye Samyeli ve Ruveyda Öksüz’ü  hangimiz hatırlar?

Ama Nebahat Çehreyi hatırda kalacak olanlardan. Yetmişine merdiven  dayamak üzere olan bu hatunun, mihrabı yıkık değil, diri. Birisi yazmıştı onun için:  “24 yaşındaki beni, 10’a çarpar, 8’e katlar bir de duvara yapıştırır. Aşk-ı Memnu’yu izliyorsam, sırf  bu kadından dolayıdır” demişti. İyi mi?

Ört ki, ölem !

Ama kim ne dersin, 1951 yılının Günseli Başar’ını kimse unutmamıştır. Nedense hep akılda kalmıştır ve çok sık anılmıştır. ( İzmir’de, Pasaporttan Alsancak’a kadarki kaldırım döşemelerindeki o deniz dalgalı  figür, bu gün hala  gözleri okşamaktadır.)

Bir de şu anlaşılmamıştır iyice. Hani adaylar ip gibi dizilirler, sunucu teker teker hatır sorarken, fantezi laf etme heves ve merakına kapılır ya. İşte onun gibi bir şey. Mesela ortaya “iyilik” lafı atılır,

Güzellik yarışmacımıza “nasıl  bir iyilik yapmak istersiniz?” sualine cevap istenir. Yarışmacımız, allı morlu, fıstıki, limoni olarak,eğilerek, bükülerek, dökülerek, kırıtarak cevaplar fısıltı halinde. “Antarktika buzulları arasındaki buzullara fok balığı sıkışmış. Onu kurtarmak istiyorum” der. Der amma, her yarışmada bu sorulur, böylesi cevaplar alınır. Yahu etmeyin, eylemeyin, her yıl fok balığı, buzullara sıkışır mı? Hadi diyelim ki sıkıştı. Hep bu yarışmalara mı denk geliyor balığın sıkışması. Az ileri  az öte, az beri tarihe neden denk gelmiyor? Hı? Başka yardım konusu kalmadı mıydı?

Böylesi bozuk paralara, bizim aklımız ermiyor.”Aaa, desinler, kız amma da yardımsever ve yufka yürekli” Gaye, en başta jüriyi etkilemek. Sonra da oy verecekleri. Kaleyi içten  fethetme taktikleri.Bir mavi yolculukta mıyız? Bir plaj kenarında mıyız? Her neyse. Etrafımıza bakar ve güzelleri peyleriz. Deniz kum güneş her yerde var. Maksat, kısa bir tatilde bile bu üç nesne kimlere  yaramış, onları bulmak, buluşturmak. Bu peylediklerimizi mahallenin ihtiyar heyetlerine gösterip, nasıl? Diyecek halimiz yok. Muhtar da biz oluruz, not tutan da, kamaracı oluruz. Poz verdiririz. Etrafın fikrini alırız tek tek icabında. Di mi?

Nitekim de öyle oldu. Ayvalık’da dağın tepesinde, şeytanın ayak bastığı yerde bir Filipinli güzele rastladık. Eskiden buradaki ağaçların tamamına  çul, çaputlarla donatırlardı. Dilek kutusu gibi bir şey. İdare şimdi onları kestirmiş. Tam da güzelimizin  yanı başında sembolik kalan o çul çaput bağlı dalların yanından bir resim çektik. Oldu size “ Çapulcu” güzeli. Alt tarafı çuldan çaputtan mamul. Çapulculukta bile güzellik aranır.  İyimserliğinin yitik olduğu insanlarda bu duyguyu aramıyoruz. Onar, zaten konumuz dışı. Ki,  yitik  "Atlantisin"  yeri belli olduğu halde o gibiler zaten yitmiş kimselerdir. de yitiklerdir.  Bu Filipinli kızın adı  " Eunice Kisinamal . Erbil Divan Oteli Gündüz Müdüresi.

Ama en çok  Ruslar bu işe yatkın. Rus kadınları poz vermeyi biliyor. Bale yüksek okulunda okuyanlar, biz demeden kendiliklerinden poz veriyorlar.

Bazı Rus kızları, dans etmek için çok yıldızlı otelleri dolaşıyorlar. Anneleri, elbise sandığı da peşlerinde, sahili tarıyorlar. Bunlar anlaşmalılar. Eğitimi yok ama, ritim duygusunun yüksekliği ve figürdeki seçim duygusu ağır basıyor.  Dansları çılgınca alkışlanıyor.

Arnavutluk Sırbistan, tutucu, Kafkas  Rusları çekingen, Fransızlar “bekle gör” politikası izliyorlar. Almanlar, şöyle böyle fotoğrafa razı oluyorlar. İsveç, İsviçre, Finli ve Norveç, hiçbir şey sormadan kraliçelik adaylığına hemen boyunlarını uzatıveriyorlar. Canım benim, yesinler...

Körfez ülkelerine hele hele hiç yanaşmayın. Hatta uzak durun onlardan. 5 yıldızlı İzmir B. Efes Otelindeki odalarında görmüştüm onları. Halıların üzerine yer  sofrası kurmuşlar. Etrafında 15 kişi halkalanmış, elleriyle aynı kaptan yemek yiyorlardı. Bir köşede de çay demleniyordu yanmakta olan gazocağında.

Hürriyette iken, Şefimiz Nejat Seçen, bizi Ege’ye yollardı. Oradaki eğlence gecelerini resimlemek için. “ Tatilde herkes, kendisini görmek ister gazetelerde” fikri, Simav’ınmış. Biz de öyle yapardık.  Güzel seçimine elimiz ve gönlümüz, taaa oralardan yatkındır.

Yabancılar, tatil dönüşü çevrelerine, kraliçelikleri hakkında hava attıklarını bilirim. Tatilci ve arkadaşları, her “tık” lamada, bana  puan kazandırır. Zira, e-maillerini alır, yayınlandığında sayfamı atardım onlara. Bu yüzden,  Milliyet Blog, dış ülkelerde okunurdu Türkçeleştirilmiş olarak.

Şaka şaka. “Tıkları” artırmak gibi bir gayem asla olmaz ve olmadı. Bu işleri “Google’dan bulun! “ der, keser atardım. “Sevabına” derler ya. “Yardımcı olmak uğruna” yapıyorum.

Ki bana bir zamanlar Bartın’ın 9 aylık iktidarda kalabilen  Valisi Sayın Savur gibi. O da öyle diyordu resmini çekmek istediğimde. “ Google’dan al” diyordu. Ama, bilmiyordu ki, onun ve eşinin en  çarpıcı resimlerini ben çekmiş, Google da onu bünyesine almıştı. Derim ki, esas Vali Bey hazretleri, kendisi baksın Google’a. Karşısına benim çektiklerim çıkacaktır. ( Taşı yerine oturttum böylelikle) Bundan sonra da onun  resminin çekileceğini sanmıyorum. Laf aramızda, dava açmış. Tekrar Bartın’a dönebilmek için. Konuştuklarım: “ Aman Ha!” diyorlar. Bir idareci, sevilip sevilmediğini bilmelidir. Te işte o ka!

Mesele, güzellik kraliçeliği idi. Nerden nereye. İnsan dolu olunca. Değil mi ?

Geçiniz.

Geçtik bile. Kalın sağlıcakla

  

  

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

 TÜRKİYE' DE İLK DEFA BİR TUVALET GİRİŞİNİ, SANAT GALERİSİ HALİNE GETİREN CUNDA' DAKİ ROUGE' DA, DA, BOŞ DURMADIK. GÜZELLERİ SEÇTİK. ( Daha üstündeki resimde ise ) AYNI BARDA ÇALIŞAN ÜNİVERSİTELİ  SELİNA BAKİOĞLUN U,  "BAR GÜZELİ" OLARAK SEÇTİK.

                            

TİJEN TURGUT VE GİZEM DİLAN, AYVALIK CUNDA 'YA GELMİŞLERDİ. FARKEDİLDİLER

VE OY BİRLİĞİ İLE  "ROUGE" GÜZELİ SEÇİLDİLER. TİJEN, CUNDANIN GÜZELLİĞİ

İLE MEST OLDUĞU İÇİN, DOKTORA İMTİHANINA ÇALIŞAMADI BU YÜZDEN. (yUKARIDAKİ İKİ RESİM)

 

.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çapulcuların hali gerçekten üzüyor insanı...Bir karış çaput parçasıyla örtünmeye çalışıyor gariplerim.devlet bunlara yardım elini uzatmalı.İnsanlık ölmedi...Bu güzel turistik tanıtımlarınız ülkemizin gülümseyen yüzünü yansıtıyor..teşekkürler...saygılar.

Mesut Selek 
 18.08.2013 10:26
Cevap :
Çapulcu ve felsefesini iyi açıklamışsınız. Aynen dediğiniz gibi. Teşekkürler iltfatınıza. Sağolun.  18.08.2013 11:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1616
Toplam yorum
: 3879
Toplam mesaj
: 498
Ort. okunma sayısı
: 864
Kayıt tarihi
: 13.08.06
 
 

Hayatın dikenli yollarından geçmenin  sırrı, aralarından çabuk geçmektir. Ümit, naylon çorap giyd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster