Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Temmuz '08

 
Kategori
Mizah
Okunma Sayısı
447
 

Nükte ve şaka

Nükte ve şaka
 

Komiğin ustanı...


Nükte ve şaka insan yaşamına tatlılık ve anlam katan edebi ve kültürel yaratımlardır. Anadolu bu bakımdan oldukça zengindir. Hoca Nasreddin’den Bektaşi’ye kadar ince bir zekânın tezgâhında dokunan fıkralar edebiyatımızın önemli kollarından biridir.

Nasreddin Hoca camide halka vaaz verirken bir kısmının uyukladığını görerek lafı değiştirir:

—Bir gün Akşehir’den çıkarak çay boyunca yürümeye başladım. Bir de ne göreyim, çayda dört ayaklı ördekler su içiyorlardı.

“Dört ayaklı ördek” sözünü işiten cemaatin gözleri faltaşı gibi açılır; Hoca’yı dikkatle dinlemeye başlar. Bunun üzerine Hoca cemaate:

—Yahu, der, siz nasıl insanlarsınız? Deminden beri size vaaz ediyorum, uyukluyorsunuz da, kuyruklu bir yalan uydurunca hepinizin gözleri dört açılıyor.

Ergenekon operasyonunun kuyruklu yalanları da çok geniş bir cephenin gözlerinin faltaşı gibi açılmasına neden oldu. Önceleri “sağdaki ve soldaki sivrilikler”in törpülenmesinin iyi olacağı teşhisini koyanlara da mudul dürtünce, ciyaklamaya; yani gözleri faltaşı gibi açılmaya başladı. Anladılar ki, Ergenekon’un hedefi sadece belli bir kesim değil; tüm bir yurtsever cephedir. Esasen başlangıçtaki “vaazları” dinleseler iş bu kadar uzamayacak ama, ne yaparsın ki, bazılarının uyanması pragmatik olmak zorunda herhalde: Kafayı duvarlara vura vura öğreniriz biz!

***

Dinsel mucizeler metafizik dogmalardır. Eğer İsa çarmıha gerildikten sonra göğe uçup gitmişse Hz. Muhammet neden Miraç’a çıkmasın?

Papazlar Nasreddin Hoca’ya takılırlar:

—Hoca, merak ediyoruz, sizin Peygamberiniz Miraç’ı nasıl gerçekleştirdi acaba?

Yanıt, tam da taşı gediğine koyar cinstendi:

—Nasıl mı? Hz. İsa için kurduğunuz merdivenle!

***

Toplumda sonradan görme, görgüsüz, ucube kişilikli birçok adam toplumu işgal etmiş durumda. Hele 1980’lerden, özellikle Özal’dan sonra başlayan dönemde devlet ve kamu hortumculuğu, döviz vurgunculuğu, mafya-tarikat soygunculuğu ile kolay yoldan zenginleşenlerin görgüsüzlüğü ve pişkinliği düşman başına!

Bektaşi demlenirken kendisine sormuşlar:

—Sarhoş olmaktan korkmuyor musun?

Bektaşi kendinden emin ve gayet ciddi yanıtı yapıştırmış:

—Hayır! Benim sarhoşluğumdan kimseye zarar gelmez. Siz asıl içmeden sarhoş olanlardan çekinin…

Herkes içmeden sarhoş olanların kim olduğu merakla sormuşlar:

—Kim onlar?

—Bunlar, birtakım sonradan görmelerdir ki, ellerine dünya malı geçtiği için ne oldum delisi olurlar.

***

İnce bir ironiyle, keskin zekâ kıvılcımlarıyla sofu ve metafizik, eleştirinin çarmıhına ancak bu kadar gerilebilir…

Bir mecliste Kuran’dan söz açılır.

Kuran’ın eşsizliğinden ve olağanüstülüğünden bahsedilir.

Odanın bir köşesinde sessizce çubuğunu tüttüren Bektaşi söze karışır:

—Evet, Allah’ın kelamı cidden eşsizdir. Ama yazısı biraz karışıktır, der.

Mecliste dinleyicilerden birisi hayretler içinde ve biraz da hiddetle sorar:

—Karışık mıdır, nereden biliyorsun?

Bektaşi, acınacak bir edayla yanıt verir:

—Alnımın yazısından!

***

Son zamanlarda hani Batı emperyalizminin bunca aşağılamasına, siyasal iktidarların fakir fukarayı hiç düşünmeyen bunca uygulamaları karşısında sessiz kalan halkımız için söylediğimiz haksız bir söz var ya:

“Her millet layık olduğu rejim ve hükümetle yönetilir!”

Aslında orta ve uzun vadede bu bizim milletimiz için oldukça haksız bir azarlamadır. Gördünüz işte, Attila İlhan’ın dip dalgası dediği, halkın toplumsal sağduyuyla, neredeyse içgüdüsel bir şekilde farkına vararak anti-Amerikancılığını (Amerikan aleyhtarlığını) yüzde 90’lara, anti-AB’ciliğini (AB karşıtlığını da) yüzde 70’lere çıkarmış durumda. Şimdi önemli olan, bu dip dalgasının yarattığı fırtınayla kimin ve hangi siyasal güçlerin, hangi siyasal programın yelkenlerini dolduracağıdır. Bunu ABD bile düşünüyor ve hamleler yapıyor.

İşte, halkın sessizliğini eleştiren bir fıkra…

Timur kılıcını çekip yürüyünce, dağ taş önünde duramamış; dağı taşı dümdüz etmiş…

“Adilsin’” diyenin de hesabını görmüş, “zalimsin!” diyenin de defterini dürmüş… Halk ne edip edeceğini bilememiş. Varıp Hoca’nın eteklerine sarılmış…

—Hey efendi, Allah her aklı sana vermiş; gidip Timur’a ne deyip diyeceksen de de, bu işlerin önüne geçmeye bak, yoksa kurunun yanında yaş da yanacak! Diye yalvarıp yakarmışlar.

Hoca boynunu bükmüş:

—Ne denir, Allah kullarına, kulluklarına göre han gönderir, kaderin önüne geçilir mi? demiş.

Ama gene de, kafasını koltuğunun altına alıp, hanlar hanının katına çıkmış…

Şurada, buradan ve oradan derken Timur:

—Bir de sen söyle bakalım, şu yapıp ettiklerime göre adil miyim, zalim mi? Diye sormuş.

Hoca bu, dilinin ucuna gelen hangi sözü, yut gitsin eder:

—Vallahi, demiş, neyin nesi olduğunu bilmiyorum ama Allah dağına göre kış veriyor!

***

Anadolu halk fıkracılığının jilet gibi keskindir ağzı, dolunay gibi parıl parıl balkır… Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az!

Bektaşi, camide namazdan sonra duaya oturmuş ve:

—Rabbim! Bana bir şarap parası ihsan eyle! Diye yalvarmış…

Yanında namazını bitiren softa da ellerini kaldırarak:

—Allahın! Bana iman ver… Diye yakarmış.

İki duayı da işiten hoca, Bektaşi’ye:

—Bak, herkes ne istiyor, sen şarap parası istiyorsun… Utanmıyor musun? Diye çıkışmış.

Bektaşi usulca:

—Ne yapalım hoca efendi, herkes kendisinde olmayanı ister, demiş.
www.fatihozcan.org

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Beni çok güldürdünüz allah sizide güldürsün...

Azize Ok 
 14.07.2008 0:14
 

Çok güzel , bazılarını ilk kez okudum. Teşekkürler. Hazır cevap -üstelik ince esprilerle- ince bir zeka işi ...

ezgi sıla 
 10.07.2008 7:58
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 511
Toplam yorum
: 126
Toplam mesaj
: 26
Ort. okunma sayısı
: 487
Kayıt tarihi
: 04.04.08
 
 

"Cv" Dedikleri Özgeçmişim 1953 yılının karanlık günlerinde Haziran ayının 24. günü, ağaçların mey..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster