Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Ocak '14

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
630
 

O, artık ölüyor...!

O, artık ölüyor...!
 

Ölüme terkedildi


Kaç zamandır aklımda, Fatih Hilmioğlu.

Hali nicedir?

Geceleri yatıyorum sıcak yatağıma onu düşünüyorum, acaba diyorum, bu sıcak yatağı ne kadar hak ettim?

Hilmioğlu’nun yatağı da sıcak mı?

Bedel ödüyorken hücrede hoca, bu yatak, bu yorgan, hak mı…!

Şimdilerde, şecaat arz ederken sirkatin söylemek durumunda kalan Yalçın Akdoğan’ın ‘’kumpas’’ itirafına rağmen, halâ hücrede acılar içinde kanserle- sirozla ölmemeye çalışan  Fatih Hilmioğlu…

Oğlunu trafik kazasında kaybeden Fatih Hilmioğlu.

Şimdi onun oğlunu benim Ata’mla da özdeşleştirince nefesim daraldı, soluğum hızlandı. Gözyaşlarım yanaklarıma doğru süzülmeye başladı. Allah korusun diye geçirdim içimden. Allah insanın evladını korusun.

Fatih Hilmioğlu hayatının en acılı döneminde kaybetti evladını...

Hapisteyken verdiler acı haberi. Oğlun öldü. Trafik kazasından…Bu ne dehşetli acıdır.

Hatırlıyorum, bin bir sıkıntılı prosedürden sonra çıkıp gelmişti cenazesine oğlunun...

Bitmişti, ayakları taşıyamıyordu bedenini…

Bir baba kaç kere ölürdü evladını kaybedince!

Ne kadar ölünürse o kadar ölmüştü işte!  Zaten bedeni bitmiş, inkitalardayken, bir de evlat acısı…

Aylardır göremediği oğlunun soğuk bedenini koklayabilmişti ancak! Böyle buyurmuşlardı egemenler…

Kahpece gelmişti ölüm, apansız…Kahreden bir dönemde.

Son bir öpücük kondurup ve hatta öpücüklere boğup sıcak yüzünü , gönderme şansı vermediler evladını…

Zaten çok uzaktaydı göz nuru, daha uzağa, sonsuzluğa gitmişti artık…

Fatih Hilmioğlu ölen oğlunu görmeye başlamış şimdilerde! Buluşuyormuş onunla…

Hücresinin her yerinde! Taş duvarlarda, soğuk betonlarda, demir parmaklıklarda o varmış artık.

Baba bu, özlemiş işte! Dehşetle özlemiş. Tarifi mümkün değil…

İçim kan ağlaya ağlaya, gözyaşlarım  taşa taşa bitirmeye çalışıyorum bu yazıyı...

Taş duvarlara yapıştırdığı oğlunun fotoğraflarıyla derin bir özlemle konuşan baba…

Oğluyla dertleşiyor... Hey gidi günler hey diyor… Rüya mıydı o günler diyor…Yoksa rüya bu gün mü diyor… Hangisi gerçek!

Sen artık yok musun, elime doğan oğlum, diyor…Bir hayal miydi o…

İnsan duvarlardan başka kiminle konuşur ki hücrede!

Soğuk beton duvarlarda, evlat sıcaklığı aranır  mıymış?… Aranır hatta bulunurmuş ki  gülümsüyor hoca… Duvarlara.

Duvara, duvardaki kağıda, kağıttaki imgeye, oğlunun hayaline, fotoğrafa gülümsüyor…

Demek ki artık  ebediyen göremeyeceğini bilince insan, milyonlarca yıldır görüyormuş gibi oluyor zahir…

Baktığı duvarlarda boş çerçeveler yaratıp içine de yerleştiriyor oğlunun suretini... Buluşuyor onunla, ama hemen, hemen sonra başlıyor ağlamaya… Gidip gidip geliyor öteki aleme… Allah’ın huzuruna…

Ancak bir babanın beton duvarlara bakarak oğluyla konuşmasını görüp de gereğini yapmayacak kadar vicdansız olmak da çok zor olsa gerek. Vicdanı olan için kuşkusuz…

"ben bir duvarım, hiç güneş görmedim
sen, hiç güneş görmemiş bir başka duvar
yüzümüz benek benek tahta kurusundan
ve sinemiz baştan başa ak üstünde karalar
kelepçeden kahroldu, kahroldu bileklerim
sıyrılıp çıktım artık, ölüm korkusundan
dilim dilim sırtımdaki yaralar
ben demirbaşım, sığır siniriyle dayak yedim
biz de duvarız, dinleyen duyan düşünen duvarlar
bizim kucağımız, terkedilmiş bir yatak gibi kirli, soğuk
ve bizim kucağımızda kasırgalı insanlar " A.İ

Sayın hocam Hilmioğlu sesim size erişiyorsa eğer, dışarıda yüreği sizinle atan benim gibi binlerin milyonların olduğunu bilin…

Tekrar sıcak ve güneşli günlere ulaşacağınıza son gelişmelerden dolayı inanıyorum, inanmak istiyorum…

Direnin sayın hocam, hasta bedeninizin beyninizi teslim almasına müsaade etmeyin…

N’olur…

Anadolu’nun  göğü delen dağları, uçsuz bucaksız ovaları, mavi denizleri, yemyeşil ormanları, kurdu kuşu, börtü böceği, köyü, kenti,

ve yurtseverleri seni bekliyor…

Sağ salim bekliyor… Sağlam beden ve ışıl ışıl bir beyinle.

Gülen yüzünü bekliyor…

N’olur…

Teslim olma.

Teslim olduğun gündür öldüğün gün, unutma…

Haa bir de sayın hocam hatırlayabiliyorsan şayet, halâ…

içerisi kadar olmasa da karanlıktır dışarısı,

ve her şeye rağmen takdire şayandır dışarıdakinin karanlığı yırtma çabası…

İbrahim Erol

Fizikçi- Bilm. Uzm.

gazete54.com

14 Ocak 2014

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın Erol, hesap verecekler elbet ama giden gittikten sonra neye yarar. Askerleri bir yere kadar anlayabiliyorum , gazetecilerle bilim adamlarının suçu nedir anlamak mümkün değil. Teröristlerin eşleri mecliste,aydınlar,askerler hapiste. Artık dışardakiler de normal değil,ülke koşulları akıl sağlığımızı bozdu hepimizin.Bozulmamış olanlar, tuzu kuru olanlar veya "HSYK nedir?" diye sorulduğunda "bilmiyorum "diyen "laylom"cular...Sayın Hilmioğlu için dua ediyoruz...Saygılar...

Nur Eşmeli 
 15.01.2014 11:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 135
Toplam yorum
: 94
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 677
Kayıt tarihi
: 31.08.09
 
 

Gazi Üniversitesi fizik lisans eğitiminin ardından, Marmara Üniversitesi'nde master, İTÜ'de dokto..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster