Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mayıs '21

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
88
 

Normlar Hiyerarşisi ve Çevre

Herkes daha temiz sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşamak istemez mi?

Bazı hukukçuların bile atladığı ya da haberdar olmadığı Normlar hiyerarşisi kavramı ile bir kaç kavrama değinmek istiyorum. Hukuk sistemi yapısında bulunan anayasa, kanun, tüzük, yönetmelik ve benzeri normlar, düzensiz olarak değil, alt-alta, üst üste bulunur. Normlar birbirleriyle ilişkilidir ve piramit düzeni şeklinde, birbirleriyle altlık üstlük ilişkisi içerisindedir. Bu ilişki ‘’Normlar hiyerarşisi’’ veya ‘’hukuk düzeni piramidi’’ olarak adlandırılmaktadır. Söz konusu piramitte alt kademede yer almakta olan norm, geçerliliğini üst kademede yer alan normdan alır. Bu nedenle üst kademedeki norma aykırı olamaz. Bu kapsamda örnek olarak kanun anayasaya, yönetmelik de kanuna aykırı olamaz. Hans Kelsen’in görüşleri bu hiyerarşiye esas teşkil etmektedir. Söz konusu hiyerarşi, en üst kademede anayasa olacak biçimde:

Anayasa, Kanun, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, Yönetmelik şeklindedir.

Herkesin sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşama hakkı, evrensel hukuk açısından en temel insan hakkıdır. Bu hak Anayasamızın 56. maddesinde [Madde 56 – Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.) belirtildiği gibi, devletin hedef ve görevleri arasında yer almıştır. Buraya kadar anlatmaya çalıştığım Demem o ki Demokrasinin normların yetkin olduğu bir ülkede Anayasa ile verilmiş bir hak kanun ve yönetmelikle geri alınamaz.

Çevreyi, ekosistemi, doğayı etkileyecek bir proje faaliyeti oluştururken “ÇED Gerekli Değildir” kararı, projenin önemli çevresel etkilerinin olmadığı ve ÇED Raporu hazırlanmasına gerek olmadığını belirten karardır. ... “

Çevre hakkı kavramı da çevrenin korunması da diğer bütün insan haklarının gerçekleşmesinde olduğu gibi özünde bir demokrasi, demokratik katılım sorunudur.

İnsanlığın bugün ulaştığı uygarlık düzeyi ve kazanımlar gelecek kuşaklar pahasına yaratılmıştır. Yoksul insan sayısı giderek artmış ise günümüzde hiçbir ekonomi ya da ekonomik sistem başarılı olamamıştır.

Bugünün egemen kültürü “sınırsız tüketim” anlayışına dayalıdır. Çevreci hareket de işte bu egemen kültüre başkaldırı hareketi sayılabilir. Egemenlerin kültür dinamiği üretim/tüketim, temel mantığı da daha fazla üretmek ve daha fazla tükettirmektir. Son tahlilde daha fazla üretip daha fazla tüketmek amaç haline gelmiş ve insanlar tüketim kölesine dönüştürülmüştür. Üretim ve tüketim düzenleri bu mantık ile ve doğanın kural ve yasalarına uymayan bir yıkıcılıkla sürüp gittikçe doğal olarak çevre sorunlarının çözümünde de başarı sağlanamayacaktır.

Bu uygulamanın ve mantığın değişmesi ise tüketimin amaç değil araç görüldüğü, “sınırsız büyüme” yerine çevre-ekonomi dengesine dayanan, çevreyi kalkınmanın hem kaynağı hem de sınırı gören bir kültürün Ülkede egemen olmasıyla mümkün olabilir.

Böyle bir kültürün egemen olmasını sağlamanın yolu da bunu istemekten talep etmekten geçer. Demokrasi bir talep etme rejimidir, demokrasilerde vatandaşların isteklerini belli etme ve tercih yollarının başında seçimlerde rey vermekten geçer. Seçmenler çevreye duyarlı “ekoseçmen” bilinci ile davranıp “ekopolitika” oluşturan partilere oy vererek ekopolitikacıları söz sahibi yapabilirler/yapmalıdırlar. Çevre anlamında yarın nelerin olacağı bugün zihnimizde nelerin olduğuna ve yurttaşın ekoseçmen olmasına bağlıdır. Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinde “Duyarlı Bölgeler” kavramından bahsedilmektedir.

Bugünlerde vadileri için (benimde doğum yerim olan İkizdere’de) mücadele eden köylülerimizi ve bölgesel bir çevre olayını kamuoyunda izlemekteyiz.

Flora (bitki çeşitliliği) ve fauna (hayvan çeşitliliği) zenginliği açısından dünyanın en önemli 200 vadisinden biri olarak belirlenen İkizdere Vadisindeki Eskencederesinde yapılacak olan Taş Ocağı Vadinin onulmaz bir şekilde tahrip olmasına neden olabilecek çevre karşıtı bir projedir. Proje için belirlenen taş teminine yönelik yer seçimi, kanımca yeterli bölgesel etüd çalışması yapılmadan aceleyle verilmiş bir kararın ürünüdür.

Nizamettin Biber

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Üzgünüm hepimiz bu dünyayı bu hala getirdik..Kadın pedinin en tehlikeli atık olduğunu çocuk yaşlarımda öğrenseydim keşke , kozmetik ürünleri saç boyası hariç hiç kullanmadım ama saç boyası da kullanmasaydım keşke, evimden çıkardığım tonlarca çöp için nasıl bir özür geçerli olur ki? Köyde yaşarken hiç çöp çıkarmazdık oysa hiç! Takım elbiseli tüm çöp kafalardan tiksiniyorum...Bu dünyayı bu hale getiren insanlık tan umudumuz var mı? Bilemiyorum..Detarjanmatik şampuanmatik vb. Sistemler olmalı çok geç kalıyoruz..Cola içmekten vazgeçmeyenlere colamatik koy..Ama tabi hazır lopçu insana oradan doldurmakta zor gelir..eeee böyle insanın her yeri talan edilir...

jale kasap 
 10.05.2021 8:46
Cevap :
Harika, takım elbiseli çöp kafa deyimine bayıldım sevgili Jale, sorunun birey eksenli değerlendirmen çok doğru sağlıklı birey ve yurttaşın olmadığı yerde olumlu sonuç beklemek safdilliktir. Postmodern çağda birey düzenleme aracı eğitim nitelikli eğitim, toplum düzenleme aracı da hukuktur. Bu düzenleme araçları yerine ortaçağda olduğu gibi dini koyarsan sonuçlarının ne olduğunu ortadoğu, Asya ve Afrika kıtalarına bakarak görebiliriz. Teşekkür ederim, sağlıklı ve mutlu günler dilerim.  10.05.2021 18:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 883
Toplam yorum
: 3748
Toplam mesaj
: 86
Ort. okunma sayısı
: 2669
Kayıt tarihi
: 06.06.12
 
 

Yeni dünya düzensizliğinde insan olmaya çalışan ve okuyarak ne kadar cahil olduğunu gören, olayla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster