Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ocak '08

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
384
 

O. S. şimdi ne düşünüyor?

O. S. şimdi ne düşünüyor?
 


Elindeki silahı, göz göze geldikten sonra yanından geçip, arkası dönük ondan uzaklaşan, aslında hiçte tanımadığı kişiye çevirmesinin ve tetiği çekerek vurmasının üzerinden tam 1 yıl geçti. Büyük olasılıkla olaylar hayal ettiğinden farklı bir şekilde gelişti ve oldukça kısa bir süre içinde yakalandı. Kısa bir gözaltı sürecinden sonra gönderildiği hapishanede bir yılı tamamladı.

Hapishaneye ilk gittiği dönemde basına yansıyan ve kral gibi karşılandığı ya da bir fare deliğini andıran mekânlarda konakladığı gibi birbirinden tamamen zıt haberlerden bu yana onunla ilgili herhangi bir havadise basın yayın organlarında denk gelmedim.

Aslında Hrant Dink’in katledilişinden bu yana ne kadar mesafe kaydettiğimizin göstergesi O. S.’nin bugün ne düşündüğü. Ya da, O. S.’nin yaptığını, basit ajitasyon ve vatanseverlik hikayeleri neticesinde yapmaktan çekinmeyecek binlerce, belki de on binlerce gencin bugün ne düşündüğü. “Keşke” kelimesi, insan hayatının en anlamsız kelimelerinden birisi olsa da, bu aşamada, bu noktada son derece anlamlı bir ifadenin başlangıç kelimesi olabilirdi.

Sizce şu an O. S., “Keşke sayın Hrant Dink’i vurmak yerine, bürosuna çıkarak onunla konuşmaya çalışsam ve beni sinirlendiren, bana hakaret ettiğini düşündüğüm ifadeleri için onu eleştirsem” diyor mudur? Hayır, daha fazlasını beklemiyorum. Öldürmek yerine tartışmayı istemesi yeterli olurdu bence. Daha öte bir noktaya ulaşmasını istemediğim için değil. O. S.’nin ve onun yaptığını yapabilecek onbinlerin, tüm samimiyetine ve dürüstlüğüne inandığım Hrant Dink’in demokrat duruşuna erişmesini elbette fazlası ile isterim. Ama bu toplumun sürüklenmesi istenilen milliyetçi bataklığın, kişilerin bilincine ve demokratlığına çizdiği sınırın farkında olduğum için, bu kadarına bile razıyım.

Bu soruya, yani şu an ne düşündüğüne, O. S.’nin ne yanıt vereceğini bilemiyoruz. Peki, siz onun ve onun yaptığını yapmaktan çekinmeyecek onbinlerin ne cevap vereceğini tahmin ediyorsunuz? Yüreğinizdeki, insanların her zaman olumluya dönüşeceğine dair umut, onun veya onların pişman olduğunu mu söylüyor, yoksa aslında olayların fazlasıyla abartıldığını düşünen mantığınız bu genc(ler)in bu soruya cevap vermeme hakkına sahip olduğunu mu?

Nedense bugün istese de istemese de karamsar olan yüreğim, bu sorunun O.S.’ye hiç sorulmaması gerektiğini düşünenlerin sayısının hiçte az olmadığını hissediyor.

Çok yakınımda yer alan ve sevdiğim bir dostum, Hrant’ın öldürüldüğü günün akşamında ve henüz haberi ilk kez duyduğunda, “ooo, Kerkük’te Musul’da yüzlerce Türkmen ölürken bir Ermeni hayatını yitirmiş çok mu?” diyebilmişti. Ama bu örnek ne yazık ki o günlerde karşılaştığım tek anlamsız yorum değildi. Hrant’ın cenazesine katılanların, şehit cenazelerine katılıp katılmadığını sorgulamaktan, Hrant’ı aslında Ermenilerin öldürdüğüne dair hayali senaryolar geliştirenlere kadar oldukça geniş bir çevre, cinayeti lanetlemekten çok etkisini hafifletmeye ve olayı geçiştirmeye çalışıyorlardı.

Çünkü korktukları Hrant’ın ölümü ile bu ülkede özgürlüğün, demokrasinin ve toplumsal barışın zedelenmiş olmasından çok, gelişen olaylar karşısında şişirilmeye çalışılan milliyetçi dalganın zarar görmesi idi. Çünkü çoğu kişiye göre, cinayet cahil, kendini bilmez, dolduruşa gelmiş bir gencin işiydi ve sonuçları itibariyle üstüne fazla gidilmesi ülkeye zarar verecekti. Çünkü aralarından ara sıra kontrol dışına çıkanlar olsa da, bu tip gençler ülkenin kurtuluşunun teminatıydı.

Oysaki, Hrant’ı katleden aslen şişirilmeye çalışılan milliyetçi dalga ve bu ülkeye esas zarar verecek olanda bu işin üzerini örtmektir.

Bazı zamanlarda kavramların sözlük anlamları ile gelişen olaylar karşısında sahip oldukları anlamları birbirinde fazlası ile kopar. Milliyetçilik kavramının bu ülkedeki anlamı ve işlevi buna en iyi örneklerden birisidir.

Çünkü bu ülkede milliyetçilik hiçbir zaman, ülkenin dünya ile rekabet etmesini sağlamak, ülke insanlarının refahını, özgürlüklerini ve haklarını en gelişmiş ülkeler seviyesine çıkarmak için bir işlev kazanmamıştır. Aksine, iç ve dış düşmanlar edebiyatı ile özgürlüğün ve hakların gasp edilmesinin, demokrasinin kısılmasının gerekçesi olarak tezgâhlanmıştır. Ve İttihat ve Terakki’den bu yana milliyetçilik şiddetten başka bir yöntem geliştirememiştir. İnsan olmadan milliyetçi olunamayacağı ilkesi ise bu ülkede milliyetçilik fikriyatından teğet bile geçmemiştir.

Bu nedenle bu ülkede milliyetçilik, varlık vergileri ile, 7-8 eylül talanları ile, Maraş, Çorum olayları ile birlikte anıla gelmiştir. Bu nedenle Milliyetçilik adına en ucuz asker olarak Kore’ye savaşmaya gidilmiş, çeteler kurulmuş, derin işler örgütlenmiş, kendi vatandaşlarına dışkılar yedirilmiş, işkenceler yapılmıştır. Gelişmiş ülkeler standardında özgürlük, demokrasi ve hak talep edenler, farklılıklarının kabulünü isteyenler, vatan hizmetini silah tutarak değil kamu görevi yaparak yerine getirmeyi önerenler vatan haini ilan edilmiştir. Bu ülkenin vatanseverleri, Nazım’ı hapislerde çürütmüş, Sabahattin Ali’yi sınır boylarında vurmuş, Ruhi Su’yu ölümle sonuçlanacak hastalığa mahkum etmişlerdi.

Tüm kavramları alt üst etmekten çekinmeyen ve sivil idarelerin uzanamayacağı devletin en ücra noktasına çöreklenenler milliyetçilik adı altında hala ölümleri, işkenceleri, baskıları ve zulümleri hoş görmemizi istiyorlar. Hrant’ın öldürülmesi bu kandırmacanın son halkalarından birisi ve bizlere yaşananları yok saymak, görmezden gelmek ve geçiştirmek vatanseverlik kisvesi altında dayatılıyor.

O. S. Şimdi ne düşünüyor? O. S.’nin şu an neler düşünüyor olabileceğinin yanıtını aslında şu an kendinizin ne düşündüğünü samimi bir şekilde ortaya koyarak verebilirisiniz. Sahi, şimdi siz ne düşünüyorsunuz? Mesela bugünlük kendinizi Ermeni hissedecek kadar, insan sever misiniz?

cevodem1957 bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Güzel yazınızı okudum.Duyarlı kaleminize katılıyorum...Ülkemizin,''aydınlık insanlarından'' biri olan,değerli Hrant'ın,trajik ölümünün,''ikiyüzyıllık batılaşma sürecimizde'',bu ülkenin başına getirilen belaların,son tezahürlerinden biri olarak görmemek,mümkün değildir...Tıpkı,XX.Yüzyılın başında,İngilizler tarafından sonunda kullanıldıklarını ve harcandıklarını anlayan''Osmanlı'' Ermeni,aydınları gibi ve tıpkı,İngilizler'e ,soyunun asaletini ve dinini; para ve iktidar hırsıyla satan,vizyonsuz,peygamber soylu,Mekke Şerifi Hüseyin'in,Osmanlıya ihanetini ve kullanıldığını anlayıp,ölürken gözyaşları içinde çektiği ''ahlar...''gibi... Birde atlanan bir şey var! Oda,Hrant Dink'in sosyalist dünya görüşüne sahip oluşu ve olaylara bu bilimsellikle,bu objektifle,yüreklice,korkmadan yaklaştığı... 12 eylül öncesi,ülkedeki ilerici insanların başına gelenlerden ve nedenlerinden pekde farklı bir şey olmasa gerek,değerli Hrant2ın yaşadıkları...Anısına saygıyla ve dostça selamlarımla.Zeki Etferat

zeki etferat 
 20.01.2008 12:37
Cevap :
Sayın Zeki Etferat, yazıma sunduğunuz değerli katkıdan dolayı teşekkür ederim. Bu topraklar geç milliyetçilik akımının olumsuz etkisini fazlası ile yaşadı. Batının 1700'lerde başlayıp 1800'lerde tamamladığı ulus devlet süreçleri bu topraklarda 1900'li yılların başında yaşanıp, altyapısı sanayileşme süreci ile desteklenmeyince oldukça kanlı ve anlamından kayan bir milliyetçilik süreci yaşandı. Bu Ermeniler içinde, Yunanlılar içinde, Araplar içinde, Kürtler içinde, Türkler içinde böyle oldu. Zannedersem hiçbir coğrafyada nüfus yoğunluğu sağlayamamış Ermenilerde bu süreçte en fazla zarar görenler oldu. Hrant tüm sürecin çıkışını milliyetçilikte görmeyen Türk ve Ermeni toplumu içindeki nadir kişilerden birisiydi. Bunda bahsettiğiniz gibi sosyalist geçmişininde payı vardır. Ama ne yazık ki günümüzde her sosyalist geçmişe sahip insanın bu bilinçte olmadığını da üzülerek görüyorum. Bu topraklar ciddi bi aydınını kaybetti ve milliyetçilik ne yazık ki bir zafer daha kazandı, saygılarımla  20.01.2008 15:27
 

18, 20 yaşlarındayken "hümanizm" kavramını öğrenmiştim. İşte bu insancıl anlayışla, insanın tecrübe ve aklını birleştireceğini dünyada; savaşların, kavgaların, açlıkların, haksızlıkların ve daha birçok olumsuzlukların, biteceğini düşünmüştüm. Yanılmışım. Şimdi artık bazı şeyleri anlayabiliyorum. Bu, insana has olmayan eğilim ve eğitimin varettiği ürünlerle, ülkeme ve dünyaya huzur geleceğine inanamıyorum. Duyduklarını, gördüklerini akıl terazisinde tartıp, soyuna has duygularla yoğurup değerlendiremeyen varlıkların, iki ayaklı olması neyi değiştirir ki? Ya da neyi değiştiriyor ki? Aslan, anne geyiği yakalayıp boğazını sıkarken, otlar arasına büzülmüş yavruyu düşünmez. Çünkü o hayvandır. Acaba biz, bir çok konuda, ondan farklı davrandığımızı söyleyebilir miyiz? İnsan, Ermeni'nin de, Rum'un da Türk'ler gibi duyguları, umutları, eşi, çocukları ve dostları olduğunu, acılar karşısında, onların da yüreklerinin yandığını düşünecek biçimde yetiştirilirse, bir ümit vardır. Selamlar.

Hüseyin Atacan 
 19.01.2008 15:53
Cevap :
Sayın Hüseyin Atacan, açıkcası bende hayatla ilgili ilk izlenimlerimde, yaşamın düz bir çizgi olduğunu, ara sıra kesintiye uğrasada rotasından şaşmayacağını düşünürdüm. Oysa artık yaşamın, insanın içinde iyilik ivmesi ile ilerlemediğini bende fark etmiş haldeyim. Am bunun hiç olmayacağının da karamsarlığına sahip değilim. Yalnızca yüreğindeki o iyilik damarını hissedenlerin iradelerini ortaya koyması gerektiğini düşünüyorum. Ama ne yazık ki yaşadığım her örnekte fiziksel güç yüreğin hafifliğini alt etti. Umarım böyle gitmez. Hayvandan gelen (ya da bulaşan - nasıl inanıyorsanız öyle kabul edebilirsiniz-) içgüdünün aşılıp bilincin gelişmesi daha ne kadar sürer bilemem ama dünyada barışa, eşitliğe ve adalete giden başka bir yol olmadığını düşünüyorum. Eğer bu bilinç gelişseydi, yalnızca yazı yazan birisine silah tutulur, yalnızca mürekkep tüketen birisine kurşun atılır mıydı? O.S.'nin cezasını tükettiği gün, Rakel Dink'in elini öpeceği günleri görmek dileği ile, teşekkürler, saygılar  19.01.2008 17:26
 

Sevgili kardeşim Bibliyofil, elinize, kaleminize, yüreğinize sağlık, her zaman demokrat duruşunuzu, her yazınızda görebilmenin sevgisidir bu.. O.S. krallar gibi yaşıyor hapishanede ve onun abileride, bundan hiç kuşkum yok.. Sistem katilden kahraman yaratmak için işliyor ve bugünlere gelinmiştir.. Ve değiştirmeye de hiç niyetleri yok. Susmayanları bir yolunu bularak susturmak. İttihat ve Terakki den bu yana devam ediyor. "Irk" ve "Din" adına, müslümanlık adına cinayet işlemekten çekinmiyorlar.. 6 Nisan 1909 da, gazeteci ilk basın şehidimiz Hasan FEHMİ den bu yana da sürdürülüyor.. Saygı ve sevgilerimle.. Sevgi ile kalınız..

Ohannes 
 19.01.2008 14:54
Cevap :
Sevgili Ohannis, yazıma gösterdiğiniz ilgi ve sıcaklık için teşekkür ederim. O.S.'ın nasıl yaşadığını tahmin edebilsem de, önyargı mekanizmasının kurbanı olmak istemediğim için dillendirmek istemedim. Ama benim esas korkum 8-9 yıl sonra hapishane kapısında omuzlara alınarak karşılanması, memleketinde kahraman muamelesi görmesidir. Bugünden de bunun olmayacağının bir garantisi yoktur. Sistemimizin Rakel Dink'in bahsettiği gibi bebeklerden katil üreten bir sistem olduğu aşikar ve kimse bu hatalı sistemin çarkına müdahale etmeyi göze alamıyor. Sistemin ürettiği katillerden çekinenler, işin kolayını seçip, olayları "vatanseverlik" senaryolarına meze yapmaktadırlar. Henüz bu toplumda bu senaryoları parçalayacak insancıl, özgürlükçü ve demokrat bir akımın ipuçları görünmemektedir ve beni kahreden de budur. Yine de umudu elden bırakmadan, korkmadan, çekinmeden özgürlüğü dile getirmek gerekiyor. Tekrar başınız sağolsun diyor ve katkılarınız için teşekkür ediyorum, saygılarımla  19.01.2008 17:17
 

O.S. nin senin anladığın anlamda "keşke" ler diyemeyeceğini düşünüyorum. Çünkü o eğer söz konusu keşkeleri telaffuz edebilecek bir eğitim alsaydı ve insan olsaydı, zaten bu gün de bizler gibi MB da blog yazıyor olurdu. Sorun bizim kavramların gerçek içeriğini anlamamamız ve o kavramların başkaları için ne ifade ettiğini de "kendimizce" yorumlamamızdır. Bu ülkede "milliyetçilik" diyorsun, söylermisin bana hangi ülkenin milliyetçilik anlayışı senin bahsettiğin işlevi yerine getirdi şimdiye kadar? Hiç birinin ki! İşte bu nedenle de milliyetçiliğin iyisi, pozitifi, faydalısı vs. yoktur ve olamaz da. Milliyetçilik üstün olmak veya üstünlüğü hayal etmekle tatmin edilen ama hiç bir şekilde de eşitliğe hizmet etmeyen düşünce biçimi veya bir ruh halidir, artık adını nasıl koyarsan koy. Sorun bence O.S. değil, bizim ve aslında tüm dünyanın kültürleridir. Bu kültürler durmadan O.S. ler üretiyorsa Hrant Dink'lerin arkasından timsah göz yaşları dökmek de niye? Sevgiler ve selamlar

Matilla 
 19.01.2008 12:02
Cevap :
Sevgili Matilla, son derece haklısın. Bizim dilimiz ne yazık ki, birden fazla kavramı tek bir kelimeyle ifade ediyoruz. Günlük yaşamında 500 kelime kullanılan, bir toplumun üyeleri olarak farklı anlamlar için farklı kelimeler kullanmıyoruz. Evet, benim kullandığım anlamdaki milliyetçiliğin iyisi yoktur Zaten bu milliyetçilikte sanayi devrimi esnasında burjuvazinin ihtiyacı olarak ortaya çıkmış ve giderekte hükmü azalmaya başlamıştır. Belki iyi olabilecek birşey varsa, kültürel anlamda ortaya konabilecek türlerdir. Ortak bir coğrafyada sportif, sanatsal, teknolojik, sosyal başarıların paylaşılması pozitif bir tür olarak değerlendirilebilinir. Ancak bu ucun bile tehlikeye açık olduğu su götürmez. Başkasının ölümü üzerinden zafer edebiyatı yaratan milliyetçilik iyi olamaz ve bu ülkede bu türü milliyetçilik asla ortadan kalkmadı. Bende o yüzden O.S.'nin ne düşündüğünün esas cevabını, başkalarının ölümünden zafer üreten milliyetçi dalgaya kapılmaya hazır bu toplum verecektir. Saygılarımla  19.01.2008 15:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1675
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster