Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Şubat '12

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
447
 

Nostalji 9: Malatya İstasyon/ Türkülerin icatcısı

Nostalji 9: Malatya İstasyon/ Türkülerin icatcısı
 

 Malatya istasyonda 5-6 yaşında çocuklarız. Günlerimizin büyük bir kısmı da Gar binasının önünde durmadan gelip geçen trenleri;  marşandizler, Doğu Ekspresi ; Kurtalan Ekspresi , Normal  Yolcu trenleri  getirmek ve göndermekle geçerdi… O koca lokomotiflerin çektiği trenler gelirler, beş on dakika istasyonda dururlar. O arada inenler iner, binenler biner… Bu arada cesaretli olanlar, inip şişelerini, testilerini Malatya’nın buz gibi çeşme suyundan (Çok güzel suyu vardır; halis muhlis kaynak suyudur…) doldururlar. Daha sonra başı kırmızı şapkalı Hareket Şefi görünür; kampana çalar (Malatya garında kocaman bir kampana vardı…) ve Hareket Şefi düdüğünü öttürür, duruma göre 49 Binlik veya 56 Binlik Lokomotifler katarı yavaş yavaş hareket ettirirler. Tabi bu arada trenin arkasından mı koşanlara bakarsın; alel acele büfeden ekmek alıp, trenin son vagonuna atlamaya çalışanlara mı..?

Böyle böyle… seyrede seyrede biz veletlerden birinin aklına, İstasyonda bir şeyler alıp satıp, kâr etmek düştü… Derin tartışmalar… Ne satacağız? Karar verildi:  Ta arka taraftaki bakkaldan kutuyla ve pazarlıkla jiklet alacağız, jiklet satacağız, bu bir… Şekerleme karamela, ne bulursak onlardan satacağız, bu iki… Çocuklara balon satacağız, bu üç… Bu arada ben ticari zekamı ve dehamı ilk ve son kez çalıştırarak , çocuklar için fırfırlı pervane yapmayı ve satmayı düşünmüştüm. Fırıldaklar evde kendi imalatım. Elişi kağıtlarından kesiyorum, saplarını bahçedeki söğüt ağacından yapıyorum;  çevresindeki fırıldakları da krepon kağıtlarından yapıp sarıyorum. Ve biraz rüzgarla fırıldaklar dönüyor babam dönüyor… Tabii bütün bunlar babadan gizli yapılıyor… Ve benim imalatım olan fırıldakları çocuklar çok tuttu. Alıyorlar, tren kalkarken , fırıldakları pencereye doğru tuttuklarında , sanki fırıldaklar bana sonsuz el sallayarak bambaşka ülkelere, diyarlara  doğru yol alıyorlar. Güle güle allı, güllü, yeşilli, mavili pervanelerim, fırıldaklarım… sizi çok seviyorum…Güle güle.. Paracıklar cebe…

Böylece küçük bir hazinem oluşmaya başladı ama, annem de hazinemin farkında ve bundan pay almaya başladı… Çünkü fırıldakların yapılmasında Allah için epey yardımı oluyordu… Yani yanımda artık gizli işçi çalıştırıyordum..! Böyle bir süre idare ettik… Balonlar, şekerler, fırıldaklar derken Gar’ın satıcı üstatları olduk ama, herhalde Gar Müdürünün de dikkatini çekmişiz. “hani ya balonlar, jiklet var jiklet…” adamın hoşuna gitmemiş durmadan vagonlara tırmanan, inip binen veletler… “Bunlar kimlerin çocukları?” : “Haa… Birisi Veznedar Nuri bey’in oğlu ha…”  hemen haber uçmuş… Babam akşam, bir ateşten top olarak geldi… Bizi bir güzel sığaya aldı, “siz benden gizli iş yaparsınız ha…Ulan ben sizi ekmeksiz, aşsız mı bıraktım…” Yer misin, yemez misin? (Bizim zamanımızda şamarın, tokatın bini bir para…) bir daha satabilir misin? İşte o zaman bende ki ticari deha zirve yapmış ve ondan sonra ani bir inişe geçmiştir. Ve ondan sonra bir daha da o işlere girişmedim…Ne lazım, babam bana bu işlerin pahalıya mal olabileceğini öğretmiştir…

Bizler Demiryolu çocuklarıydık… Evlerimiz demiryoluna yakın , oyun arkadaşlarımız demiryolcu… İçlerinden biri Adıgüzellerin küçük oğlu çok samimi arkadaşımdı. Evlerine girer çıkarım. Kışın kötü havalarda  içerde oynardık; ders çalışırdık… Babası hareket memuru olduğu için evleri de tam demiryolunun kenarında idi… Tren geçerken ev durmadan sarsılırdı.

Biz Oktay’la envai türlü oyunlar oynarken, büyük ağabeyleri de durmadan dımıdan da dımıdan saz çalar ve söylerdi… Durmadan aynı sözleri tekrarlar ; tekrarlar babam tekrarlardı… İnsan bir türküyü  bir kez söyler değil mi? O öyle değil, hiç duymadan bir türküyü durmadan tekrarlayıp duruyordu… Sonunda  “Erdal, sen müzikten, sazdan hoşlanıyor musun?” diye sordu… Ben de “Evet,” dedim. O, “Bak bu türküyü ben çıkardım, ilk kez benden dinleyeceksin, çünkü icatçısı benim…” dedi. Ben biraz hayretle dinlemeye başladım. Dinledikçe hoşlandım… Benim bildiğim türkülerin sahibi yoktur. Biz bile, veletler demiryoluna karşı üçümüz, beşimiz oturur ayaklarımız sallayarak envai türlü türküler söylerdik.. Ve ben yeni türküyü dinlemeye başladım; Hüseyin abi de çalmaya…Şöyle bir türkü, şimdi onu çok iyi tanıyacaksınız…


“Tren gelir hoş gelir (Ley ley limi limi ley)
Odaları boş gelir (Mini mini güzel gel bize)
Duydum yar bize gelmiş (Ley ley limi limi ley)
Sefa gelir hoş gelir (Mini mini güzel gel bize)

Beydağı'na kar yağar (Ley ley limi limi ley)
Kar altında güller var (Mini mini güzel gel bize)
Ben mahleden geçerken (Ley ley limi limi ley)
Pencereden yar bakar (Mini mini güzel gel bize)

Çarmuzu'nun kızları (Ley ley limi limi ley)
Koyu kahve gözleri (Mini mini güzel gel bize)
O yardan mektup geldi (Ley ley limi limi ley)
Sevindirdi bizleri (Mini mini güzel gel bize)

Evet, bu türkü yanımda çalındı söylendi, icat edildi.. Ve benim de en sevdiğim türkülerden biri oldu… Zaten bundan sonra bütün çocuklar , Trenin karşısında yer aldığımız zaman, mutlaka o türküyü demiryollarına karşı bağıra çağıra söylerdik.

Sonra sonra çok ünlü oldu, radyolarda çalındı… Galiba en çok da çocuklar sevdi, tuttu… Duyduğum zaman tanıdım; söyleyenle birlikte söyledim.

Türküler anonim varlıktırlar. Herkesin malıdırlar ama bazen değildir. Ben buna Malatya İstasyon’da ben şahit oldum. İster inanın ister, inanmayın…

 

 


 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 2579
Toplam yorum
: 10204
Toplam mesaj
: 237
Ort. okunma sayısı
: 828
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster