Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Şubat '09

 
Kategori
Kent Yaşamı
Okunma Sayısı
2633
 

Nişantaşı - Metro - Fünikuler

Nişantaşı - Metro - Fünikuler
 

Milliyet internet sayfasında blog yazarı arkadaşımızın manşetteki yazısını görünce aklıma geldi. Arkadaşımız, Trabzonspor maçı ile ilgili yazıya şöyle ilginç bir başlık atmıştı: ‘’Ersun Hoca blog okusaydı, takımı böyle oynatmazdı’’.

Ben de daha önce yazdığım bir blogdan Sn. Kadir Topbaş’a seslenmiştim, ‘’şu funiküler’i Türkçe’leştirin’’ diye. Boşa yazmışız. Hala finükiler, o kökü toprağın altında, gövdesi toprağın üstündeki aletin adı. Ya bu kelimeyi yazması da zor okuması da. İki sene geçti hala tık yok. Sonra şöyle düşündüm, herhalde bu büyük adamların okumaya pek vakti yok. Ersun hoca’nın bilgisayarla pek haşır, neşir olduğunu söylerler aslında. Kafası karışmasın diye bakmıyordur belki de!.

Yaşam mücadelesinde esen rüzgarlar, sizi alıp başka bir şehre götürebiliyor. Dönüp geldiğinizde, bir de bakıyorsunuz, şehriniz değişmiş, doğup büyüdüğünüz, çocuklarınızı büyüttüğünüz şehirde yabancı oluvermişsiniz. Gölcük’te bahar öyle aheste aheste değil, pat diye geliverir. Her taraf bir günde yemyeşil olur. Fabrikanın dibine kadar, meyve bahçeleri, mısır tarlaları vardır. Hiçbir şey ekili değilse bile , kara lahana ekerler.

Böyle bir yerde çalışma hayatını noktalayıp, İstanbul kalabalığına girince, bu koca metropole ne kadar yabancı kaldığınızı anlıyor, tipik bir ‘’köyden indim şehire’’ vakasıyla karşı karşı kalıyorsunuz ki, buna en çok da kendiniz gülüyorsunuz.

Çalışmaya devam etmekte olan arkadaşlarıma şöyle atmışım havamı, abarta abarta

Değerli arkadaşlarım, hani demiştim ya bir fırsatını bulur bulmaz Nişantaşı’ndayım ama bizim paramız oralara yeter mi diye. Şimdi bir sorun bakalım, hafta sonu neredeydin diye?. Nişantaşı’ndaydım beyler, Nişantaşı’nda. Sizin için oraya gittim, vatandaşın nabzını yokladım. Seçim, meçim, hatta geçim bile kimsenin umurunda değil.

Cafe’nin birine oturdum Önümde kağıtlar kalemler, racon böyledir diye. Hani bir zamanlar Ahmet Hakan’ın, önce ‘’Neco’nun damadı’’, sonra da ‘’takvim arkası filozofu’’ diye diye neredeyse yaka paça kavga etmeye ramak kaldığı Haşmet abi ile tanışma fırsatı bulurum da ‘’90 Dakika’’ ile ilgili birkaç öneri sunarım diye düşündüm. Gelmedi. Zaten artık cafe’de kavga etmek yasakmış, herkes ya çalıştığı gazeteden, ya TV ekranından sallıyormuş.

Zaten Ahmet Hakan da artık buralara gelmiyormuş. Tophane’ye takılıyormuş o olaydan sonra. Geçen hafta bu sefer de Yaşar Nuri Hoca ile Star’da birbirlerini düelloya davet ettiler, Yaşar Hoca oradaydı ama Ahmet Hakan telefon ettirmiş, acı yemiş, midesi ağrımış, gelmedi. Bir rivayet, ''nargileyi yarım bırakamamış'' diyorlar. O gelmeyince Yaşar Hoca da açıldı. ‘’zaten benim önümde düğmesini iliklerdi’’ dedi. Ona fazla acı yemesini tavsiye etti, bir abisi oalrak.

Bu Nişantaşı gerçekten farklı bir yer arkadaşlar. Sanki Avrupa’da dolaşıyor havasına giriyorsunuz dolaşırken. Ne düzensiz bir şey var, ne düzensiz bir insan. Dükkanlar bile farklı yapılmış. Eski dokuya pek dokunmadan, özenle dekore etmişler, öyle sanıldığı gibi pahalı da değil. Hani oranın isminden ürkersin ya. Valahi değil.

Ya o metro ne öyle be kardeşim?. Yerin yedi kat dibini oymuşlar. Osmanbey-Taksim arası 2 dakika ama bizim metroya ulaşmamız bu nedenle 5 dakika!. Devamlı yürüyen merdivenlere binip, devamlı yürüyorsunuz ulaşmak için. Gençler yürüyen merdivenlerde de yürüyor. Yürüyen merdivenler yukarı doğru hareket ederken ‘’pardon’’ deyip yukarı doğru koşan gençlere söylendim durdum. İndikten sonra gençlerden biri yanıma geldi. Amca dedi. ‘’Kızıyorsun ama, merdivenlerin sol tarafı, yürüyen merdivenlerde yürüyenler içindir’’.Haydaaaa. Buyrun bakalım, cahillik başa bela. Bize de tam tersi, yürüyen merdivenlerde yürümenin ayıp olduğunu söylemişlerdi. Görmeyeli kurallar da değişmiş. Şaştım kaldım. Zaten metro da açılalı 7 sene olmuş. Dünyadan haberimiz yok.

Metro 2 dakikada Taksim’e gelince yeraltından ışığı bulmak hiç de kolay değil. ''Bir de ışığı gören çıkmış derler'' Kolay mı ışığı bulmak?. Neyse kalabalığa takılıp epey de yürüdün mü ışığı buluyorsun. Duvarda ‘’Fünikuler’e gider yazıyor’’....? Ne olduğunu anlamadım ama önemli bir şey olduğunu tahmin ettim. Anlaşılmayan şeyler daima önemlidir. Bu kelime o kadar yabancı ki. Neyse, eve gelince çocuklardan öğreniyorum ne olduğunu ve arkadaşlarıma havamı atmaya devam ediyorum. Siz diyorum, elma, armut ağaçları dibinde çalışmaya alıştınız, bi kafanızı kaldırın da, gidin İstanbul’u öğrenin. Ben öğrendim ya!.

Günün birinde ‘’Fünikuler’e nerden gitmem gerekir’’ diye sorarlarsa, sap gibi ağzı açık kalıp da
‘’ e buyiiir’’ diye bir daha sordurtmayın. Bir seferlik söyliyeyim. O Taksim’den, Kabataş’a giden yarı metro ulaşım aracıdır. Bundan sonra beni arayıp bulacağınız yer ‘’Bebek Cafe’’’dir. Sonra da Ortaköy. Hadi dağılın şimdi, istikamet Keltepe, marş marş.

Devreye girecek yeni hızlı tren için isim aranıyormuş. Bu arada şu fünikuler’i de aradan çıkarsalar fena mı olur?... Yazması da zor okuması da.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 439
Toplam yorum
: 146
Toplam mesaj
: 13
Ort. okunma sayısı
: 944
Kayıt tarihi
: 15.01.09
 
 

İstanbul doğumluyum.. İstanbul'un  tramvaylı döneminden bu şehirde yaşıyorum. Gençlik yıllarında ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster