Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ocak '07

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
466
 

O aşktı! -1

Güneşin ışığında saklanıyordu önce. Sonra denizin mavisine, tuzuna geçti. Neden, kiminle oynuyordu bu amansız oyunu? Her bulmak istedikçe kaybettiğim, tutmak istedikçe yitirdiğim o muydu acaba? Yüzyıllık yalnızlığımın, kiriş gıcırtılarını yüreğimin, bir gece uykumdan uyanıp gözpınarlarımdaki setlere direnip onları yıkan gözyaşlarımın sebebi o muydu?

Beni delice, sebepsiz yangınlara, yıkılışlara sürükleyen; ve her yangının alevleri, korları sönüp enkazı kaldıktan sonra yaralarımı sarıp o enkazı tekrar onaran; beni çılgın bir rüzgara dönüştüren ve o rüzgarda kendi saçlarını savuran; beni köle, esir niyetine kullanan ve her seferinde, istisnasız gidip ayaklarına kapanıp teslim olarak tapındığım; kendimi verdiğim; her elimden tutuşunda ve beni her bırakışında yenişeyler öğrendiğim; aort damarıma bir parça düşkırıklığı daha saplayan; beni her öpüşünde yeni kalp ağrıları çektiğim; evcil bunalımlarımla ölümüne savaşan ve her seferinde onları yenebilmeyi başaran; ölümüne güçlü; içimde yaşayan kanı ve savaşı tutuşturan; ağzıma şeker niyetine bir parça umut bulaştıran, sonra şekeri ağzımdan tekrar çeken; aynaya baktığımda görebildiğim; içimin tenhalığında gizlenecek yeri nasıl bulduğuna şaşırdığım; boş odaların kuru ayazlarıyla üşüyen; evcil ve vahşi; savaşçı ve asi; deli ve çocuk; masum ve cani; uçurumun kenarında son parmağımla tutunurken umut kayasına beni ellerimden yakalayıp çeken ve bağrına basan; ama acımasız; bir vaşağın dişinin ucunda parıldayan kanla, yürek kanıyla beslenen; ben yerde yapayalnız, çaresiz, ölmek üzere yatarken baş ucumda tamtamlar çalıp ölümümü kutlayan ama son anda vazgeçip beni Satürn'ün halkalarına oturtan; ağzımdan aldığı şeker yerine daha büyüğünü veren; zalim olduğu kadar da adil; açtığı yarayı kendi gözyaşıyla, kendi kanıyla sağaltan; bi şelalenin tepesinden gökyüzüne düşerken, bilinçsizce, adını son bir umutla haykırdığım; uçsuz bucaksız diken tarlasının, güneş ışığı görmeyen zehirli yabani otlar bahçesinin görülmeye, sadece görülmeye değer tek kan kırmızı dikenli gülü; karanlık bir ormanda ağaç, ot kalabalığını delip Venüs heykeline ulaşabilen tek güneş ışını; kaçtıkça aslında onun senin içinde olduğunu ve senin de onun içinde olduğunu; ve her zaman sen kaçtıkça daha çok seninle geldiğini ve geleceğini bildiğin tek şey; içinde uyuyan cesareti ve ümidi sırf hayat için yeniden uyandıran; isyanı senin bir parçan haline kıs kıs gülerek getiren o muzip, şakacı yankesici; turuncu olan herşeyde bana kendisini gösterip kimsenin görmediği gizli bir gülüşle birbirimize gizlice, şeker çalan çocuklar gibi gülümsediğimiz; yıldızlara baktığımda onu gördüğüm; tek, yüce, bilde efendim; benim bir parçam belki de bütünüm; aynaya bakıp görebildiğme göre ben "o"yum. Ben "o"yum! Ve o aşktı! O aşktı...

10.06.2001 01.30 Eski bir dostumun isteği üzerine...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Daha 17'sinde yüreğine kazındıysa uçurum kenarları,uçsuz bucaksız diken tarlaları, Vaşak'ın diş ucunda kan ve başucunda çalan tamtam... Henüz 20'inci koridorda yürürken yaşamının; yıldızlar daha bi parlak, aynalar daha bi net gösterecek her adımı attığında ona doğru. Ve O, seni Hazanlar yaşatarak büyütecek. Kardelen yapacak zemherinin en dondurucu günlerinde ve hercai menekşe olacaksın her baharın ilkin de.. Yazmayı sakın ama sakın bırakma, okumayı da...Körletme kalemine hükmeden yüreğindeki aşkı.

Ömer Sebahattin Çetin 
 03.02.2007 0:52
Cevap :
Ömer abicim yorumun için çok çok teşekkür ederim. Her ne kadar aynalar şu aralar biraz puslu gösterse de dünyayı[:)] ;ben net göstereceği zamanların umudunu hiç yitirmedim... Dediğin gibi ben; isyankar bir kardelen ve delişmen bir mor menekşe olacağım hazana, karakışa inat...(Ki her yıkılışta küllerimden yeniden doğmak çok eskiden öğrendiğim bir hünerdir.) O aşk ki; zaman zaman körelmiş gibi görünse de aslında közleri hala sıcak! Teşekkür ederim Ömer abi, öpüyorum çok...  05.02.2007 0:33
 

''Bana neden sataşmıyorsun'' diye sormuştun ya hani bir keresinde? Cevap babında bir yorum yazsam daha iyi dedim ve okuduğumda beni o duygudan bu duyguya, o üzüntüden bu coşkuya ve insanı hayal kırklıklarından dersinin almamaya direnen yeni umutlara fırlatan bu yazıya yorum yazmak en güzeli gibi geldi. Sana sataşılmaz canım benim. Ancak bir yazıya konu edilirsin. Ve umarım bu söz konusu yazı, yarınlarda çok güzel kitaplarının kendine yakışacağı gencecik bir yazar olur. Hani nerdeyse ben genç kızlık çağıma ulaşmışken doğmasına rağmen ben ve benim gibilerle arayı bu kadar çabuk kapatabilmiş sağlam bir kalem savaşçısının ilk kitabının ''Önsöz'' yazısına konu ederim seni inşallah :))

Leyla ÖNDER 
 18.01.2007 3:51
Cevap :
Leyylllaaa yine bana yaptın yapacağını!Niye beni ofis içinde ağlatıyorsun?:)Ya gerçekten çok duygulandım.Yazımı beğendiğine çok sevindim,bu övgüleri senin gibibir yazarın ağzından duymak ise apayrı bir onur benim için...Dün gece beni bir "Leyla Önder" çılgınlığı sardı ve oturup yazılarının neredeyse yarısını okudum bir çırpıda.Nasıl usta bir yazar olduğunu gördüm.Yok Haşmetmaap,sizimgibi bir yazarla arayı kapatabilmek için daha çooookkk fırın ekmek yemem lazım benim:)İnşallah ilk kitabımın önsözünü sen yazarsın,çok mutlu olurum.Çok çok teşekkür ederim.SEVGİLERİMLE... (Bu arada bana mail adresini hala yazmadın unuttun sanırım.Yazarsan sana bu cumartesi için bi alem teklifim olacak ;))  18.01.2007 13:23
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 7
Toplam yorum
: 28
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 1868
Kayıt tarihi
: 06.12.06
 
 

1984 doğumluyum, Adanalı'yım. Ortaokul ve lise hayatım çok güzel geçti. Sonra İstanbul'a "vurulup", ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster