Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Şubat '07

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
4590
 

Notos ve Öykünün Öyküsü

Notos  ve  Öykünün Öyküsü
 

Notos iki ayda bir yayımlana bir Edebiyat dergisi. Notos' un anlamı nedir diye araştırdım. Dergide de yazıyor. En önemli dört rüzgardan biriymiş Notos. Eos ile Astraeos 'un oğlu. Güney rüzgarı Lodos olarak bilinir diyor İnternet'teki Mitoloji sözlüğü (1) . Lodos ' u da severim zaten. Çocukluğumdan beri kıyıları çarparken şahlanan dev dalgaların gümbürtüsünü dinlemeyi, iki yana yalpa vuran Deniz Hatları İşletmesinin o vefakar vapurlarına binmeyi o kadar özledim ki. Notos' u da çok sevdim. Şimdiye değin eksikliğini duyduğum pek çok yenilik ve bakış açısı var Notos sayfalarında... Gerçekten de sunuş yazısında belirttikleri gibi " kendine özgü içeriği, biçimi, havasıyla edebiyat dünyamıza sıcak bir rüzgar " estirecek gibi görünüyor Notos. En azından benim için öyle. Bakın size öykümün öyküsünü de anlatabilirim, neler yaşadığımı:

- Notos çıktı mı?

-Hayır bayan şubattan önce gelmez.

Kadıköy' e her inişimde iskeledeki gazete bayisine uğrayıp sormadan edemiyorum. Hem de günde iki kez. En sonunda 27 Ocak Cuma akşamı bayi gülerek uzatıyor dergimi bana. Heyecandan elim ayağım tutmuyor. Trafik ışıklardan uçarak geçerken bir yandan da dergimi kuşatan jelatini açmaya çabalıyorum. İkinci ışıklar ve işte yıllardır Münir Nurettin şarkıları ile gönlümüzü okşayan o tam köşedeki müzik dükkanını ve yanındaki derme çatma kulübede gazete satarak geçimini sağlayan yaşlı kadıncağızı Kadıköy tarihinden silen o üç katlı devasa simit evi. Hemen bir çay alıp seriliyorum en yakındaki masaya. Heyecanla öyküsü yayımlanan öykücülerden biri olabildim mi diye çılgın bir merakla çeviriyorum yaprakları. Evet işte orada ismimi okuyorum. Aman Tanrım diyorum bütün bu değerlendirmeler benim öyküme mi yapılmış. Çıkmamış ama epeyce olumlu bir değerlendirme yazısı; öyküm çıkmışçasına sevindiriyor beni. Günlerdir ağlamaktan şişmiş gözlerim ilk kez umut pırıltılarıyla aydınlanıyor, hissediyorum. Günlerdir ölüm denen o kaçınılmaz sonu kabul edememenin verdiği o onulmaz acılar, teyzelerimin birbiri ardı sıra gidişlerine duyduğum acılar içimi kavururken gerçekten bir Lodos esintisi esiyor yüreğime. Bak diyorum. Teyzelerim duysa da sevinirlerdi. Hem en azından anneciğin hayatta. Ona söylersin yalanın gerçek oldu işte.

Biraz daha gerilere dönmem gerekiyor. Büyük teyzemin komaya girip yoğun bakıma alındığı günlere. Teyzeciğim diyorum sırası mıydı şimdi böyle gidivermelerin? Ben teyzemin ve onunla beraber tüm sevdiklerimin her zaman yanıbaşımda en azından bir telefon kadar yakınımda olduğunu düşünerek ertelerdim projelerimi. Oysa bu üç yaşlı kardeşi bir araya getirip filmlerini çekecektim. Kaç yıldır bunu planlıyordum. Şimdi teyzem hastanedeki yatağında bilinçsiz yatıyordu. Manisa' daki hastaneyi çabuk buldum. Önce yoğun bakımda aradım teyzemi. Olmadığını görünce sonsuz bir boşlukta yuvarlanmaya başladım. Meğer normal odaya almışlar. Ağlaya sızlaya girdim odasına. Gözleri kapalı bir pamuk prensesti uyuyan. Hiç uyanmamış daha sonra. Bayramın üçüncü günü kaybetmiştik onu.

Sonra da ikinci teyzem gitti. Bayramda elini öpmeye gidememiştim grip belası yüzünden. O ortanca teyzeciğimin de sonsuza kadar hep bizimle olacağını düşünen bir hayalperest budalaydım ben. Bayramdan sonra grip olmuş ve zatüreeye çevirivermiş. Muhtemelen gelen birilerinden kapmıştır gribi. Sonra hastaneye koştuğumuzda solunum cihazına bağlı zorlukla nefes alırken gördüm onu. Onun da ellerini tuttum. O güne kadar olmuş hatalarım için özür diledim. O güzel kara gözlerinden çektiği acıları görebiliyordum.

-Teyzeciğim bak bir araba kiralayacağım ve bu sene Foça ' ya ben götüreceğim sizi

dediğimde başını hayır dercesine bir diğer tarafa muzipçe oynatırken gözlerinde beliren acıyla karışık ince alaylı bakışı ve reddi de hiç unutmayacağım sanırım. Son gidişimizdi,  "su" diye inliyordu. Meğer yolculuğu yakınmış da anlayamadık. Keşke ah keşke o hortumları söküp doya doya su içirebilseydik. Onu da kaybettikten sonra derin bir boşluğa düştüm. Sevilenler bir bir gidecekse yaşamamın anlamı ne? Günlerce ağladım. Aynı binada başka bir dairede kalan annem şiş gözlerimi görmesin ve anlamasın diye olabildiğince az indim yanına. Yine de bir şeyler sezinledi. Teyzemi hastaneye kaldırdığımızı biliyordu. Gizlesek telefonla konuşamayınca anlayacaktı yalanımızı ama sanırım o da benim gibi onu kaybedebileceğimiz düşüncesine uzaktı. Bir gün sordu. Neden gözleri bu kadar kızarık.

-Ah anne dedim. sana bir müjde vereceğim.

O anda ne müjdesi verebileceğim bile gelmiyordu aklıma ancak dudaklarımdan dökülen:

-Öykü yarışmasını kazanmışım anne. Onun için ağlıyorum sevinçten.

Sözcüklerime ben bile hayret ettim. O anda aklımda Notos dergisi filan da yok.

- Kutlarım, dedi annem ve pek sevindi.

-Dergiyi getir de okuyalım.

O anda kafamdan kaynar sular boşandı.

-İnternet dergisi anneciğim dedim. Bu öyle bildiğin matbaada basılmış dergilerden değil.

Küçük beyaz bir yalanla annemi mutlu etmeyi başarmıştım. Sonra Notos dergi çıkacağına yakın umuda kapılıp belki benim öykü de yayınlanır da uydurduğum yalan doğrulanır diye düşünmeye başlamıştım. İşte hepsi bu. Ben o olumlu değerlendirme yazısını okuduğum günden beridir, sürekli okuyorum ve öyküler yazıyorum. Edebiyatın sanatın içimizdeki boşlukları dolduran, bungunluğu azaltan en iyi çare olduğuna da inanıyorum artık deneysel olarak yaşamış biri olarak.

İşte bunun için NOTOS 'u daha çok sevdim. Yazılan her bir öyküyü incelikle değerlendirdikleri için. Elbette değerlendirmeye giremeyen öycücüler de olmuştur ancak onlar aslında kendi hatalarını bilirler. Ve sanırım ve dilerim günün birinde onların da öyküleri hak etmiş olduğu değerlendirmeyi alır. Okumalı, okumalı daha çok okumalıyız. Öyküler, dergiler, kitaplar bize raflardan neşeli pırıltılar saçarak oku beni diye seslenirken onlara sırtımızı dönmemeli ve her zaman okumalıyız, ardından da istiyorsak yazmalı.

Elimde dergi anneme koştum ve değerlendirme yazısını ona da okuttum. Onu bir kez daha sevindirmiştim.

İşte bunun için daha çok sevdim Notos 'u. Şimdi harıl harıl ikinci sayıda yayımladıkları fotoğraftan yola çıkarak yeni öyküler üretiyorum. En güzelini en özenlisini göndereceğim onlara. Bir gün de o üç kardeşin hüzünlü öyküsünü okuyacaksınız bir yerlerde. Esenkalın sevgili dostlarım.

(1)http: //216.239.59.104/search? q=cache: K5D8bjeBeNcJ: www.zeugmaweb.com/zeugma/sozlukmn.htm+notos&hl=tr&ct=clnk&cd=13&gl=tr&lr=lang_tr

Öykü yazanlara bir not:

BU yazıdan onca yıl geçtikten sonra 1 OCAK 2013'de yazıyorum bu notu.

İkinci sayıdaki  resimden yola çıkaracak kurguladığım öykü ÇED  2010 Orhan Kemal Öykü Ödülü üçüncülüğü alan CESU VERA adlı beş öykülü dosyamdaki ikinci öykü oldu.

 Daha bitmedi O üç kardeşin hüzünlü öyküsü " Yıldızlar Yağan İmbatlı Gece " 2010 yılı Karşıyaka Belediyesi Dinçer Sezgin Öykü Ödülü birincisi oldu...

Daha bitmedi...

Emel Dinseven 1 Ocak  2013

 

Mehmet Arat bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Teşekkürler Ezgi hanım, bir farkla ki, ben erkeğim. Nedense çok kişi beni hanım olarak kabulleniyor. Yani tanımayanlar, demek istedim. Selamlar.

Enfal Törün 
 17.05.2007 12:05
Cevap :
bence önce insanlık geliyor. Tabi isim bilgimiz kıtolduğundan bu ince ayrıma dikkat edemedik.Kusura bakmayın. değişik bir adınız ver. Esenkalın. ezgiumut  17.05.2007 13:43
 

Hem sizi tanımak ve hem Notos diye bir derginin varlığını öğrenmek çok keyif verici. Bir, zamanlar özellikle Ankara'da yaşadığım dönemlerde ne çok yerli, yabancı sanat dergisi okur ve takip ederdim. Şimdilerde hayatın sürprizleri bazı küçük mutlulukları bile unutturmuş bana, Anlarda yaşamak blog yazıma rağmen. Çok hoş bir anlatım tarzınız var, ödülü boşuna vermemişler size. Yazınız güzelliği kadar hüzünlendirdi beni. Başta annem ve babam olmak üzere, teyzelerim, dayılarım, anneannne ve de özellikle Çevir bir sayfa Ayşanım'ı özledim. Öykünüzün tamamını ve yenilerini okumaya gayret edeceğim. Benim ise buradaki yazılarımın dışında şiir çalışmalarım yoğun, bazı öykülerde var ama üzerlerinde çalışmam gerek. Hayat paçamı bırakmıyor ki. Galiba çok uzattım, umarım sıkıcı olmamışımdır. Sizi karşımda farzedip sohbet ediyormuş gibi hissettim kendimi. Tekrar kutlar ve başarılarınızın devamını dilerim. Hoşça kalın, sevgi ve saygılarımla. Enfal Törün

Enfal Törün 
 16.05.2007 13:14
Cevap :
Teşekkürler Enf al Hanım, Yazınızı alınca blogumu bi kez daha okudum. O günkü mutluluk ve ardından gelen mutsuzluklar. Geçmemiş! Teyzeciklerimi hatırlayınca bakın yine ağlamaya başladım. Oysa nasıl koşturuyorum bi bilseniz. Sırf o acıyı hatırlamamak için. Notos dergisi güzel bir dergi. Çıktığı ikinci sayıda öykümü beğendiklerini ve bir tane daha gönderirsem ikisinden birini yayınlayacakları sözünü yazmışlardı. Onlarda şu anda tam 4 öyküm var ama yayınlamadılar. Bu bakımdan biraz hayal kırıklığına uğramadım desem yalan olacak. Fakat internette çıkan yazımın ilk bölümünü o neşeli bölümünü neşelenme ve bekleme gerekçelerini de yok sayarak okuyucu görüşleri köşesine almışlar. Aslında bir yazı bütünüyle yazan kişinin duygularını yansıtır, anlam kazanır. .. Ben de uzun yıllar işim ve yaşam derdinden unuttum okumayı. Size önerim okumayı bırakmayın zaten bardak dolunca yazma da kendiliğinden geliyor. yakında bi dergi tanıtacağım ANAFİLYA internet dergisi Guzel kaliteli yazılar var. tesekk  17.05.2007 4:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 566
Toplam yorum
: 1972
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1317
Kayıt tarihi
: 11.07.06
 
 

Edebiyatla ilgileniyorum. Ayrıca amatörce belgesel film çalışmaları yapıyorum ve kültürel etkinlikle..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster