Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Nisan '20

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
46
 

NİLÜFER (SULTAN) POPE

Tarihin derinliklerinde ve kuzeni Dürrüşahver Sultanın gölgesinde kalmış, Nilüfer Sultan  pek bilinmemektedir. 4,Ocak,1916 yılında Göztepe'de doğar.Kuzeninden 2 yaş küçüktür  1954 yılında Bombay'dan ayrılana kadar yaşamları birbirine çok yakındır. 

Sürgüne beraber çıkarlar. Bir müddet İsviçrede kalıp Nice!e geçerler.Dürrüşahver Nice'de Koleje giderken, Nilüfer devlet okuluna gider. Elbisesi tek olduğu için bazı günler okula gidemez. Velisi son halife Abdülmecit efendi ihtiyaçları karşılamakta zorlanmaktadır.

1931 Yılında Nice'de  kızı Dürrüşahver Hatdarabat Sultanı Nizam'ın  oğlu Azam Cah ile nişanlamıştır. Ailenin reisi , son Halife Abdülmecit Nizam Sultan'dan ailenin ihtiyaçları için 40 bin pound isteyince Haydarabat Sultanı ben bu parayla 1 prenses daha alırım der. Aile reisi, yanında bulunan V. Muratın kızı Adile Sultanın Selahaddin Ali Moralı ile evliliğinden olan dünyalar güzeli kızı Nilüfer Sultanı Nizam'ın küçük oğlu Muazzam Cah ile nişanlayıp kendi kızıyla elti eder. Nilüfer'in dayısı Prens Osman Fuat yeğenine yardımcı olur. Nikahlarını kıyıl ıp Kasım, 1931 yılındaki çifte düğüne yetiştirilir.

2 kuzen böylece Haydarabat Sarayının yolunu tutar. Hatıra defterinde ilk günlerini şöyle anlatır.;

''‘Sürgünden sonra, Fransa'a yerleştik... Nice'de ufacık bir daire kiraladık’’ diyordu hanımsultan: ‘‘Elimizdeki tek-tük mücevheri satarak yaşıyorduk. Gün geldi, satacak hiçbir şeyimiz kalmadı. Annem hastaydı ama verecek paramız olmadığı için doktor çağıramıyorduk. Haydarabad Nizamı'nın oğlu, beni işte böyle bir vaziyette buldu. Çok zengindi ve annemle beni yokluktan kurtarabilirdi. Daha 15 yaşındaydım ve evlenme teklifini açlık çekmemek için kabul ettim. Haydarabad'a giderken, koynumdaki küçücük bir Kur'an'dan başka hiçbir şeyim yoktu...Hindistan'da, cehennemden beter bir 15 sene geçirdim... Kayınpederimin yanında konuşmam yasaktı. Sadece o birşey soracak olursa ‘‘Evet baba’’, yahut ‘‘Hayır baba’’ diyebilirdim. Nereye gitsem, peşimde hep detektifleri olurdu.''

Nilüfer, ele avuca sığmaz, yerine göre isyan eder özgürlüğüne düşkün ve lafını sakınmayan biridir.Sevgi toplar,güzelliği ile herkesi büyüler, kadınlar için gece hayatı başlatır. Uslu durmaz

Dürrüşahver'in 2 oğlu olur fakat Nilüfer çocuk sahibi olamaz. Çocuklar ve kadınlar için gayret eder. edebiyat kulüpleri kurar balolar düzenler modaya öncülük eder. Hayır ve hizmetlerini kendi bütçesinden karşılar.

Birbirinden güzel olan kuzenler Bombay'da yaşayıp hayır ve eğitim işlerine daldılar.Kadınlar için kurslar, hemşire okulları doğum evleri,  açtılar.

Nilüfer  Sultan Amerika ve Fransa'dan   film teklifleri  alır, ilk önce Avrupa'dan cemiyet davetleri O'na gelir. Film tekliflerini kabul etmez. 

2.dünya savaşından sonra Hindistan Haydarabad'ı işgal edince 1954 yılında eşlerinden ayrılıp Nilüfer Paris'e, Dürrüşahver Londraya yerleşir.

Nülifer dünyanın en güzel kadınlarındandır ve Avrupa'da Güzelliğiyle tanınırdı ve Nilüfer'le ilgili bir bahis açıldığı vakit, önce mutlaka güzelliği konuşulurdu.. Kendi ifadesiyle 15 sene boyunca Haydarabat'ta  ‘‘Cehennem hayatı’’ yaşadı, kocasından boşanıp Avrupa'ya döndü, Paris'e yerleşti ve Avrupa sosyetesinin en meşhur isimlerinden biri oldu...Bir ara Ağa Han onu oğluyla evlendirmek istedi ama hanımsultan bir Amerikalıyla birleştirdi hayatını:

Amerikan Askeri koop. müdürü Mr.Edward Pope'la... 1962 ' evlendiler . İkinci evliliğini aceleyle ve üzerinde düşünülmeden verilmiş bir karar olduğu zamanın Türk gazetelerinde tenkid edildi. Osmanoğlu soyundan bir hanımsultan bir müslümanla evlenebilir ama dedelerinin 6 asır boyunca mücadele ettikleri bir Hristıyan'ın soy ismini nasıl kullanabilirdi. Bundan sonra size Sultani demiyeceğiz denildi. Nitekim 1989 a kadar süren evlilikleri Nülifer ölür ölmez kocasının hemen Amerikalı bir kadınla evlenmesi  düşündürücüdür.

Şöyleki; iyi günlerinde Nülifer bir moda etkinliği için New York'ta, açtığı sergiyi  binlerce gezmişti. ‘‘Prenses Nilüfer'in Sarileri’’ sergisini... ‘‘Sari’’nin ne olduğu malûm: Hind kadınının geleneksel kıyafeti, yani dikişsiz, tek parçadan yapılıp vücuda sarılan ve uzunluğu altı metreyi bulan rengârenk kumaşlar... İşte, meşhur ustaların elinden çıkan ve en yenisi yarım asırlık olan 34 adet çok nadir sari, Amerikalılar'ın kısaca ‘‘FIT’’ dedikleri New York'taki dünyanın en büyük moda müzesine, ‘‘Fashion Institute of Technology’’nin salonlarında, sergilenmede...Enstitü, bu rengârenk sergiyi duyurabilmek için epey çalıştı... Basın toplantıları yaptı, Internet'teki elektronik sayfalarını haftalar öncesinden ‘‘Prenses Nilüfer'in dillere destan sarileri teşhirde’’ diyen büyük bir davet hazırlandı.....

Ne var ki; Kaderinde mutluluğu bir türlü yakalayamamak vardı ve hayattan ayrılması da bir garip oldu Nilüfer'in... Mafsal ağrıları çekiyordu, tedavi için Paris'in en lüks kliniklerinden birine yattı ve bir virüs kaptı orada..Yüzü aynaya bakamayacağı kadar çirkinleşti ve kocası O'nu kaderine terketti.. 

Hastanede sadece iki hafta yaşayabildi Nilüfer... Hastahaneden Paris'in en büyük Müslüman mezarlığına, Bobigny'ye götürüldü; annesi Adile Sultan'ın yanına yatırıldı..

Mr. Pope ikinci evliliğinin ertesi yılı öldü. Nilüfer'in milyonlarca dolar değerindeki kolleksiyonları Mr. Pope'ın ikinci eşi Evely' e kaldı. O' da topladı koleksiyonu  gitti Amerika'ya yerleşti. Daha sonra FIT müzesine bağışladı.

Hani derler ya ''Güvenme güzelliğine bir sivilce yeter, Güvenme servetine bir kıvılcım yeter.''

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 81
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 78
Kayıt tarihi
: 04.12.17
 
 

Son zamanlarda Milli mücadele üzerine odaklandım.  ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster