Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Temmuz '12

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
414
 

Nokta, gam-zede ve mavi kanatlı kelebek

Nokta, gam-zede ve mavi kanatlı kelebek
 

Bir nefeslik ömürlerin payitahtı değil miyiz?


Mavi bir kelebek geldi, kondu saltanatına; balkona serdiği kilim, üzerinde bir kaç lokma iftarlık ve kalbindeki sevinç. Coşkuyla selamladı kelebeği, “hoşgeldin” dedi. Hiç düşünmeden buyur ettiği sofrasında ne varsa, ne yoksa, görünen-görünmeyen kelebek ile paylaştı. En çok gam vardı sofrada ve kelebeğin mavi kanatları ise gam ile kurulan sofraların tek şifasıydı, o bilmese de.

Kelebeğin kanatlarındaki mavilikler gam-zedenin elemini alacak, o iftar sofrasından kalbi aydınlanmış olarak kalkacaktı. Tek yapması gereken mavi kanatların üzerindeki o noktayı fark etmekti.

Sofranın başında oturdu. Sokak sessizdi, ayakları çıplak, gözleri dolu. Sokağın diğer ucundan yükselen dumanlar habercisiydi yaklaşan kalabalığın. İftar için son dakikaları kalmıştı, kalabalığın acelesi bundan dolayı olmasa da...

Derken şöyle bir baktı kelebeğe, sen dedi, sen de bizimle aynı kaderi paylaşıyorsun. Bizim de bir gün belki ömrümüz var, belki de yok, kim bilir? Ama sen uçabiliyorsun, mavi kanatlarınla yüksekten bakabiliyorsun acımıza, biz ise burada ne için acı çektiğimizi bile bilmiyoruz.

Kelebek kanatlarını açtı. Kapatırken bir başka ışıldadı kanatlar. Tekrar açtı, kanatlarının arasında ışık saçan bir nokta belirdi.

Kalabalık yaklaşıyordu. Gürültülerinden başka bir varlıkları yoktu. İçlerinden biri balkona doğru baktı...

Sokaktaki tüm kuşlar kanatlanıverdi. Kelebek bekledi, mavi kanatları toz içinde kalmış, ışıldayan nokta daha da belirginleşmişti.

Saltanatının tek konuğu onun tüm varlığına eşti. Sokak sakinleştiğinde geride ne bir nokta, ne bir gam ne de kelebek kalmıştı...
***
Ramazan günlerinde bizi kedere boğan, gam-zede, elem-zade, şifasız dertlere muzdarip olan tüm kardeşlerimizin dünyanın dört bir tarafında çektikleri ızdırapların dinmesi dileğiyle, Hz. Mevlâna’nın Divan-ı Kebir’inden (IV-CXXXV-271) bir kaç satır ile bu haftaki yazımı bağlamak istiyorum. Tebrizli Şems gibi giden tüm dostlara...
...
Baş gözü, gam ne kadarsa o kadar ağlayabilseydi, geceleri de ağlardı, gündüzleri de.
Gökyüzü, şu ayrılığı duysaydı, ağlasaydı yıldızlar da ağlardı, güneş de, ay da.
Padişah, bu çeşit, tahttan indirileceğini bilseydi kendine de ağlardı, tacına, kemerine de.
...
Muhabbetle kalınız.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 149
Toplam yorum
: 79
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 613
Kayıt tarihi
: 07.04.10
 
 

Sazsız söze ezgiler diziyoruz, birer birer. "Kim" olduğumuzun belli olmadığı bu dünyada K..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster