Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ekim '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1157
 

O bayrağın Şemdinli'de dalgalanmasının ardında yatan gerçek.

O bayrağın Şemdinli'de dalgalanmasının ardında yatan gerçek.
 

Aktütün Jandarma Karakoluna yapılan saldırı hepimizi derinden üzdü. Konunun yorumlanacak bir sürü tarafı var. 1984 yılından beri yinelenen ve artık hepimizin ezbere bildiği gerçekler ortada duruyorken bu akan kan duracağa da benzemiyor.

Ben konuya başka bir açıdan bakmak istiyorum.

Askerler arasında, özellikle de Güneydoğu Anadolu bölgesinde askerlik yapanlar arasında değişik versiyonlarıyla anlatılan bir fıkra vardır.

Askere gitmeden önce vatanın her karış toprağını kutsal bilen, bayrağın dikili olduğu yeri savunulacak yer bilen genç, askerde Şemdinli'ye gidince basmış kalayı:

"Hay ben bu bayrağı buraya dikeni..."

O bayrağın neden oraya dikilmiş olduğunu anlamak ise zaman ister. Yazımızın detaylarında da o anlamı idrak edebilmenin bir kaç yorumu var.

Özgürlük çok geniş, uçsuz bucaksız bir kavramdır. Özgürlük, en çok da onu yitirdiğiniz anda anlam kazanır. Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu topraklarında yaşayan halk, emperyalist işgal sırasında bunun farkına varmış ve kendiliğinden örgütlenmelerle işgalci birliklere başkaldırmıştır. Bunu en çabuk anlayan Fransa işgal ettiği bölgeyi hemen ve koşulsuz bir şekilde terk ederken; henüz elli yıllık bir devlet olan ve önceki bin yıldaki devlet olma tecrübesini tamamen unutmuş olan Yunanistan ise sonu çok büyük bir bozgunla bitecek işgalini sürdürmeyi seçmiştir.

Osmanlı'nın son üç yüzyılında topraklarını kaybederken yepyeni devletler ürediğini biliyoruz. Bunların sayısı kırka yakındır. Önemli bölümü kabile örgütlenmesinden türetilen bu devletlerin, özgürlük anlayışı ve tanımının da o günün koşullaına göre yabancı devletler tarafından empoze edildiği de aşikardır.

Osmanlı'dan bir şekilde koparılmış bu devletlerin hemen hepsinin bugün büyük çatışmalara sahne olduğunu üzülerek izliyoruz. Ancak emperyalizmin örgütlenmesi bu şekilde gerçekleşiyor. Küçük parçalara ayrılan coğrafyalarda kendilerine uydu devletçiklerin varlığı hareket kabiliyetlerini arttırıyor.

1999 yılında dönemin Birleşik Devletler Başkanı'nın Ortadoğu'nun sınırlarının henüz son halini almadığı yolundaki açıklamaları anlamlıdır. Aynı Devlet'in Lozan'ı tanımadığının altını çizmekte fayda var.

Bu nedenle 1991 yılından beri zaten kendi yetiştirmesi olan bugünün devrik ve asılmış liderinin de katkılarıyla o bölgede işgalci olarak bulunmasının, Irak'ı üç parçaya bölme hazırlığında olmasının da bir karşılığı vardır.

Dahası ve elbette bizim için şu an çok daha önemli olan husus Kuzey Irak'ta olup bitenler. Malum, Irak'ın üç parçaya bölünme planının en önemli projesi ite kaka da olsa bir Kürt Devleti yaratmaktır. Bölgenin şu an Peşmergelerin kontrolünde olması, özerk olarak örgütlenmesinin temelinde yatan gerçeklik de budur. Birleşik Devletlerin en büyük destekçisi durumunda olması da bu projenin bir diğer mesnet noktasıdır.

1918 yılında Serv'e zemin hazırlayan Wilson Prensiplerinin temelinde yatan düşünce de bundan başka değildi. Özgürlük ve devlet olmanın dayanağı tek başına etnik kimlik olamaz.

Türkiye 2003 yılında Meclis'inden komşu ülkenin topraklarına yabancı ve işgal kuvvetinin geçişine izin vermezken "büyük devlet" olma duruşu sergiliyordu. Hadi büyüklüğünü bir kenara koyalım "devlet" olmanın ne demek olduğunu gösteriyordu. bir tarafta işgalci güçlerle işbirliğine giren unsurlar, diğer tarafta o işgalciye hayır diyen bir devlet.

Uzatmak istemiyorum; bunun ne anlama geldiğini Cumhurbaşkanı'nın Ermenistan'a gidişi doğru mu? isimli yazımda detaylandırmıştım.

Türkiye bölgenin öyle ya da böyle bir özgürlük adasıdır.

1979'da Afgan mültecilerini korumasına aldı.

Irak İran savaşı sırasında da görevini yaptı.

Kürtler üzerine biyolojik silah atıldığında sınırlarını açtı.

Somali'ye koruyucu asker gönderdi.

Yugoslavya parçalanırken Türkiye bütün göçmenleri kucakladı.

Yunan sahil güvenlik kuvvetleri mültecilerin botlarını batırırken, Türkiye'nin kuvvetleri insanlık dersi verdi.

Türkiye'nin hataları yok mu? Kuşkusuz var. Globalizmin içinde o da kendi üzerine düşen rolü oynuyor. Melek asla değil.

Ancak yazımızın mantığı çerçevesinde çizmeye çalıştığımız devlet olma bilincini taşıyan bir devlettir, Türkiye.

O bayrağın Şemdinli'de dalgalanmasının da, orada bir karakol olmasının arkasında yatan mantık da güvence de budur.

Kimsenin aklına hameset yapıyor düşüncesi gelmesin, hem sevmem hem de böylesi bir yazı yazamam, konu oraya varıyor olsa da. Ancak devlet olmanın ne anlama geldiğinin cevaplarından bir tanesi de budur, bunun altını çizmek istedim.

Yeri gelmişken söylemeliyim ki; örneğin İngiltere, ABD'den çok daha doğru bir devlettir, yasaları yazılı olmasa da devlet gibi devlettir. Türkiye İngiltere ile kıyaslanabilir; ancak ABD ile asla bir araya getirilemez bir devlet olma tecrübesi vardır.

Geçtiğimiz hafta jandarmayla az da olsa temasım oldu. Dün olan baskın ve çatışma; sonrasındaki 15 şehit haberi belki de beni bu nedenle fazlasıyla üzdü. Az da olda bir taraf olma duygusu, abartma varsa o duygusallığımdan kaynaklanabilir.

Uzay Gökerman

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Uzay bey artık taraf olmamız gerekiyor sanırım.Çünkü artık karşı taraf var.Bu topraklar bizim.Kimseye vermeyeceğimize göre birşeyler yapmamız gerekmez mi ??? Keyifle okudum yazınızı ,saygılarımla...

Murat GÜLCEK - Yakamoz35 
 06.10.2008 5:30
 

bu toprakları seviyoruz, terörün her türünü lanetliyoruz. İnsanız, insancıl şeyler görmek yaşamak istiyoruz...

Ruksan İLDAN 
 05.10.2008 20:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2025
Toplam yorum
: 2005
Toplam mesaj
: 77
Ort. okunma sayısı
: 1271
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

"Keyif verici bir yalnızlık" olarak gördüğüm yazma serüvenimin en önemli merkezlerinden bir tanes..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster