Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Mart '11

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
582
 

Normalleşememe Tarihimiz üzerine notlar (1923 1938)

Normalleşememe Tarihimiz üzerine notlar  (1923 1938)
 

İzmir Suikasti Duruşmaları


Dikkat ederseniz toplumumuz bir türlü normalleşemiyor. Elbette bu konu bugünlerde ortaya çıkmış bir şey değil. Tarihi seyir iyi gözlemlendiğinde bu normalleşememenin tâ Cumhuriyet’in kurulmasından bu yana dar ya da geniş kitlelerde devam edegelmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında sistemin oturtulması ve Cumhuriyet felsefesinin geniş kitlelere (?) yayma amacı, çabası hatta dayatması daha o günlerde mızrağın çuvala sığmayacağının gizli ip uçlarını veriyordu. 

Yerleşmiş ve Cumhuriyet’in temel değerleri ile pek de çelişmeyen “yapı”ların bir gecede toptan kaldırılması veya yerleşmiş “yapı”ların yerine tespit edilen projelerin vakitsiz uygulanması tabiî olarak (bugünkü kadar güçlü olmasa da) çeşitli tepkilerle karşılaşmıştır. Cumhuriyet’le birlikte üretilen projelerdeki en büyük hata “yeni”nin kolayca yerleştirilebilmesi için “eski” (Osmanlı) ile bütün bağların kesilmesinin gerekli görülmesiydi. 

Meselâ, bu düşünceden hareketle 1 Kasım 1928’de 1353 sayılı "Yeni Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkında Kanun"un kabul edilmesi Harf Devrimi ( İnkılâp değildir, çünkü mevcut tamamen kaldırılıp yerine yenisi ikame edilmiştir.) yapılmıştır. Bunun sonucunda zaten %3 – 4’lerde seyreden okuma yazma oranı (1923 -1924 istatistiklerine göre) bir gecede sıfırlanmıştır. Hatta “Harf Devrimi” sonrasının ilk günlerinde, gazeteler, bir süre haber metinlerini eski yeni yazı yan yana vermiştir. 

Başka bir konuda belgeli bir örnek vereyim: 

Bir haber küpüründen bahsedeyim. Milliyet Gazetesi 27 Teşrin-i Sâni (Kasım) 1934 Salı gününe ait. Lâkap ve ünvanların kaldırılmasıyla ilgili. Aradan geçen 77 yıldan sonra bir düşünelim ve söyleyelim bakalım “ağa, hoca, hacı, efendi, bey, hanım” unvanları kullanılmıyor mu? Dahası hem “paşa” hem de “general” unvanları, ilgili kişiler konu edildiğinde kullanılan kelimeler değil mi? 

Cumhuriyetin ilk yıllarında çıkarılan kanunla dayatma ve/veya “her şeyde toptancı bakış” sürekli muhalefetle karşılaşmıştır. Ama muktedir olanların güçlülüğü ve “zinde güçler”in tabiatları gereği, iktidar ve muktedir olanlardan yana tavır alışı, muhalefeti çok defa kolayca susturmasına yardım etmiştir. Bir başka deyişle Cumhuriyet’in kurulmasında
ve sonrasında büyük emekleri geçenler arasında “gizli bir hesaplaşma” sürekli olmuştur. Bunun en somut örneklerinden biri, sözde “Atatürk’e Suikastı” sonunda ( Sözde suikasttır çünkü eylem gerçekleşmemiş. Atatürk 15 Haziran 1926’da Balıkesir’de iken, aynı gün, İzmir’de Giritli Şevki namındaki bir kişi İzmir Valisi Kâzım Dirik’e suikastı ihbar eder ve İzmir’de bir otelde yapılan aramalarda suikastte kullanılacak silah ve suikastı yapacak kişi uyurken yakalanır.) Kurulan İstiklâl Mahkemeleri ‘ndeki yargılanmalardır. Yargılananlar listesindeki bazı kişilere bakar mısınız : Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Bekir Sami Kunduh, Cafer Tayyar Eğilmez, Vasıf Karakol … Hepsi de Kurtuluş Savaşı’nın önde gelen isimleri. Peki neydi bu hesaplaşmanın arkasındaki hesap? Şuydu: İttihatçı gelenekten gelen ve yer yer sert muhalefet yapan kişilerin tasfiyesi. Kâzım Karabekir bile arada derede gidiyordur da mahkemeye son celselerin birinde üst rütbeli subayların katılmasıyla kurtulur cezadan (İdamdan mı desem acaba?) . 19 rakamının garip tecellisi burada da hâkimdir. Mahkeme neticesinde 19 kişi asılır. Asılanlardan biri de, 19 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal'in
kurmay ikinci başkanı olarak Bandırma Vapuru'yla Samsun'a çıkan 19 kişi arasında yer alan Ayıcı (Cephedeki çadırında ayı beslediği için bu lâkapla anılır.) Miralay(albay) Arif Bey’dir. 

Üç aşağı beş yukarı aynı yıllarda, toplum hayatımızı düzenlemenin ötesinde “kafamız üstüne koyduğumuz nesne” ve/veya Anadolu insanının geleneksel kıyafetleri üzerine bile “kanun” çıkarılmıştır. Meselâ “25 Kasım 1925 tarih ve 671 Sayılı Şapka Kanunu”, bunlardan biridir. Mustafa Kemal Atatürk, Atatürk, 23 Ağustos 1925’te Kastamonu ve İnebolu’ya yaptığı seyahatlerde şapkayı halka göstererek (Buna şapka derler. MKA) giymeye özendirmesinden sonra bu kanun çıkarıldı. Bu kanuna muhalefetten de İstiklâl Mahkemesi’nde yargılananlar oldu. Hatta Erzurum, Giresun, Konya, Maraş, , Rize, Kayseri ‘de halkın şapkaya direnmesi sebebiyle buralarda gezici İstiklâl Mahkemeleri” kurulur. Bu mahkemeler, yalnızca Erzurum’da 30’a yakın idam kararı verdi. 

Son söz: Cumhuriyet kurulalı 88 sene geçmiş olmasına rağmen (bazen roller değişse de) hâlâ ayak oyunları, hâlâ kapalı kapılar arkasında entrikalar, hesaplaşmalar sürüp gidiyor. Halk iradesini kabul edip hazmetmeyi öğrensek bu mantıktan kurtuluruz aslında. Meselenin özü sandığı kabul edememek ve hazımsızlık. 88 yıldır herkes, ülkeyi kurtarma adına proje üretiyor ama (ne acıdır ki) hiç kimse, bunları yaparken “Ülke ne hâle geliyor?” diye düşünmüyor. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 300
Toplam yorum
: 178
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 989
Kayıt tarihi
: 13.06.10
 
 

Tarih, edebiyat, şiir, dil ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster