Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Haziran '15

 
Kategori
Alternatif Enerji
Okunma Sayısı
48
 

Nükleer enerji

Nükleer enerji
 

Nükleer Enerji


Son yıllarda ülke olarak nükleer enerjiye kafayı takmış bulunuyoruz. Üç grup hâlindeyiz... Nükleer enerjiyi elzem olarak görenler, facia olarak görenler ve kararsızlar... Sanırım söz konusu nükleer enerji olunca bu tasnif dünyanın her yeri için geçerli olabilir.

Nükleer enerjiyi elzem olarak görenler, modern çağda sürekli artan enerji ihtiyacını vurgulayarak başlıyor söze. Derken aslında onların da yenilenebilir enerjiden yana olduklarını belirterek karşı tarafa bir jest yapıyorlar. Hemen ardından fayda maliyet analizlerini sıralamayı unutmuyorlar tabii! Nükleer enerjinin depolanabildiğini, nükleer enerji santralleri olursa enerjide dışa bağımlılığın azalacağını belirtiyorlar. Nükleer enerji üretebilmek için kurulacak tesislerin belirli bir standarda göre kurulması gerektiğinden diğer birçok sektörde de politikaların modernize edileceğini umutla dile getiriyorlar. Aynı umutla nükleer santral kurmak için başka sektörlere de ihtiyaç duyulacağını, dolayısıyla ekonomide de bir hareketlilik olacağını bir siyasetçi edasıyla anlatıyorlar. Vee... "Herkeste var, bir bizde yok! Hiç yok!" diyerek son vuruşu yapıyorlar.

Nükleer enerjiyi facia olarak görenler ise ne kadar güvenli santraller yapılırsa yapılsın olası kazalarda etkilenen insan sayısının çok fazla olacağına dikkat çekiyorlar evvela. Maalesef sağlam örnekleri de var: Çernobil, Fukuşima... Bilinenin aksine nükleer enerjinin hiç de kârlı olmadığını çarpıcı bir şekilde açıklıyorlar. Ve diyorlar ki nükleer enerjiden elde edilen kâr, nükleer santrallerden ötürü oluşan hastalıklarla mücadelede harcanan paraları karşılamıyor. Bunun yanı sıra alternatif enerjilerin daha uygun olduğunu ekliyorlar. Son olarak da herkeste nükleer enerji olmadığını, aksine durumu fark eden birçok ülkede nükleer santrallerin kapatıldığını söylüyorlar.

Üçüncü gruptakilerin, kararsızların, durumuna pek uygun bir Nasreddin Hoca fıkrası var. Dilerseniz önce hocanın fıkrasına bir bakalım.

Nasreddin Hoca, kadılık yaparken bir gün bir ahbabı burnundan soluyarak gelmiş. Hasmı için söylemediğini bırakmamış. Sonra "Hocam, Allah aşkına söyle, haklı değil miyim?" demiş. Hoca ne yapsın? "Haklısın." demiş.

Ahbabı sinirleri yatışmış olarak gitmiş. Onun hemen arkasından hasmı gelmiş. Bu defa da o başlamış atıp tutmaya... Sonra o da hocaya sormuş, "Haklı değil miyim?" diye. Hoca "Vallahi çok haklısın." demiş. Adam da sakinleşerek gitmiş. Tüm bunlara tanık olan hocanın karısı bile bu işe şaşırmış kalmış.

"Senin kadılığın da bir garip Hoca Efendi. İkisine de 'Sen haklısın!' dedin. Hiç öyle şey olur mu?" diye sormuş hocaya. Nasreddin Hoca hanımının yüzüne bakıp "Hatun, sen de haklısın!" demiş.

Gerçekten kararsızların durumu tam da Nasreddin Hoca gibi... İki tarafın da argümanlarını dinliyorlar ve iki tarafı da haklı buluyorlar. Fakat ironik bir şekilde nihai bir karara ulaşamadıklarını da fark ediyorlar. Onları çok iyi anlıyorum. Çünkü ben de bu gruptayım.

Ve bence iki tarafta doğru bildiklerinden ziyade inandıklarını söylüyor. Mesela nükleer enerjiyi elzem olarak görenler, nükleer enerji reklamlarında gülen yüzlü çocuklar kullanılmasını hiç yadırgamıyorlar. Oysa Çernobil'den sonra hâlâ dahi vücudu değişik şekillerde doğan çocukların dünyaya geldiğini biliyorlar, bilmeliler. Ya da nükleer enerji için harcanabilecek paraların başka bir enerji için kullanıldığında da benzer verimin alınabileceğini hesaba katmıyorlar. Ya da ihtiyaç duyulan enerji kadarını ve belki de daha fazlasını israf ettiğimizi atlıyorlar.

Aynı şekilde nükleeri facia olarak görenler de dünyadaki santrallerden habersizmişçesine karşı çıkıyorlar. Sanki nükleeri biz bulduk, onlarca santralle dünyayı biz kirletiyoruz. Eğer dünyanın kirliliğinin müsebbibi aranacaksa önce 104 santrali olan ABD'ye, 59 santrali olan Fransa'ya, 55 santrali olan Japonya'ya, 31 santrali olan Rusya'ya, 20 santrali olan Güney Kore'ye, 19 santrali İngiltere'ye, 18 santrali olan Kanada'ya, 17 santrali olan Almanya ve Hindistan'a bakmalıyız. Ancak çok sonra 0 santrali olan Türkiye'ye bakabiliriz. Hatta bakamayız! Yoksa komplo teorilerinde haklılık payı yok demek zorlaşır.

Öte yandan çevremizde nükleer santrali olan ülkeler var. Şahsen bunlardan birinin, Metsamor'un, dibinde büyüydüm. Ve maalesef komşuda nükleer olunca önüne set çekip de "Aman zararları bize gelmesin!" diyemiyorsunuz. Nitekim size kanserden ölen tanıdığım on kişiyi sayabilirim. Anlatmak istediğim bizde olmayınca zararlarından kurtulmuş olmuyoruz... Sonuçta tarihi geçmiş Metsamor, bizim yapacağımız son model santralden kat be kat daha tehlikeli.

Netice itibariyle şahsen artılar ile eksileri bir araya getirince birbirlerini götürdüler ve ben yine bir "0" elde ettim. Yani kararsızım. Yani Nasreddin Hoca misali, iki tarafa da "Sen de haklısın!" diyorum... ;)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 103
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 386
Kayıt tarihi
: 10.09.10
 
 

Kısaca kendimi tanıtacak olursam "Evlat, eş, baba, öğretmen, yönetici, yazar ve tabii ki okur." y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster