Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Haziran '15

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
136
 

Nolan, Inception, Gerçeklik

Nolan, Inception, Gerçeklik
 

google


Nolan filmle ilgili sonunda konuşmuş ama filmin sonu hakkında açıklama yapmamış.

Alıntı biraz uzun olacak:

“Bu tür konuşmalarda yapılanın aksine size ‘Hayallerinizin izinden gidin’ falan demeyeceğim, buna inanmıyorum. Ben sizin gerçeğin peşinden gitmenizi isterim. Zaman içinde gerçeğe adeta, hayallerimizin fakir kuzeni muamelesi yaptığımı hissetmeye başladım. Oysa bence hayallerimiz, sanal gerçekliklerimiz, eğlendiğimiz ve bizi saran soyut şeyler aslında gerçekliğin alt kümeleridir.”

“Leonardo DiCaprio’nun karakteri Cobb kendi subjektif gerçekliğinin içindeydi. Hiçbir şeyi umursamıyordu ve bu şu anlama geliyor: Belki de gerçekliğin tüm seviyeleri geçerlidir. Filmin gösteriminden sonra insanlara yakalanmamak için sinemanın arka kapısından çıkmıştım. Seyircilerden çok, çok güçlü bir tepki vardı, çoğu söyleniyordu. Filmin rüya mı gerçek mi olduğu meselesi, hemen hemen tüm filmlerimde karşılaştığım bir soru. İnsanlar için gerçek olup olmadığı önem taşıyor çünkü gerçeklik önemlidir.”

http://www.radikal.com.tr/kultur/christopher_nolan_inceptionin_sonunu_nihayet_acikladi-1373522

Yorum da uzun olabilir pekala.

Öncelikle şunu vurgulayalım:

Nolan, sinemada gerçekliği aktarabilen veya sinemasal gerçekliği bilen biri değil kanımızca.

Anlatısının oraya buraya sünmesi, onu gerçeküstü de yapmıyor, yalnızca beceriksiz ve boyundan büyük işe kalkışmış kılıyor.

Filmin sonunun hiçbir önemi yok, onu da belirtelim.

Sonra gelelim, gerçek yaşamdaki ve sinemadaki gerçekliğe ve gerçekçiliğe:

Orhan Pamuk’un da ters köşeye yatıp, boş kaleye feci gol yediği biçimde; 1945-1990 arasında pek kaale ve dikkate alınmayan, post-modernist gerçeklik yokluğu savı, reel sosyalizmi iptal olunca ve gerçkçilik de reel sosyalizmin malı sanılınca, gerçeklik iptal edilmiş sanılsa da; aslında gerçeklik ve gerçekçilik hiç yenilmedi.

Yahu, dandik Holywood dizi filmlerinde maymunlar devrim yapıyor, sol yumrukları havada slogan atıyor, Spartacus’ta köleler evsahiplerini katır kutur doğruyor, ‘Taht Oyunları’nda müstakbel karl ve kraliçe, halklarına dayanarak yönetime geçiyor, behey ahmaklar...

Güneş balçıkla sıvanmaz, gerçeklik de...

Ancak, burada hiç dikkae alınmayan ve sözü geçen filmin ana teması olan sanal gerçeklik var işin içinde:

Sorun şu sanal gerçeklik imgeleri, gerçek-gerçeklik imgelerini gerçeklik konusunda solladı ve geçti gitti.

Bunun nedeni, sahte olanın hakiki olanın yerini alması değil...

Bunun nedeni, simülasyon çözünürlüğünün gerçek görsel algımızın çözünürlüğünü geçmesi.

Öyle ki bugün pilotlar, uçuş simülasyonları ve onların kullanıldığı eğitim programları ile, gerçek kazalarda yüzlerce canı kurtarır oldu.

Neden ve nasıl?

Çünkü ortalama bir pilot, yaşamı ve pilotluğu boyunca, belki 1 veya 2 kez gerçek krizle karşılaşır. Ancak, gerçek uçuş kazalarından derlenmiş veri tabanlarıyla oluşturulmuş simülasyonlarda ise, kazalara uğramadan kaza deneyim kazanırlar.

Ayrıca, tüm mikroskopibk ve makroskobik görsellikler asılnda var olmayan görsel kolajlardır. Değişik algı açıları ile yıllar boyunca toplanmış milyonlarca fotoğraftan derlenirler. Olur sana tek bir gökdada fotoğrafı.

Dolayısıyla, bugün algımızda olan atom ve gökada görüntüleri aslında yoktur.

Ancak, başka bir gerçek daha var.

Asıl görsel algımız da bir kurmacadır. Ve öğrenilir. Yani, biz bir elmayı kırmızı ve yuvarlak görmeyi öğreniriz.

Bilimsel fotoğrafçılık ve sinema filmleri ile de, aslında hiç görmediğimiz şeyleri görmüş oluyoruz.

İşte Nolan, bunların hiç birini bilmiyor ve anlatmıyor.

O, yalnızca dekoratif-formalist ve üslüpçu bir yönetmen. Yani kısacası, yalnızca şekil yapıyor.

Sinemada saçmasapan biri iken, gerçek yaşamda, daha akıl başında biri imiş anlaşılan.

Filmdeki öykülerin bir rüya olduğu kaçamağı, politik baskıların çok olduğu ortamlarda kullanılır.

Kitle ise, çirkin gerçekler duruma egemenken, güzel yalanlar ve güzel rüyalar arar. Holywood sineması da bunu onlara onyıllaraca sundu ama mal tükendi. Onlar da, Dünya7nın tüm ülkelerinden yönetmenler ithal etti. İşin içine bir de HBO gibi sivri televizyon yapım şirketleri girince, Holywood şapa oturdu.

Nolan’ın söyeldikleri içinde, bizcesi en önemli bölüm şu:

“Ben sizin gerçeğin peşinden gitmenizi isterim.”

İşte bu doğru.

Ama sıkı maça ister.

Burada sorun güzel yalandan ve hayalden çok, gerçeği izleyecek bir yenin, sürekli metamorfozlaması ve açıkçası, insanı sıradan yaşamdan epeyi, kimi tümüyle uzaklaştırması durumu var.

Açıkçası durum şu.

Einstein’ından Sartre’ına, Marx’ından Freud’una, Nolan’ından Trier’ına dek tüm sanatçılar, filizoflar, bilimciler kıtır peşinde. Dogma, paradigma, epistemik duvar peşinde.

İnsan türünde, dahileri dahil, açıkçası bir epistemik agorafobi (açık alan korkusu) mevcut.

Çünkü, çok basit:

Gerçek ve gerçeklik, sınırsız ve sonsuz şeylerdir ve sürekli değişirler.

Bundan sonrası, sinemayı aşar.

Doğrusal olmayan (tersinir, çok-boyutlu, heterojen, süreksiz) zaman tanımlamaları hariç...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2216
Toplam yorum
: 1121
Toplam mesaj
: 127
Ort. okunma sayısı
: 500
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Serbest yazarım. 1960 doğumluyum. BÜ İşletme mezunuyum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster