Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Kasım '18

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
977
 

Nutuk, Özet (II) Mustafa Kemal Atatürk’ün 15-21 Ekim 1927, TBMM CHP Kongresi Konuşması

Nutuk, Özet (II)   Mustafa Kemal Atatürk’ün 15-21 Ekim 1927, TBMM CHP Kongresi Konuşması
 

Başkasının silahıyla ve askeriyle savaşılmaz.


Nutuk Özet (I),  birinci bölümünde yurdun durumunu, itilaf devletlerinin işgal heveslerini, içimizde olan ihanetleri, azınlıkların hırslarını, Anadolu ve Trakya’yı bağımsızlık için harekete geçirme gayretlerini, kurtuluş için sunulan muhtelif çözüm önerilerini, padişah ve çevresinin kendini kurtarma hesaplarını gördük. Bu bölümde Türklerin padişah halifeye ne kadar önem verdiklerini, makamın gücünün abartıldığını, yabancıların oyununa ne kadar kolay geldiğimizi, Türk olarak kendi fikrimizde abartılı derecede ısrarcı olduğumuzu, uzlaşmada çekilen sıkıntıları göreceğiz. Atamız yabancılara mektup yazarken, Onların düşünüş tarzını yakalayarak, kendi fikirlerini savunuyor. İşgallerin, işlenen suçların medeni insan, çağdaş düşünce anlayışına aykırı olduğunu vurguluyor.  Olayları anlatırken Sherlock Holmes dedektif hikayeleri gibi bizi peşinden sürüklüyor. Olaylara bakışını, sabrını, hedef küçültmesini, koordinasyon gücünü, detayları kaçırmamasını, riski azaltmak için yapmak istediği işin gerektirdiği kuvvetin daha fazlasını hedefe gönderdiğini,  İstanbul Hükümetini fikren Anadolu’dan kuşatmaya alışını, Anadolu’daki gücün profilini büyütmesini, kendisine özgü düşünce yapısını görüyoruz. Bu düşünce yapısının en önemli taşı hür olarak düşüncesini söyleyebilmek, bağımsız olmak, kul olmamaktan kaynaklanıyor.

 Bu gün de Bizler “Hepimiz eşitiz, hür olarak düşüncemizi söyleyebilmeliyiz” görüşüne değer vermeliyiz.   Bu iki kriteri ne kadar sık söyler ve yaşamımızda toplum olarak uygularsak demokrasimiz muhtemelen daha gelişecektir. Günümüzde en aydın Araplardan kabul edilen ve cinayete kurban giden gazeteci Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’a yönetim modeli önerisinin “Hesap verebilir, monarşik kırallık ve reformların zamana yayılarak yapılması fikri olduğunu” dikkate alırsak, yüzyıl önceden bizim hesabımıza giren Atamızın fikirlerinin değerini daha iyi anlayabiliriz. Nutuk’a kaldığı yerden devam ediyoruz.

20 Eylül 1919 tarihinde Damat Ferit Paşa Hükümeti padişahın da bir bildirisini yayımladı.

“İzmir’de Yunan işgalinin sebep olduğu facialar; Hükümetin çabasıyla Avrupa’nın dikkatini çekti. Özel bir kurul inceliyor ve Hakkımız gözler önüne seriliyor. Şimdiye kadar; “Ulusal birliğimizi bozacak karar ve öneri olmadı”.  Bazı kimseler tarafından halk ile hükümet arasında sözde anlaşmazlık olduğu ilan ediliyor. Bu durum yasa koşulları çerçevesinde bir an önce yapılmasını istediğimiz seçimleri de gecikmeye uğratıyor ve barış sırasında varlığı zorunlu olan Mebuslar Meclisi’nin toplanmasını geciktiriyor. Ulusumun bireylerinden beklediğim, Hükümetin emirlerine uyulmasıdır. Yakında barışa kavuşacağız.”  

İstanbul Hükümeti ile telgraf haberleşmesini kestiğimizden normalde bu bildiriyi Anadolu almamalı ve okunmamalıydı. Ancak bildiri Trabzon, Erzurum ve Sivas gibi bazı merkezlerden alınmıştı.  Padişahın bildirisi, halkın düşüncesinde olumsuz etkiler yapacağından, bildirinin,  padişaha verilen yanlış bilgiden kaynaklandığını kıymetlendirerek,  halkın padişaha cevap yazmasını uygun bulduk ve bu cevabın hem padişah hem de tüm ülke tarafından okunmasını sağlamak istedik.

 “Padişahımızın bildirisinde en açık bir biçimde göze çarpan nokta, Hükümetin haince hareketleri hakkında halifelik katına ulus tarafından sunulan şikâyetlerin halâ padişahın bilgisine ulaşmamış bulunmasıdır. Bildiri, ulusun padişahına karşı gerçeği bildirmesine tekrar bir fırsat vermiştir. Gerçek şu ki, Halife efendimizin doğrudan doğruya ulusla ilişki kurmasını önlüyorlar. Ulus ve ordunun;  padişahın haklarını, ulusun ve ülkenin varlığını kurtarmaya çalıştıkları bilgisini değil tam tersini sunuyorlar.”  

Efendiler Ferit Paşa Hükümetinin düşmesine kadar çok sayıda sorunla uğraştık.  

Trabzon’da önceden tümeninin başına geçmesini istediğim Halit Bey, emrim üzerine Trabzon valisi Galip Beyi Eylül ayında tutukladı ve koruma altında Erzurum’a gönderdi. Halit Bey, “Halkı önce aydınlatmak ve bilgilendirmek görevini yaptığını, direnenler görülürse kendi tecrübesine dayanarak o kişilere layık oldukları davranışı gösterdiğini söylüyordu.”  Kazım Karabekir Paşa, Trabzon ve çevresinde İngiliz ve Fransız temsilcileri olduğundan,  Halit Bey’in daha tedbirli ve kendisine danışarak hareket etmesini ve ulusal isteğin uygulanması için cesaret ve ileri görüşün kaynaştırılmasını önemsiyordu.

Ali Galip’in İstanbul’a tavsiye ederek Tunceli mutasarrıflığına atamasını yaptırdığı Osman Nuri Bey 8 Eylül’de Sivas’ta alıkonuldu. Ulusal akım karşıtı Ankara valisi Muhittin Paşa belli bir amaçla geziye çıkmıştı. Çorum’da tutuklanarak Sivas’a getirildi. Ulusal savaşa karşıtlığı anlaşılan Niğde mutasarrıfı, muhasebecisi ve komiserinin Sivas’a gönderilmesi için 16 Eylül’de Niğde tümen komutanlığına emir verildi.

Kastamonu’da vali bulunan, güvendiğimiz İbrahim Bey, Hükümet tarafından İstanbul’a davet olundu. Gitmemesi gerekirken, gitti ve tutuklandı. Kastamonu’da güvenilir kişi olarak istediğimiz Ali Fuat Paşa’nın gönderdiği Kastamonu mevki komutanı Albay Osman Bey 16 Eylül’de Kastamonu’ya ulaşmıştı. İdareyi alan Osman Bey vali vekilliğini Diyarbakır’dan tanıdığım Defterdar Ferit Bey’e verdi. “Önemli konularda şifreli haberleşme istedim. Halkın aydınlatılması için telgraf başında Onlara uzun açıklamalar yaptım. Bolu ve Sinop mutasarrıflarıyla görüşün, onların verdiğim bilgilere uygun hareketini sağlayın. İşlerinize açıktan engel olanlara, silah kullandırınız.” talimatını verdim.  İbrahim Bey’in yerine İstanbul’dan atanan yeni Kastamonu valisi Ali Rıza Bey, İnebolu’ya ulaşmış bulunuyordu.  İnebolu’dan Kastamonu’ya geldiğinde valinin tutuklanmasını istedim. Ancak vali Kastamonu’ya gelemedi ve Zonguldak’tan İstanbul’a döndü. Zaman içinde Kastamonu, İstanbul’a karşı harekete geçti. Halkın imzasıyla İstanbul’a telgraflar çekilerek, İstanbul Hükümetinin, ulusun iradesine uygun davranması istendi.

20. Kolordu komutanı Ali Fuat Paşa, Kongre’ce Batı Anadolu Kuvayi Milliye komutanı ünvanı ile görevlendirilmişti. Paşa, Eskişehir çevresi için Yarbay Atıf Beyi, Afyon çevresi için 23. Tümen komutanı Ömer Lütfi Beyi görevlendirdi. Eylül 1919 tarihlerinde Eskişehir’deki İngiliz Birliği Yarbay Atıf Beyi tutukladı ve İstanbul’a gönderdi. Komutan Atıf Bey’in düşman eline düşmeyecek tedbirleri alması gerekirdi. O’nu kurtarmak için uzun süre girişimlerde bulunduk.  Fuat Paşa toplayabildiği ulusal güçlerle Eskişehir’e yakın Cemşit’e gitmişti. Uzaktan Eskişehir’i kuşattı. 25 Eylül’de Eskişehir’deki General Solly Flood, Binbaşı ve kontrol subayı iki kişiyi Fuat Paşa’ya gönderdi. Gelen İngilizler iç işlerimize ve ulusal eylemlerimize karışmayacaklarına söz verdiler. Memnun olmamız amacıyla Merzifon’daki kuvvetlerini önce Samsun’a çektiler ve takiben İstanbul’a taşıdılar.

Konya valisi Cemal Bey İstanbul’a kaçıyor ve Konya halkı da İstanbul’u tanımıyor.

Efendiler Konya’da vali bulunan Cemal Bey, zamanla oraya egemen olmuş, Ferit Paşa Hükümetinin önemli bir dayanak noktasıydı. Bu duruma ordu müfettişi Cemal Paşa’nın İstanbul’a gidip dönmemesi ve kolordu komutanı Selahattin Bey’in kararsız tutum ve davranışları ve İstanbul’a habersiz gitmesi sebep olmuştu. Amacımızı kavramış, Sivas’ta yanımızda bulunan Refet Bey’i görevlendirdik ve O yola çıktı. Temsil Heyetinden bir komutanın geleceği haberi Konya’da yurtseverleri canlandırdı. Vali Cemal Beyin hata yaparak, mahkûmları silahlandırıp, bir kuvvet oluşturmak istemesi Konya halkını ayaklandırdı ve vali dayanamayıp İstanbul’a kaçtı. Saygın halk, belediye dairesinde toplanarak Hoca Vehbi Efendi’yi vali vekilliğine seçti.                                                                                        

Refet Bey’in yerinde olmayan önerileri: Görevlendirdiğimiz Refet Bey Sivas- Konya yolundayken başarı sağlanabilmesi için kendisine 2. Ordu Müfettişliği unvan ve yetkisini istiyordu. Refet beyin, padişah ve hükümet tarafından kovulmuş ve idama mahkûm edilmiş Ben’den böyle bir şey istememesi gerekliydi. Hem zaten Ona tam ve geniş yetki vermiştik. Bunu kullanmak ve uygulamak kendi yeterliliğine ve gücüne bağlıydı.

İstanbul memurlarının gözdağı vermesi:  Efendiler her tarafı ulusal direniş yapmaya ve örgütlenmeye çağırırken, İstanbul emrindeki üst düzey sivil memurların Bize karşıt davranışları oluyordu. Örneğin Urfa mutasarrıfı Ali Rıza  ”Hareketlerimizin İtilaf Devletlerine saldırı olduğunu, bu yüzden İtilaf Devletlerinin askeri işgaline uğrayacağımızı ve Türk Hükümetine son verileceğini belirtiyor ve bunu önlemek için İstanbul Hükümeti ile uzlaşma olmasını” öneriyordu. Bu telgrafın O’na yabancılar tarafından yazdırıldığı açıktı.

General Harbord heyeti ile görüşme: Efendiler, Amerika hükümeti ülkemizde ve Kafkasya’da incelemeler yapmak üzere General Harbord  başkanlığında bir heyet göndermişti. Bu heyet 22 Eylül 1919’da Sivas’a geldi ve detaylı olarak görüştük. Generale ulusal savaşın amacı ve hedefi, ulusal örgüt ve birliğin ortaya çıkış sebebi, Hıristiyan unsurlara olan yaklaşım ve yabancıların ülkemizdeki olumsuz propagandası ve faaliyetleri hakkında ayrıntılı ve kanıtlı açıklamalar yaptım. Harbord’un “Başarısızlık halinde ne yapacaksın?” sorusunu; hafızam beni yanıltmıyorsa “Her türlü fedakârlıktan sonra başarısızlık söz konusu olamaz” diye cevapladığımı hatırlıyorum.    

Abdülkerim Paşa’nın aracılıkları:  25 Eylül 1919 akşamı 20. Kolordu komutanı vekili Mahmut Bey’den aldığım telgrafın içeriği şuydu: “İstanbul’daki Hükümet ve Ulusal hareket arasındaki görüş farklılıklarını gidermek için Genelkurmay’dan tuğgeneral Abdülkerim Paşanın telgrafını, Ticaret ve Ziraat Bakanı Hadi Paşa kanalı ile aldık.” Kerim Paşa “Padişahın bildirisindeki bilgece uyarılara uygun hareket edilirse vatanın kurtuluşu kolaylaşacaktır. Hükümet-Ulus ayrılığı yabancıların işlerimize karışmasına yol açacaktır. Konferans hakkımızda karar verirken, bu anlaşmazlık iyilik ve kurtuluş belirtisi olmayacaktır.” diyerek telgraf başında Fuat Paşa ile görüşmek istiyordu. Aracılara, “Fuat Paşanın Ankara’da olmadığını ve işi olduğunu, fakat Onların görüşmek istemesi durumunda Sivas’ta bulunan Temsil Heyeti ile ve bu heyetin üyesi olan Mustafa Kemal Paşa ile telgraf makinesi başında istedikleri şekilde görüşmenin mümkün olacağını belirttim.” Kerim Paşa eski bir arkadaşım, temiz kalpli bir yurt severdi. Selanik’te ben kolağası (kıdemli yüzbaşı), o binbaşı olarak bir büroda çalışmış, yıllarca özel arkadaşlık etmiştik. Taşıdığı manevi değerler yönünden kendisini “Ulu kişi” sayar sevdiği arkadaşlarına da uygun gördüğü unvanları verirdi. Bana “En ulu kişi” derdi. Kendine özgü söyleyişi ve yazışı vardı.

Ulusal hareket sonucu İstanbul Hükümeti ile ilişkimizi kesmenin 15. günündeydik. İstanbul Hükümetine hizmet eden bazı memurlar ya kaçtılar veya mahkûm duruma sokuldular. İstanbul’a bütün ülkeden her gün Hükümetin düşürülmesiyle ilgili binlerce telgraf yağdırılmaya başlandı. İtilaf devletlerinin Anadolu’da dolaşan subay ve memurları ulusal savaşa karşı tarafsız olduklarını belirttiler ve ülkenin iç durumuna karışmayız sözünü her tarafta açıktan söylemeye başladılar. İstanbul Hükümeti muhtemelen bir uzlaşma olanağı arıyordu.

Bakan Hadi Paşa, Ferit Paşanın arkadaşıydı. Sıkışmış olan Ferit Paşa ve Padişahın imdadına yetişmek istiyordu. Hadi Paşa, görüşmelerini istedikleri Ali Fuat Paşa ve Kerim Paşa’yı da Selanik’ten tanıyordu.

Efendiler,  27/28 Eylül 1919 gecesi, gece yarısına bir (1) saat kala telgraf başında Kerim Paşa ile karşı karşıya geldik. Kerim Paşa  “Vatanın iyiliği için Sizinle ve Temsil Heyetindeki dostlarım ile fikir alışverişinde bulunmak isterim. Size ulaştırılmak üzere Ali Fuat Paşa aracılığıyla bir telgraf göndermiştim. Telgraftaki ilkeler üzerine uygun bir çözüm yolu inşallah buluruz. Hükümet ile Ulusun, vatanın kurtuluşuna ait hizmetlerini ve işlerini uzlaştıralım. İçinde bulunduğumuz durumun zorluklarını ortadan kaldıralım. Girişimim hakkında Hükümet iyi niyet göstermektedir.” diye giriş yaptı.

Efendiler Kerim Paşa ile kısaltılmış olarak aktaracağım telgraf görüşmesi 27 Eylül gece saat 11’de başlayıp, 28 Eylül saat yedi buçuğa (7:30) kadar tam sekiz buçuk saat sürdü. “Ulusumuzun, yasal haklarını kavramış ve onu koruma ve savunmaya tüm varlığıyla girişmiş olmasından mutluyum. Fikir alışverişinde bulunmak isteğinize teşekkür ederiz. Padişahın üzülmesine yol açan hareketler, ulusumuz tarafından değil Ferit Paşa ve yakınındakiler Adil Bey, Süleyman Şefik Paşa, Ali Galip Bey, Muhittin Paşa, Galip Bey, Ali Rıza Bey ve Cemal Bey taraflarından işlenen kötülüklerle ortaya konmuştur. Olaylar, gerçek içyüzleriyle bilginize ulaşmamıştır. Yabancıların görüşlerinin bizden yana değiştiği gerçeğin kendisidir. Ancak bu değişiklik, Ferit Paşa siyasetinin sonucu değil, aksine ulusumuzun varlığını göstermek ve kanıtlamak için kendiliğinden yaptıkları girişimlerin sonucudur.  İşte bu konuda padişahı aldatıyorlar. Kurtuluş çaresi ve yaşam ilkesi, Kuvayi Milliye’nin etken ve ulusal iradenin egemen olmasındadır. Bu sağlam ve haklı ilkeden bir nokta sapmak, devlet, ulus ve vatanımız için yıkıma sebep olur. Ulusumuzun soylu hareketini kötüye yoran ve padişahımıza böyle duyuran Ferit paşa, Adil Bey ve Süleyman Şefik Paşa gibi devlet adamlarıdır.

Onlar, Ülkemize Bolşevikler girdiğini ve ulusal hareketin Bolşevik hareketi olduğunu söylüyorlar. Ulusal hareketimizin, İttihatçı parasıyla yapılan ittihatçıların son çırpınma  hareketi olduğunu yabancı gazetecilere söyleyen bu gafillerdir. Anadolu’da karışıklık olduğunu ajanslarla resmen duyuran ve ateşkes özel maddesine dayanarak vatanımızı düşman işgaline uğratmak isteyen bu cahillerdir. Malatya ve Sivas’ın Müslüman halkını birbiriyle boğazlaşmaya iten bu zavallılardır. Amacımız, Sizin de düşündüğünüz gibi, devlet ile ulusun çalışmalarını; vatanın kurtuluşuna ait noktada uzlaştırmaktır. Yabancılar, Ulusun kapsamlı kuvvetini, kararlılığını ve buna karşılık İstanbul hükümetinin ulusuyla ilgisiz ve güçsüz olduğunu anlamıştır. Ulusumuzun kararlılığı karşısında Merzifon’u boşalttılar. Samsun’u da boşaltmaya başladılar.  İç işlerimize ve ulusal hareketlerimize karşı tarafsız kalacaklarını söylüyorlar. İşte ulusal girişimlerimizin, bağımsızlığın sağlanması yolunda elde etmeyi başardığı ilk sonuç budur.

Ulusal akım, İstanbul’da Kanun-ı Esasi hükümlerine uyulmasını sağlamakla sonuca ulaşacaktır. Ferit Paşa, ulusal akımın birkaç kişinin kışkırtması olduğunu ilan etti. İki tarafı idare etmeyi düşünen birkaç valisinin aldatıcı raporlarını, benim yurtsever uyarılarıma tercih etti. Yanlış yolu tuttu.

Gelinen noktada ulusal mücadele başarılıdır ve bütün genişliğiyle İstanbul’a ilerlemektedir. Bize düşen görev, ulusal isteklere saygılı yeni bir hükümetin iktidara gelmesini sağlamaktır. Ferit Paşa Hükümeti yerini ulusal istekleri anlayarak ona göre hareket eden bir hükümete bırakacaksa çözüm bekleyen hiçbir zorluk kalmayacaktır. Amacımız bu gerçeği padişahın bilgisine sunmaktır. Ulus, emindir ki, padişah ihanetleri kesinleşen birkaç kişiyi Ulusa tercih etmez. Çalışmak bizden, yardım ve kolaylık yüce Allah’tandır. Şevketli (güç sahibi olan)ve büyük padişahın lütfen karar vermeleri ve sorunu çözmeleri zamanıdır.”  Efendiler Kerim Paşa ile yapılan bu telgraflaşma özeti 28 Eylül’de tüm kolordulara bildirilmiştir.  

Trabzon’dan gelen öneri: İstanbul Hükümeti-Temsil Heyeti görüşmesi yerine buna benzer fakat aksine yani Anadolu’dan İstanbul’a gitmek yolunda bir öneri de, daha önce Trabzon’dan çıkmıştı. Kazım Karabekir Paşa ile bu öneriyi değerlendirmiştik. Öneri sahipleri “İstanbul ile telgraf haberleşmesini kesmek” fikrimize iştirak etmiyorlardı. Fazla kuşkuya kapılan padişahı, yabancıların ve Ferit Paşa’nın kucağına atmamak için İstanbul’a kimliği gizli tutulan bir heyetin gönderilmesinin uygun olacağı belirtiliyordu.  Heyete, delege Servet ve Zeki Bey’ler katılırsa memnuniyetle kabul edecekti. Heyetin, Padişaha gönderilmesi fikrinin bana 18 Eylül’de ulaştığını belirtmek isterim. Servet ve Zeki beyler İstanbul ile ilişkiyi kesmemize karşı çıkmışlardı ve Onların saray ve Ferit Paşa ile ilişkilerini biliyordum. Heyet gönderme fikrinin, Trabzon Valisi Galip Bey’den çıktığını, Galip Bey’in Kolordu ve Erzurum valisinin davetine rağmen Erzurum Kongresine katılmadığını, kendisini bir Heyetle İstanbul’a göndermemiz durumunda bu grubun amaçlarının ulusal isteklere hizmet olmayıp, İstanbul’a bilgi vermek,  bazı önlemler tavsiye temek ve yeni emirler almak olduğunu değerlendirerek bu öneriye karşı çıktım.

İzmit yöneticisinin muhalefeti: İzmit mutasarrıfı Suat Bey ulusun İstanbul Hükümetine tepkisini telgraflarla bildirmemiş ve Kuvayi Milliye yanında yer almamıştı. 2 Ekim’de kendisini telgraf başına çağırdım. Suat Bey, “Bildirimlerinizi aldım. Anlaşmazlık ve karışıklık olmaması için halkı serbest bırakarak dinlemeyi en doğru hareket buldum. Halk, amacın eski İttihat ve Terakki hükümetinin önceki şeklinde canlandırılması olduğundan endişe ediyor ve durumu anlamak istiyor. Huzur ve güvenlikten sorumlu olan ben sonucu bilinmeyen bir maceraya atılmak istemiyorum” diyordu. “Ulusal örgüt ve hareketimizin amacını herkese anlatmış bulunuyoruz. Siz ulusun haklı hareketine karşı tarafsızlığınızı iddia ettiğiniz zaman yasadışı Damat Ferit Paşa hükümetinin memurluğunu yapmış oluyorsunuz. İttihatçılığın canlandırılmasıyla uğraşacak dar görüşlülerden değiliz.  Ferit Paşa hükümetine güven beslemiyorsanız, bunu İçişleri Bakanlığına resmen bildirmelisiniz. Eğer ulusun kararına ve isteğine aykırı olarak Ferit Paşa hükümetine güveniniz tamsa İzmir halkını yasal olan mücadelesinde serbest bırakmak üzere makamınızı terk ederek İstanbul’a hareket ediniz. İki durumda da kendinizden Siz sorumlusunuz.”

Ferit Paşa Hükümeti telgraf haberleşmesinden birkaç gün sonra 2 Ekim 1919’da sağlık nedenleriyle görevden çekilmiştir. Sadrazam manevi gücü ve direnişi kırılarak istifasını vermiştir.

Hükümetin istifa ettirilmesi, ulusal iradenin gücüyle sağlanmış bir başarıdır. Kendisiyle sonradan görüşemediğim rahmetli Kerim Paşa, dostlarına yaptığı açıklamada; yukarıdaki haberleşmemizi aynen Padişaha ilettiğini söylemiştir.

Efendiler Ferit Paşa Hükümetinin düşmesinden sonra Ali Rıza Paşa Hükümeti kuruldu. 

Yayımladığımız genelge “Yeni Hükümetin Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde  belirlenen ve oluşturulan ulusal örgüt ve ulusun amaçlarına saygılı olması durumunda  Kuvayi Milliye O’na yardımcı olacaktır. Yeni Hükümet, Milli Meclisin toplanmasıyla doğrudan denetimi başlayıncaya kadar ulusun geleceği hakkında herhangi bir sözleşmeye girmeyecektir. Barış Konferansına atanacak delegeler, ulusun isteklerini gerektiği gibi kavramış ve güvenine layık, bilgili ve yetenekli kimselerden seçilecektir.” şeklindeydi.  Bu genelgeye  Yeni Hükümetin uymasını beklediğimizi, takiben bazı ikinci derecedeki konuları da sunacağımızı bildirdik.

3 Ekim 1919 günü Ali Rıza Paşa’ya yazdığım telgrafta “Ulus, şimdiye kadar başa geçenlerin Kanun-ı Esasi’ye ve ulusal isteklere aykırı hareketinden üzüntü duydu. Yasal haklarını tanıtmak ve geleceğini güvenilir ellerde görmek kararını verdi. Ulus, şahsınızı zor durumda bırakmak istemez, aksine yardımcı olmaya hazırdır. Ancak atılmış olan kurtuluş adımının durdurulması ve yarım önlemlerle yetinilmesi uygun görülmemektedir.”

Ali Rıza Paşa Hükümeti, Ferit Paşa Hükümetinden bazı bakanları içinde bulunduruyordu.

Ayrıca, Hükümette kararsızlık, bakanların kafalarında bir bulanıklık sezer gibi olduk. Yazılan yeni Genelge’de “Hükümet ile Ulus arasındaki görüş ve isteklerde bir uzlaşma olduğu genelgeyle bildirilinceye kadar eskisi gibi resmi haberleşmelerin kesilmiş bir durumda bulundurulması” gereğini bildirdik.

İstanbul Hükümeti adamları Konya valisi Cemal, Elazığ valisi Ali Galip, Malatya mutasarrıfı Halil beylerin tutuklanarak askeri mahkemeye verilmelerini, Trabzon valisi Galip, eski Kastamonu valileri İbrahim ve Ali Rıza Beyler, Ankara valisi Muhittin Paşa’ya görev verilmemesini önerdik. Sivas valisi Reşit Paşa’nın eski görevinde bırakılmasını, eski Bitlis valisi Mazhar Müfit ve eski Van valisi Haydar beylerin açık illere atanarak görevlendirilmelerini rica ettik.

Ayrıca Savunma Bakanı Cemal Paşa’dan Kuvayi Milliye’ye taraftar subayların yeni yerlere atanmasını, iş verilmiş emeklilerin derhal eski durumlarına döndürülmesini ve önemli ve kritik makamların güvenli ellere verilmesini istedik. Müfettişliklerin canlandırılarak Kazım Karabekir Paşa ve Ali Fuat Paşa’nın müfettiş olarak tayinlerini önerdik. Ali Kemal Bey, Süleyman Şefik Paşa, Adil Bey’in Millet Meclisi açıldığında Yüce Divana verilmelerini ve kaçmalarının önlenmesini istedik.

 Ali Rıza Paşa Hükümeti 4 Ekim 1919 tarihinde Erzurum ve Sivas Kongresi kararlarını istedi. Bunun kasıtlı olduğunu, zaman kazanma ve Ulus ile ortaya çıkmış olan dayanışma ve bağlantıyı gevşetme amaçlı olduğuna karar vermemize rağmen bilmezlikten gelip, istenilen bilgileri yolladık.

Aynı gün (4 Ekim 1919)  Sadaret makamından şöyle bir telgraf aldık. “Başkanlığımda kurulan Hükümet, ulusal amaçlar doğrultusunda vatan ve ülkenin kurtuluşunu ve mutluluğunu sağlamak için çalışmak üzere fikir birliği içindedir. Osmanlı bütünlüğünün sağlanması, ulusal bağımsızlığın korunması, hilafet ve saltanat makamının dokunulmazlığı, Kanuni Esasi hükümlerince ulusun güç ve iradesine dayanarak gerçekleşeceği kuşkusuzdur.

Osmanlı toprak ve şehirlerinin saltanatın yönetimi altında bırakılması, Osmanlı topraklarındaki tarihi, ırki, dini ve coğrafi haklarımızın sağlanması hükümetin kesin amacıdır. Milli Meclisin toplanmasına kadar kesin ve resmi sözleşmeye girilmemesi, Barış konferansına gönderilecek kişilerin ulusal davayı kavramış, güvenilir, bilgili ve kudretli kimselerden seçilmesi doğaldır. Ülkemizde meşrutiyet yönetim gereği, ulusal egemenlik geçerli olduğundan, Hükümet Mebuslar Meclisini hızla toplamak istemektedir.

Hükümetin hareket rehberi, kanun hükümlerine uyarak aykırı durumların önlenmesi ve ortadan kaldırılmasıdır. Ancak doğal ve yasal olmayan durumların devamı; İstanbul Hükümeti merkeziyle, Anadolu’yu birbirinden ayıracağından ve Allah korusun Devlet Merkezinin varlığını tehlikeye düşüreceğinden, ülkenin yer yer işgal altına alınmasıyla sonuçlanacak ve toprak bütünlüğünü bozacaktır. Bu bakımdan tarafınızdan el konulan resmi dairelerin boşaltılması, Hükümet işlerindeki aksaklığın önlenmesi, Hükümet otoritesine mutlak saygı gösterilmesi, yabancılarla siyasi ilişkilere girilmemesi ve milletvekili seçimlerinde halkın özgürlüğüne dokunulmaması konularında garanti istemekteyiz.” 

Dikkat buyrulursa Telgrafta Kongrelerde aldığımız kararları ve kendilerine önerdiğimiz üç noktanın dikkate alınmasını doğal buluyorlar ve bu kararların ve ilkelerin sağlanmasına zaten çalışmakta olduklarını söylüyorlar. Ancak Bizim durum ve eylemlerimizin yasa dışı olduğunu ima ederek, bizim varlığımızı ve eylemlerimizi etkisiz bırakmak istiyorlar.

Efendiler 5 Ekim 1919 tarihinde Sadrazam Ali Rıza Paşa’ya yanıt yazmayı uygun bulduk.

“Önerilerimizin tamamen onaylandığı ve kabul edildiği anlaşıldı. Cemiyetimizin şu anki Hükümete söz vermesi ve yardımda bulunabilmesi için önce Hükümetin Ulusal Örgütümüzü iyi karşıladığını belirtmesi gerekir. Aksi durumda karşılıklı güven sağlanamayacaktır. Mebuslar Meclisinin 4 ay içinde toplanması gerekirken seçimlerin esas defterleri bile düzenlenmemiştir. Bu hareket Ferit Paşa Hükümetinin meşrutiyete bir darbesidir. Ferit Paşa yargılanmalıdır. Hükümetiniz ulusal isteklerin haklı olduğunu resmi bildiriyle duyursun. Ulusal savaşa engel olan memurlar yargılansın ve devlet hizmetinde kullanılmasın. Ulusal savaşa hizmet ederken görevden alınanlar görevlerine dönsün ve haklarındaki kovuşturma ve baskılar son bulsun. Hak etmeden rütbe makam alanlar eski durumlarına döndürülsün. Basını yabancı sansüründen kurtarınız.” isteklerinde bulunduk.

Ulusça alınmış önlemleri uygulamaya, İstanbul ile olan resmi haberleşmeyi kesik tutmaya devam ettik.

 Efendiler, 6 Ekim1919 günü, Savunma Bakanı’nın beni telgraf başına davet ettiğini haber verdiler.

Yunus Nadi Bey arkadaşımız, Savunma Bakanı Cemal Paşa’yı daveti üzerine makamında ziyarete gitmiş, ziyaret sırasında “Temsil Heyeti’nin isteklerini kabul etmeye ve uygulamalarına hazır olmalarına rağmen anlaşma sağlanamadığından söz etmiş ve muhtemelen aracı olmasını rica etmiş.”

Kaldığımız yerde bulunan makinenin başına gittim. Harbiye Telgrafhanesi “Yunus Nadi Bey, görüşmek istiyor” denildi. “Kendileriyle şimdi görüşürüz. Davette bana Savunma Bakanı görüşmek istiyor demişlerdi” Hazır olan kimdir? dedim..

 Yunus Nadi Bey “Sayın Bakanın izni ve yaveri aracılığıyla Sizi aradık. Bundan yanlış anlaşılmıştır efendim” dedi.

Yunus Nadi Bey’in sözleri alınmaya başlandı. “Kurulan Hükümetle, ulusal örgüt arasında uyumlu bir birlik ortaya çıkmasının gecikmeyeceğini düşünmüştüm. Araştırmam sonucunda henüz Hükümetle Ulusal örgüt arasında bir iki noktada anlaşmazlık bulunduğunu anladım. Uyumun sağlanması için bazı isteklerde bulunmayı ve Size bilgi vermeyi görev saydım. Yunus Nadi Bey “Ferit Paşa hükümetinde bulunmuş bazı kişilerin bu hükümette bulunmalarının kötü gözle görülmelerine yer olmadığını, Abuk Paşa’nın Ferit Paşa hükümetinin düşürülmesinde rol oynadığını, Rıza Paşa hükümetinin bir geçiş dönemi hükümeti olduğunu, milletvekili seçimleri sonuçlanana kadar ömrü olacağını, Hükümetin ulusal emel ve isteklerin hepsinin iyi sonuçlanması için çalışacağını, Cemal ve Abuk Paşa’ların  Hükümette Ulusal Örgütün birer temsilcisi ve kefili gibi kabul edilmelerini belirtti. Kişilerle ilgili olarak biraz ılımlılık tavsiyesinde bulundu. Bugün yayımlanacak bildiride, ulusal örgüt isteklerinin hepsinin yer alacağını belirtti. Buhranın çözülmemiş olmasının mahzurlarını belirtti. Bildiri resmi Hükümet diliyle yazıldığından, kelimelere takılmamayı önerdi”   

Ben cevaben “Hükümetin Bize verdiği cevapları görmemiş olduğunuzu, Temsil Heyeti önerilerimizin içerik ve samimiyetinin Size anlatılmamış olduğunu anlıyorum. Gecikme kaynağı Hükümetin yeterince kararlı olamayışındandır. Aramızda anlaşmazlık olduğunu da bilmiyoruz, bize bildirmediler.  Hükümetin istifasında Abuk Paşa’nın rolünü bilmiyoruz. Bu hükümeti geçiş dönemi hükümeti değil ulusun kaderini kararlaştıracak ve barışı yapacak heyet olarak görüyoruz. Attığımız adım sağlam temellere, ulusun gücüne ve iradesine dayanmaktadır. Cemal Paşa’nın ulusal örgütümüzün delegesi olmasını bekleriz. Yalnız Bize 4 Ekim’de verilen cevabın son kısmı dikkat çekicidir. Ulusal amacımızın ve bunun yönetiminde bulunanların yasa ve kanun dışı tanınması anlayışı devam edecekse hiçbir şekilde anlaşamayız. Örgüt ve Eylemlerimiz hakkında eleştirel bir dili ve aleyhte en ufak bir hususu kabul edemeyiz. Temsil Heyetimiz seçilmiş yasal bir ulusal heyettir. Mebuslar Meclisinin toplanıp, denetime başlayacağı güne kadar Temsil Heyeti, ulus ve ülkenin kaderiyle ilgilenecektir. Hükümetin, Heyetimizle samimi ilişkisi O’nun konum ve gücünü artıracaktır. Sivas’ta toplanmış olan Temsil Heyeti Hükümetle en içten ilişkiyi kurmaya hazır ve isteklidir.”

Yunus Nadi Bey gerçek durumu anlayıp, Cemal Paşa’yı uyarmaya çalışmış. Hükümetle görünüşte bile olsa bir anlaşma durumu ortaya çıktı.

Efendiler 7 Ekim’de Cemal Paşa’dan şu telgrafı aldık.

“Hükümet Sizinle fikir birliği içindedir ve Ulusal iradenin egemen olmasını kabul eder. İntikam Hükümeti olmadan,  suçluların yasal yollarla cezalandırılmasını uygun görüyor. Zarara uğramış valilerin karşılaştığı haksızlıkları gidermeyi, durumlarını düzeltmeyi, nitelikli olanlarını seçerek atamayı ve Ordunun şeref ve düzenini yeniden sağlamayı üstlenir. Devlet, ulusal iradeye ve Temsil Heyetine dayanacaktır. Temsil Heyetinin bir delegesi olarak, bütün samimiyetimle Hükümete yardımcı olarak kalmasını isterken, bu büyük gücün yararının bilincindeyim. Telgraf haberleşmesinin hemen başlatılmasını, görevlendirilen vali ve komutanların hemen hareket edebilmesini, Yeni Milletvekili Seçim Kanunu’nun dağıtılmasını ve duyurulmasını çok önemli görüyorum. Ulusal iradeye aykırı hareketlerden kaçınılacağına söz vererek, ileride halledilecek ayrıntılarda ısrarcı olmadan; vatanın kurtarılması için elbirliğiyle çalışılmasına yardımlarınızı bekler, arkadaşlara saygılarımı sunarım.”

Bu telgrafa hemen olumlu ve samimi yanıtımızı verdik.

“Hükümetin bizimle birlikte ulusal iradenin egemenliği ilkesini kabul etmesine ulus adına teşekkür ederiz.

Suçluların kanun yoluyla cezalandırılmasında Hükümetle aynı düşüncedeyiz. Ulusal mücadeleye karşı duran vali ve komutanların, geçici de olsa makamlarına gelmesi ulus tarafından kabul edilmeyeceklerinden, Hükümetin otoritesine saygısızlık olabilir endişemiz vardı. Bunu giderdiniz teşekkür ederiz. Birlik ve beraberlikle vatan ve ulusumuzun kurtuluşunu sağlayabiliriz. Temsil Heyeti Hükümetin güç ve otoritesini artırıp sağlamlaştırmayı görev sayacaktır. Haberleşmelere olan kısıtlama kaldırılacaktır. Temsil Heyeti haberleşmelerinin devamına izin verilmesini istirham ederiz. Hükümet emirlerinin hiç aksamaması için gerekli bildirimler amacıyla 48 saat süre istiyoruz. Temsil Heyeti bildirimlerine esas olacak, ulusa güven verecek Hükümet bildirilerinin yayımlanmadan önce, bir kelimesinin bile ulus tarafından yanlış anlaşılmaması için Heyetimize gönderilmesini rica ederiz.

Padişaha sunacağımız Temsil Heyeti teşekkür yazısını ve Ulusa yapılacak bildirim kopyasını göndermeden önce Size sunacağız ve düşünceleriniz olursa dikkate alacağız. Yeni Milletvekili seçim kanununa görüşlerimizi ileride sunmak için kanunun hangi bakış açısından yapılmış olduğunu bildirmenizi rica ederiz. Temel noktalarda anlaşınca, Temsil Heyeti delegesi olarak samimiyetinize güvendiğimizden, ileride ayrıntılarda görüş birliği olması doğaldır. Hükümetin başarılı olmasına, vatanın kurtarılmasına çalışacağımızı bildirir, bütün arkadaşlarımın yüce şahsınıza selam ve saygılarını sunarım.”

Cemal Paşa telgrafımıza o gece yanıt verdi.  Hükümetin bildirisinin hemen yayımlanmasında zorunluluk oluştuğunu ve fakat gerekli noktalara dikkat olunduğunu bildiriyordu. Hükümetin bildirisini Bize göstermeden yayımlamak istediğini anlayınca, Ulusa bildirimizi ve Padişaha teşekkür telgrafımızı Biz de Onlara sormadık. Cevap veremeyeceğini bilsek de İzmir valisine bildirim ve yazılarımızın ulaşıp gereklerinin yapılmakta olup olmadığını, ulaşmamışsa engelleyici sebeplerin süratle bildirilmesini istedik. Ülkenin kaderiyle uğraşan, işgali tanımayan bir kuvvet merkezi olduğunu düşmanlarımıza bildirmekte fayda görüyorduk.

Kazım Karabekir Paşa’nın 8 Ekim 1919 tarihli benim Hükümet işlerine karışmamam hakkındaki düşüncesi: “Temsil Heyetinden yüksek şahsınız ile Rauf Beyefendi’nin ve bu gibi önemli kişilerin milletvekili olduktan sonra da Hükümete karışmayarak daima Milli Meclis’teki grubun başında söz sahibi bulunulmasını, etkin ve denetleyici olarak kalınmasını başarının şartı sayarım. Davanın önemli kişileri Hükümet işlerine karışınca Milli Meclis zayıf kalmış, siyasi akımlar karşısında ya sürüklenmiş veya parçalanmıştır. Bu hususlar üzerinde kesin karara varmanızı istirham ederim”.

Kazım Karabekir Paşa Erzurum’da beraberken de buna benzer fikirler ileri sürmüştü.

Ben de “Mecliste ulusal örgüte bağlı kuvvetli bir grup olamayınca, yalnız saltanat ve hilafet makamı kalıyor. Mecliste ulusal güç temsil edilemiyor ve ulusal istek ortaya konamıyor ve gerekleri yerine getirilemiyor. Dolayısıyla bizim için ilke, önce ülkede ulusal örgütü oluşturmak, sonra da bu örgütten güç alan bir grubun başında Mecliste çalışmak olmalıdır. Hükümet kurmaya veya kurulacak herhangi bir Hükümete girmeye kalkışıldığında (Meclis zayıfsa), bu yapıda bir Hükümet Ulusa esaslı bir hizmet yapamadan düşmeye veya padişaha dayanarak Ulusa karşı konuma gelmeye mecbur olacaktır” düşüncesindeydim.

Ancak, Mecliste şekillenmiş siyasi bir grubun Hükümetini güçlü fakat birinci derece olmayan kişilerinden zayıf bir Hükümet yapmak ve onu partinin birinci liderinin emir ve öğütleriyle yürütmeye kalkışmak fikri de tam doğru değildir.

Doğru olanı ulusun genel isteklerini en iyi düzeyde temsil eden siyasal grubun,  devlet işlerinin yönetimini üstlenmesi ve bunun sorumluluğunun en yüksek liderinin omuzuna yüklenmesidir. İttihat ve Terakki liderlerinin elinde oyuncak olan sadrazam ve onların hükümetlerinden ulusa gelecek zararlar sayılamayacak kadar çok değil midir? Mecliste egemen bir partinin hükümet kurma işini azınlıktaki bir partiye bırakması ise asla söz konusu olamaz. Ulusun çoğunluğunu temsil eden ve programı belli olan parti, hükümeti kurar ve amaç ve ilkelerini ülkede uygular. Bu konuda görüşlerimi açıklayış sebebim, Kazım Karabekir Paşa’nın da ileride milletvekili iken Hükümette yer almak istemesi ve bu yolla da ulusa hizmet imkânı olduğunu görmesidir.

Efendiler Ali Rıza Paşa Hükümetiyle başladığımız yere gelelim. Sunmuştum ki,  Hükümet yayımlamadan önce Bize bildirisini vermediği için Biz de Ulusa olan bildirimizi Onların görüşünü almadan yayımlamıştık. Hükümet 9 Ekim’de Cemal Paşa aracılığıyla dört (4) madde yayımlanmasını gerekli gördüğünü bildirdi. Bu maddeler “1. İttihatçılıkla bir ilişkinin bulunmadığı, 2. Osmanlı Devletinin Dünya savaşına karışmasının doğru olmadığı ve buna yol açanların yasal soruşturma açılarak cezalandırılması, 3. Savaş sırasında her türlü cinayeti işleyenlerin cezadan kurtulamayacakları ve 4. Seçimlerin serbest olarak yapılacağıydı.”

Efendiler, aslında bu maddeler Ali Rıza Paşa Hükümetinin zayıf ve cılız düşündüğünü, gerçeği görmekteki yetersizliğini anlatmaktaydı. Ferit Paşa’nın bıraktığı noktadan başlayarak O’nun sonuçlandırmayı başaramadığı, düşman isteklerini izlemeye ve sonuçlandırmaya çalışacaktı.

Hükümet, padişah ve halifenin köleliği ile kazanılacak iktidar makamının iktidarsızlığa yol açacağını algılayamıyor, düşman isteklerini izlemek ve sonuçlandırmak istiyordu. Biz bu durumu biliyor ancak çok sayıda sebepten dolayı bu aşamada sabırlı davranıyorduk.

Ayrıca, İçişleri Bakanı Damat Şerif Paşa; görüşleriyle ulusu zehirliyordu. “Ülke içinde vatandaşların dayanışma içinde ve birlik halinde olmaması güçlükleri artırıyor. Başarı, Hükümetin fikirlerine uymakla mümkündür” diyor ve “Ulus olarak uygulanan işleri ülkede bozgunculuk ve bölücülük işaretleri olarak niteliyordu.” Yayımladığı bildiride  ”Ülkenin geleceğinin ulusun milletvekilleri tarafından belirlenmesi başlıca isteğimizdir. Wilson ilkelerinden yararlanılarak Osmanlı Devletini bir bütün halinde padişahın etrafında toplanmış bağımsız bir devlet olarak yaşatacak girişimleri yapacağız” diyordu.

Efendiler yukarıdaki sözler padişahın ağzından Ferit paşanın bildirileriyle aynıdır. Amaç ulusu aldatmak ve tembelliğe sürüklemek değil midir? 

Tek kusurumuz: Sabır göstererek 7 Ekim’de Yeni Hükümet ile Ulusal istekler arasında uzlaşma olduğunu Ulusa müjdeliyoruz. Her tarafta Hükümet işlerine hiçbir şekilde karışılmamasını sağlıyoruz. Ülkenin bağımsızlığını düşünenlerin yapmak zorunda oldukları her şeyi yapmaya çalışıyoruz. Milletvekillerini yeniden seçilmesini sağlamak için tavsiyelerde bulunuyoruz. Yalnız bir şey yapmıyoruz. Ulusal örgütü dağıtmıyor ve Temsil Heyetini kapatmıyoruz. Tek suçumuz budur.

Bu arada Ahmet İzzet Paşa Hükümeti temize çıkararak, varlığımızın kalkması üzerine öğütler veriyordu.

Paşa’nın şikâyetlerine ve öğütlerine de dikkatli ve uyumlu bir cevap vererek beklemeye geçtik.

Efendiler Cemal Paşa 9 Ekim 1919 tarihinde Donanma Bakanı Salih Paşa’nın Temsil Heyetiyle görüşeceğini bildirdi. Salih Paşa biraz rahatsız olduğundan ve İstanbul’dan deniz yoluyla hareket edeceğinden; kendisini karayolunda aşırı yormamayı amaçlayarak,  Amasya’da görüşmeyi kararlaştırdık. Hükümetin dış siyaseti, iç yönetimi, ordunun geleceği görüşülebilirdi. Kolordu komutanlarının bu üç konuda fikirlerini aldık. Salih Paşa’yı Amasya’da gösterilerle karşıladık. 20 Ekim’de başlayan görüşmelerimiz 22 Ekim’de son buldu.  İkişer kopya olmak üzere 5 protokol düzenlendi. Gizli olan 2 protokol imzalanmadı. 3 protokol imzalandı. Bizde kalan protokol belgelerini Salih Paşa, Salih Paşa’da kalanları Biz imzaladık.

Esas aldığımız husus “Temsil Heyeti’nin İstanbul Hükümeti tarafından resmi olarak tanınmış bir siyasi varlık olduğunun,  görüşmelerimizin resmi nitelik taşıdığının ve sonuçlarına uyulması gerektiğinin iki tarafça resmen taahhüt edildiğini onaylatmaktı.”. 

21 Ekim 1919 tarihli protokol içeriği Salih Paşa’nın önerileriydi, kabul ettik. 22 Ekim tarihli protokol görüşme ve tartışmaların özetiydi. İki tarafın halifelik ve padişahlık makamı hakkında karşılıklı güvencesine ilişkin ayrıntılı bir girişten sonra Sivas Kongresi 11 Eylül 1919 tarihli bildiri maddeleri görüşüldü. Bildirinin 1. Maddesindeki  “Ateşkes Anlaşması’nın imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırlarımız içinde kalan Osmanlı ülkesinin parçaları birbirinden ayrılmaz bir bütündür”. Bu sınır en alt düzeyde bir istek olup, elde edilmesi ortaklaşa kabul edildi.

Kürtlerin bağımsızlığı görüntüsü altında yapılan bozgunculuğun önlenmesi, verimli topraklarımız Kilikya’nın ayrılmasına izin verilmemesi ve Aydın ilinin de vatanın ayrılmaz parçası olduğu kabul edildi. Trakya’da görünüşte bağımsız gerçekte sömürge kurulması ve Doğu Trakya’nın Midye Enez hattıyla Bizden ayrılması reddedildi. Bu madde için son safhada Meclis kararına uyulacaktı. “Birlikte yaşadığımız, gayrimüslim azınlıklara siyasî egemenlik ve toplumsal dengemizi bozacak imtiyazlar verilmeyecektir” maddesi kabul edildi. Yine son söz Milli Meclis’e bırakıldı. Devlet ve milletimizin bağımsızlığı ve vatanımızın bütünlüğü saklı kalmak şartıyla, ülkemize karşı istila emeli gütmeyen herhangi bir devletin teknik, endüstri, ekonomik yardımını memnuniyetle karşılarız denildi.  Sivas Kongresinin 7. maddesi,  görüşüldü. O devlete mali denetim verilmemesi ve uzmanların kararının Milli Meclis tarafından uygun bulunması şartı kabul edildi. Sivas Kongresi diğer kararlarının Mebuslar Meclisinde kabulü uygun görüldü.

Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti’nin 4 Eylül 1919 tarihinde Sivas’ta toplanan Genel Kongresi tarafından, seçilmiş Heyeti Temsiliye’nin çalışma şekli ve alanı söz konusu edildi. Ulusal iradeyi egemen kılacak Milli Meclisin milletvekilleri, Cemiyetin delegeleri olarak kabul edilebilir, bunların toplantı kararları kongre yerine geçebilir dendi. Ayrıca işgal altında olan, güvensiz İstanbul yerine Milli Meclisin, Anadolu’da, İstanbul Hükümetinin uygun göreceği güvenli bir yerde toplanması, uygun görüldü.  Milletvekili seçimlerinde Hükümetçe istenen tam serbestliğin sağlanması ve Milletvekilleri adayları arasında İttihat ve Terakki üyesi ve orduda kötülüğü görülmüş kişilerin olmaması için Temsil Heyetinin yardımı istendi. Temsil Heyetinin yardım biçimi de ayrıca bir formül halinde üçüncü (3.) protokolde belirlenerek, kabul edildi.

Gizli kabul edilip, imzalanmayan dördüncü protokol şuydu:“Bazı komutanların ordudan atılması ve bir kısım subayların harp divanına verilmesiyle ilgili çıkarılan padişah buyruklarının ve diğer emirlerin düzeltilmesi. Malta’ya sürülmüş olanların yasal soruşturma için İstanbul’a getirilmesi. Ermeni zalimlerinin mahkemeye verilmesi kararının Mebuslar Meclisi’ne bırakılması. İzmir’in boşaltılması için İstanbul Hükümeti tarafından yeniden protesto yapılması ve gizli emirle halka gösteriler yaptırılması. Jandarma genel komutanı, merkez komutanı, polis müdürü ve İçişleri Bakanlığı müsteşarının ilgili Savunma ve İçişleri Bakanlıklarınca değiştirilmesi. İngiliz Muhipler Cemiyetinin kapı kapı dolaşıp Halk’a kağıt mühürlettirmelerine engel olmak. Düşmana hizmet veren, parayla satın alınmış, cemiyetlerin ve gazetelerin zararlı yayınlarına son verilmesi, subay ve memurların bunlara üyeliklerinin yasaklanması. Aydın Kuvayi Milliye’sinin Savunma Bakanlığ’ınca güçlendirilmesi ve beslenmelerinin kolaylaştırılması. Ulusal Mücadeleye katılmış memurların yerlerinden alınmaması. Ulus tarafından işten el çektirilmiş memurların yeni görevlere atanmalarından önce durumun özel olarak görüşülmesi. Batı Trakya göçmenlerinin sevk ve taşınmalarının sağlanması. Türk Ordusunun Irak’tan geri çekilmesi sırasında fedakârlık yapan ve Mardin’e göç eden Acemi Sadun Paşa ve emrindekilerin uygun şekilde desteklenmesi.

İmzasız beşinci protokolde Barış Konferansı’na gidebilecek kişilerin adlarına ve uzmanlıklarına yer verilmişti. Sadrazam, Savunma Bakanı, Dışişleri Bakanı, Maliye Bakanı, İçişleri, Bayındırlık, Donanma, İstatistik, Tarih Uzmanı, Ticari İşler Uzmanı, Mezhepler Uzmanı, Hukuk uzmanı ve benzeri uzman kişiler olabilecekti.

Efendiler,  Meclisin İstanbul’da toplanmasının yerinde olmadığı hakkındaki düşüncemizi  Salih  Paşa’ya kabul ettirdik. Ancak Paşa bu konuda Hükümet adına söz veremeyeceği çekincesini de ortaya koydu.

Efendiler, Biz bütün ülke için doğru yolu göstermek ve halkı aydınlatmakla uğraşıyorduk. Fakat düşmanlarımız da bize karşı her yerde Sivas şehrinde bile aşağılık aracılar bulmakta başarılı olabiliyorlardı.

Biz Salih Paşa ile görüşmek için Sivas’tan ayrıldığımızda Şeyh Recep ve iki arkadaşı, kendilerine bağlı telgrafçıya 18 Ekim tarihli olarak Salih Paşa’ya;  “Aylardan beri ülkemizde olan bitenleri anlamak ve içyüzünü öğrenmek üzere il merkezine kadar gelmenizi büyük bağlılığımızla istirham ederiz” telgrafını göndermişlerdi. Bana da aynı kişiler 19 Ekim tarihiyle “Halkımız padişah ve hükümetin düşüncelerini Salih Paşa veya güvenilir bir ağızdan işitmedikçe aradaki anlaşmazlığa çözülmüş gözüyle bakamayacaktır” telgrafını yollamışlardı. Ayrıca, padişaha; “Mustafa Kemal Paşa, etrafa siz padişahımızın güven mektubunu taşıdığını yayarak, ilimizde suçlarını örtmek isteyen küçük bir toplulukla birlikte kendilerini ulusal iradeyi temsil ediyorlarmış gibi gösteriyorlar. Salih Paşa’dan 200’den fazla imzalı davetiye telgrafımıza cevap alamadık. Kamuoyunun ne durumda olduğunu görmeleri için Salih Paşa’nın Sivas’a gönderilmelerini eşiğinize yüz sürerek yalvarır ve yakarırız.” içerikli telgrafı Mabeyni Hümayun aracılığıyla Halife hazretlerine sunmayı hedeflediler. Efendiler, düşmanlar Şeyh Recep’e önemli bir rol oynatmıştı.

Adapazarı çevresinde de buna benzer kışkırtmalar yaşandı. Subaylıktan kovulmuş Çerkez Bekir Bey, Talustan bey ve tahsildar Beslan süvari olacaklara 30 lira, piyade yazılacaklara 15 lira sözü vererek etrafına topladıkları ile Adapazarı kasabasını basmayı planlıyorlar. Adapazarı kaymakamı Tahir Bey bunu haber alıyor. Bu başıbozuk topluluk amaçları sorulduğunda;  ”Padişah hazretlerinin hayatta ve yüce halifelik makamında olup olmadığını öğrenmek için Adapazarı’na makine başına gelmek istiyoruz. Mustafa Kemal Paşa’yı padişah yerine kabul edemeyiz” diyorlar. İzmit’ten giden ve olay yerinde takviye edilen ulusal ve askeri birlik bu bozguncuları dağıtmış, telgrafhanelerdeki tedbirler artırılmıştır.

Efendiler İstanbul’da Hürriyet ve İtilaf Fırkası(padişah yanlısı parti), Askeri Nigehban (gözcü) Cemiyeti (padişah yanlısı, yaşlı, alaylı subaylar kurdu)  ve Muhipler Cemiyeti (İngiliz sevenler kurdu) bir blok kurdular. Bu blok ve Ali Kemal, (Gazeteci ve İstanbul Hükümeti İçişleri Bakanı) ve Sait Molla (İngiliz Muhipler Cemiyeti kurucusu) gibi kişiler azınlıkları devamlı olarak Kuvayi Milliye aleyhine kışkırttılar. Askeri Nigehban Cemiyeti hırsızlık, ahlaksızlık suçlarından Ordudan atılanların oluşturduğu bozguncu bir gruptu. Bu cemiyet 23 Eylül 1919 tarihli İkdam gazetesinde bildiri yayımlayarak kendine vatan ve ulusun bekçisi süsünü vermek istiyordu. 12 Ekim 1919 tarihinde Savunma Bakanı Cemal Paşa’dan bu cemiyetin kapatılmasını rica ettim. Ancak zaman geçmesine rağmen kapatıldığını duyamadım.

Rum ve Ermeni Patrikleri İtilaf Devletleri temsilcilerine başvurdular. Ermeni Patriği Zaven Efendi, ulusal mücadele hareketinden dolayı, Ermenilerin göç etmekte olduğunu duyurdu.  Düşmanlar tarafından kurulan Kuvayi Milliye karşıtı çetelerin çalışmaya başlaması, karşıt blokun açıktan açığa hareketi, İstanbul polis müdürünün karşıt çalışmaları, Ali Rıza Paşa Hükümetinde karşıt bakanların bulunması bazı örgüt merkezlerimizi, özellikle İstanbul Merkezimizi ümitsizliğe sürüklemeye başladı.

Efendiler, Biz Temsil Heyeti, Hükümetin durumunu ve niteliğini çok iyi anlamıştık. İç ve dış düşmanların ve padişahın birlik olarak Ali Rıza Paşa Hükümeti yerine kendi görüşlerini hızla uygulayacak bir Hükümet istediklerinin farkındaydık. Bu yüzden Ali Rıza Paşa Hükümetini daha az zararlı buluyorduk.

İstanbul Hükümeti Ferit Paşanın atayıp gönderemediği eski Bitlis valisi Ziya Paşa’yı Ankara’ya, Suphi Bey’i Konya’ya vali atadı. İçişleri Bakanı Şerif Paşa’nın olumsuz çalışmalarını onayladı. Durumu Ankara halkı protesto etti. Ankara valisi Yahya Galip çekileceğini belirtti. Amasya’dan Ankara’da Kolordu komutan vekili Mahmut Bey’e durumun iyi niyetle idare edilmesini rica ettim. Cemal Paşa’ya gönderdiğim açıklayıcı telgrafta Ziya Paşa’nın şimdilik gönderilmemesini istedim.

Ferit Paşa’nın istifa edişinden sonraki 4-5 gün içinde İstanbul ile anlaşılması, çabuk uyuşma önerilerini dikkate alarak özveride bulunuyorduk.  Mevcut Hükümetin yetersizliğine rağmen, Milli Meclis kurulup yasama görevlerine başlayıncaya kadar desteklenmesi kararı Temsil Heyetince hayırlı bir yol olarak bulundu. Kararımızı uyguladık.

31 Ekim 1919’da İstanbul örgütünden, Padişahın Ali Rıza Paşa’nın görevden ayrılmasını isteyebileceği telgrafını aldık.İstanbul örgütümüz 13 Ekim tarihli telgrafımızdaki soruları inceleyerek, görüşlerini 30 Ekim 1919 telgrafında aktarmıştı. Örgütümüze göre; “Sadrazam, yabancılardan güvence aldığından, Mebuslar Meclisi’nin İstanbul’da toplanması uygundu. Ancak olabilecek güvenlik tehlikeleri sebebiyle Bizim katılmamız istenmedi.

Yapılacak antlaşmada “Hükümetin azınlıkların nispi temsilini, azınlıkların hakları adına kabul edeceği” bilgisi veriliyordu. Bu Milli Meclis seçiminin azınlıkların katılımıyla ileride yenilenmesi demekti.

Hükümeti zor duruma düşürmemek, Ulusal güce zararı olabileceklerin, örneğin Refi Cevat, inandırılarak kazanılması düşüncelerine yer veriliyordu. İstanbul örgütümüzün başında bulunanlar; padişah ve taraftarlarının, düşmanın etki alanı altında kalıyorlardı.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 135
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1703
Kayıt tarihi
: 14.10.12
 
 

Elektronik Y.Mühendisiyim. Teknik alan dışında Tasarruf ve tutumlu yaşam, Kişisel Finans Yönetimi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster