Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Kasım '08

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
774
 

O Bir İnsan

O Bir İnsan
 

Adam gibi adam; Değişimin Söylenmemiş Şarkısı


Bugün 06.11.08 Perşembe; Kenya’da, münhasıran, 05.11.2008 günü sabahında neticesi alınan Amerikan Devlet Başkanı seçimlerinden, kendi evlâtları olduğunu yüreklerinin derinliklerinde hissettikleri Barack (Burak) Hüseyin Obama’nın seçilmesi üzerine, bugünü topyekûn ülke çapında resmî bir kutlama günü olarak ilân etmek suretiyle millî heyecanın ayyuka çıktığı kutlamalar yapılıyor…

Bu hadise, Kenya’da, Kenyalılık psikozunun eseri…

Bir de, ırkçılık faşizminin asrımızdaki kalesi Amerika’da yaşanan bir vakıa var:

Bütün kasklar ve tabular yıkılmış ve bunu Amerikan halkının köklü bir ruhi değişim ihtiyacı hâsıl etmiştir…

Dünya ezilenlerle dolu ve ezilenlerin kalbi her türlü karabet ve hususî illiyetin dışında, sadece ve sadece ezilen insan olma hasebiyle fizikî müessiriyet eseri bir birleşme hissiyatıyla dopdolu…

İşte!

Bu hissiyata cevap teşkil eden; karşımızda bir adam ki, adam gibi adam:

Burak Hüseyin OBAMA!

Köklü bir değişimin değil; sadece insan olmuş olmanın mümessili…

Kalpten kalbe in’ikâs eden bir insanlık mukavelesinin mevcudiyetinin eseri ortaya çıkmış içtimaî mukavele işlerliğinin tecellisine memur dünyaya âyan yepyeni prototip…

O bir insan!

Evlerinin arka odalarında, varsa, odalarının arka balkonlarında bir şeyler düşünerek, bir arada, üçbeş sent’lerini birleştirerek bir şeyler tedarik etmede bir şeyler yapmaya, kendilerini kurtarmaya müteveccih daha hür, daha varlıklı olmaya götürecek; kendilerinden biri olmayı rüyet eylemiş bir yol gösterici, bir rehber, bir başkanın temsilî şahsiyetinde; müşterek düşünce, hissiyat ve müşterek rüya vasatında, şu anda yeryüzünde kendisiyle aynı hisleri paylaşmada yüreklerinin birlikte attığının farkındalık heyecanını taşıyan ve kendisinin intihap edildiği insan…

Ne güzel bir teşbih:

Kampanyanın Söylenmemiş Şarkısı” itibâr edildi O’na… Siyahîsi, beyazı birleşti bu şarkıda… Şimdi dünya müştereken bu korada O’nu söylüyor; O’nu terennüm ediyor…

Ne güzel bir dünya diyalogu…

Ve bu diyalogda zıtlar birleşti ki, bu bir zıtlaşma değil tesanüt zaruretiydi…

Bu noktada, benim de iştirak ettiğim bu cihanşümul diyalogun Ülkeme mütedâir tedâî ettirdiği kökü dışarıda temâyüllerin ithaliyle meydana çıkan ayrılıkçı zümrelerin Ülkemde hâsıl ettiği dışlama linçleri ve hakka tecâvüz zulümlerinin hâlâ insan olma noktasında bir tesanüt kapısının kapalı tutulduğunun müşahedesi burukluğu içinde, hakkın hakkı için söyleme ihtiyacı hissediyorum:

Milletçe Türklük intisabı içindeyiz. Bu intisap, gövdesi, Büyük Cihan Devleti hüviyetindeki Osmanlı Türklüğü’ne dayanır. Bu Türklüğün karakteristik hususiyeti Müslümanlıktır. Öyle ki, Osmanlı Cihan Devleti zamanında, gayri Müslim herhangi bir ülkede Müslüman olanların Türk olduğu söylenirdi ve o Türklük içinde de vicdan hürriyetinin, illâ da azınlıkta kalanların hak ve hukuklarının büyük bir titizlik ve itina ile korunduğu mutlak hürriyet ve hâkimiyet hüküm sürmekteydi… Ve bugün, özellikle Amerika’da tezahürlerinin bâriz olarak görüldüğü gibi, her bir ferdin kendi din ve inancını açıklamada hiçbir tesir altında kalmaksızın serbest olduğu ve aynı müstakil ve hür şartlar altında dininin her bir gereğini istediği tarz ve şekilde yerine getirdiği; tarihin de şahit olduğu vâkıasına şahidiz.

Lâkin yine bugün Ülkemizde, dîni bakımdan, azınlıklar için bu hak; hatta aynıyla bâki iken, ne yazık ki, güyâ %99’larda çoğunluk olduğu zikredilen Müslüman Türk kesiminin bu mânâda hak ve hürriyetini kullanabilme hukukuna sahip olarak dininin; benimsediği gereklerini istediği gibi yaşama hakkı elinde bulunmamaktadır.

İşin hukukî ciheti olan bu hususta İnsan Hakları Esasları çerçevesinde dünyaca gözetilen hak ve hukuk kaideleri muvacehesinde mutlaka her şeyin bir gün rayına oturtulacağı bedihîdir.

Ne var ki, dünya milletleri bu meseleyi fersah fersah aşmış; hatta daha dün, tek bir ideolojinin dayatması mahkûmu komünizm baskısının üzerlerinden kalkmasıyla yakasını kurtaran ülkeler; o rejimin yerine devam eden bugünkü Rusya dâhil, bu hürriyet bayrağını dalgalandırma parıltıları sergilerken, Ülkemizde, hâlen, aslında tam ne olduğu netleşmemiş, sadece ve sadece bizi biz eden öz cevherimiz olan -ki, dinî bakımdan azınlıkta kalan gayri Müslimler de dost olduğu halde- dinimize –İslâm’a- izahı gayri mümkün bir garabetle düşman kesilen hem de Müslümanlık iddiasında gayretkeşler ve bir de bunların yanında tamamen bize, tarihimize ve bütün kıymet hükümlerimize kayıtsız bırakılmış bir grup yeni yetmeler mevcut…

Bakınız, bugün yeryüzünde dünyanın gündemini işgal eden bir hareketin rehberi olarak dikkatlerin üzerine teksif edildiği; popülaritesi ve hizmetinin mahiyeti itibariyle insanlık idealini yansıtması cihetinden hakkında benimseyici araştırmalar, doktora tezleri çalışmasına kadar her sahada baş tacı edilen ve Ülkemizin ancak mefâhiri olarak anılmasından şeref duyacağımız varlığıyla milletçe iftihar edeceğimiz mütefekkir, mutasavvıf, müfessir ve âlim din adamımız Muhterem Hoca Fethullah Gülen Beyefendi’nin o şartlanmış zümre tarafından ortaya konan, O’ndaki bu İslâmî ruh ve hizmet teslimiyeti güzelliğine karşı, içlerinde taşıdıkları zıddiyet kiniyle buğz, iftira ve hakaret kusmaları ve mümâsili hadiseler; tarihin, asırlar boyu iftihar tablolarına kaydolmamıza vesile bu mümeyyiz vasıflarımız muvacehesinde İslâmiyet’in rüçhâniyet kazandığı tefahürlerimiz nezdinde kezâ mâkûs talihimizin tarihin kara sayfalarına geçecek ne şenî bir tecellisidir.

Düşünebiliyor musunuz? Meselâ daha dünkü bir çocuk… İşi gücü, temelde, asla ne bir araştırma mahsulü bilgi, ne bir esasa dayanan ifade, belge V.S. işaret mevcut… Ancak köksüz bir kayıtsızlığın boşluğunda ortasına düştüğü bir menhus temayülü besleyen” kasıtlı hezeyanlar saçma” modası dâhilinde boy gösterme heyecanıyla, bilse yapmayacağından emin olduğum bir şartlanmışlıkla, münhasıran İslâmî açıdan sergilenen güzelliklerin her birine karşı müthiş bir karalama ile; ağza alınmayacak ve hezeyan diye vasıflandıracağımız, gerek hizmet sahasında, resmî, hususî ne varsa; gerek san’at ve kültür sahasında ve bilhassa da, o ne cehlî cesaret, ne cür’et ve ne hadsizliktir ki, önünde dünyanın temennâ ettiği bir rehber insan muhterem Fethullah Gülen Beyefendi Hoca Hz.leri için “fetoş” diye, güyâ kendilerince bir marifet nişânesi sayılan neme ne bir müşterek terminoloji ise, ona can simidi olarak sarınıldığı misillû nasıl da hevesli bir şekilde bu işi kendine mal etmiş sadık bir köle gayretkeşliğiyle kezâ bilmeden alet olduğu mel’ûnların melânetlerini sergiliyor...

Ve bu edep, hayâ ve insaf dışı, buğz, kin ve garaz yüklü ruhî terör fetişi dâhilinde kurulan kombinezonların nasılsa sirayet ve müessir oldukları en muteber zinde kuvvetler bünyesinde edindikleri gayri meşru üs ve karargâhlarıyla bir müddet sürdürebildikleri hakimiyet ve yıkıcı, engelleyici marifetleriyle koskoca bir millî kitlenin çoğunluk reylerini, hatta deklere ettikleri gibi, % 99, 5 olsa dahi ka’lâ almayacakları hadsizliğini cahil ahmaklığı sayılan bir saygısızlık cesaretiyle haykıra haykıra, meclislerin feshi, Reis-i Cumhur seçimlerinin iptali gibi şenaatleri işlemede hukuku dahi alet edecek ve hukukçuları Anayasa suçu işlemeye azmettirip netice alacak kadar dehşetengiz pervasızlıklar sergilendiği bu azîz ülkede kendilerine sözcü buldukları savcılık makamlarına kadar gelmiş kişileri de fevkalade alet ederek, ya bu kayıtsız çocuklara ilham ettiklerinden kayda geçirilenlerden, ya da kendi kurdukları uğursuzluk senaryolarından basın sayfalarına geçirebildikleri uyduruk masallardan bir araya getirdikleri parçaları delil diye ellerine tutuşturduklarıyla iddianameler tertipletip boş buldukları meydanda salvo çekerken, heyhat ki, milletimin Peygamber Ocağı olarak evlatlarını şehitlik mertebesini ilk planda göze alarak emanet ettiği Ordusunun kumandanlarından da istifade imkânını kullanabilen bu menfurlar elbet bir gün müstahaklarını bulacaklarına dair inancımın teslimiyetiyle çekildiğim inzivâî tefekkür köşemden gözlerken; ülkemdeki gelişmeler meyanında, ülkeler ötesinden de bir siyahî parıltı olarak Burak Hüseyin parladı Beyaz Saray’ının karalandığı Amerikan’ın siyah-beyaz aydınlığı içinde!

İşte bu silûette siyahîsiyle, beyazıyla, renklisiyle, renksiziyle, dinlisiyle, dinsiziyle, lâdînîsiyle, âteistiyle, sosyalistiyle, kapitalistiyle, liberaliyle, muhalifiyle, muvafıkıyla… Her bir kesimin hepsi de sadece insan olarak rey veren her bir ferdiyle cihanı yüreklendirecek rengârenk bir insanlık tablosunu ve değişim ışığının varlığını; Dünyaya mesaj geçtiği Amerikan senfonisiyle takdim ettiği söylenmemiş şarkısının dalgalandırıldığı flâma bayrağında benim de parıltısını aldığım kuzgunî ışıkta fark ettim…

Evet, O bir insan…

O'na rey verenlerin; her bir zümreden her birileri de sadece bir insan… Dileriz bize de bir müjdeye döner bu muştu… Benim de rey veremediğim OBAMA’MIZ AKP. Bu kapıyı açtı da; gönül ister ki Mccain’ler de bizde de boy göstersin…

Ve insanlarımız her türlü ideolojik, siyasî, etnik v.s. tertiplerden sâlim olarak sadece insan olma vasıflarıyla, karşılarına çıkanın insanlığına baksın. Kezâ, meselâ, Allahın kulu, gül misâli GÜL gibi bir insana insan olduğu nazarıyla bakıp, o nazarla o gülü koklayıp, insan olarak rey verme ve insan olarak da o gülü evlerinin başköşesine yerleştirme varken, O’na buğz neye?

O gül yerine başına DEMİREL getirtip, içindeki ÖZALA rağmen tepemize demir pençe indirtmesinin vebalinden; geçmiş adına Allah(CC)’a sığınılarak, geleceğe, sadece ve sadece insan olma yalınlığıyla ümit ve niyet bağlansın…

Ben öyle yapacağım ve günahlarımdan ötürü Allah’tan af dilemekteyim…

Allah(CC)’a emanet olun efendim…

Mustafa Benkli; Pendik, 06.11.08

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 9
Toplam yorum
: 14
Toplam mesaj
: 26
Ort. okunma sayısı
: 689
Kayıt tarihi
: 06.01.07
 
 

Zağgiliyim; Erzurum'un Kargapazarı dağları eteğindeki bu ücrâ, çiçek yurdu, şirin mekânda Dünyâ'ya g..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster