Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Mayıs '09

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
1268
 

O halde kamu finansmanı şöyle

O halde kamu finansmanı şöyle
 

Yetim hakkı bir tarafa, doğmamışların hakkı


Nasıl olsa gelecek nesillerin bir sonraki seçimde oy kullanıp secim kaybettirme şansları yok. Bu yılların seçimlerini riske sokmadan, bu yılları kurtarmanın en iyi yolu, bu yılların insanlarını üzmek değil, gelecek nesilleri borçlandırıp, onların servetlerini simdiden satıp yemektir.

Genel olarak ideoljik amaçlar ve çıkarlar için, bir sonraki seçimleri kazanma ihtirasları esas belirleyiciler olduğundan, bundan sonraki varlık satışı, borçlanma, faizler, döviz kuru konularında olacakları ve bu çercevede 2009 yılı kamu finansmanı yaklaşımını öngörebiliriz.

2009 yılında, yerel seçimler öncesi popülist seçim ekonomisi sonucu kamu harcamaları artmış, kamu gelirleri azalmıştır. Böylece gerçekleşen bütce açığı yılın ilk 4 ayında bir yıllık hedefin iki katına ulaşarak astronomik rakamlara yükselmiştir. Yerel yönetimlerin finansman açığı ve borçlanmaları da buna ilave olarak düşünülmelidir. Seçimler sonrasıda kriz paketleri adı altında, örneğin otomobil alımını dolayısıyla ithalatını canlandıran bir biçimde vergi gelirlerinden vazgeçildiği, üstelik iktisadi daralmada vergi gelirlerinin kaynağı iktisadi olaylar ve vergilerin tabanları (matrahları) azaldığı için 2009 yılı (yerel yönetimlerinki dahil) kamu finansman açığı 60 milyar lira civarında olacaktır. Bu açığa ilave olarak önceden birikmiş ve devretmiş mevcut kamu borçlarınında döndürülmesi, yenilenmesi gerekmektedir.

Bu toplam kamu finansman açığı ve borçlanma ihtiyacı nasıl karşılanabilir? Cumhuriyetimizin ilk yıllarında, Osmanlının yanmış küllerinden dirilen önceki neslimiz, yürekleri yırtan fakirliğe rağmen Osmanlıdan üzerine kalan borçları çocuklarına bırakmayıp ödeyip temizlemişti. Borçları temizlemeklede yetinmeyip gelecek nesilleri için gelir getirecek servetler biriktirmişti. Biz onların tamamına yakınını, belediyelerin ve kamu kuruluşlarının arsa ve emlak satışlarınıda dahil ettiğimizde, 65 milyar dolar civarında milli serveti son altı yılda özelleştirme adı altında yabancılara satıp karagünlerden (krizden) önce akgünlerde yedik. Karagünlere, krizli günlere bırakmadık. Şimdiki kurla 100 milyar liradan fazla bir Devlet servetini, yerine hiçbir ciddi üretken yatırım koymadan yedik. Özel sektörün, başta bankalar ve tüketim mağazaları zincirleri olmak üzere, yabancılara döviz karşılığı sattıkları işletmelerin bedelleri bu rakama ilave edilmelidir. Nerede bu dövizler? Dış borçlarımız mı ödendi? Tam tersine, onları da yediğimiz gibi, üstüne üstelik son yıllarda döviz borcumuz defalarca katlanarak arttı.

Bu yılın astronomik kamu finansman açığını kapatabilecek ölçüde, özelleştirilebilecek kolay satılır varlık kalmadı. Piyango idaresini ve şans oyunları imtiyazları satabilmek için, şans oyunları şirketlerine kurumlar vergisi muafiyeti getirdik. Bir yandan siyaseten islami yaklaşım görünümünü artırırken, diğer yandan bir çeşit kumarları teşvikli (vergisiz) hale getirdikki mevcut piyango idaresi ve yeni şans oyunları imtiyazları özelleştirmeleri yapalım diye. Devletin, kamunun binalarının kullanım hakkını yabancılara, Araplara satmaya çalıştık başarılı olmadı. Elektrik dağıtım tesisleri ve üretim tesisleri, 2B orman bölgeleri ve diğer servetlerin satışını önceki hızda yapamayacaklar.

Şimdi gözümüzü ve umudumuzu Türkiye’nin önemli ve çok stratejik serveti, kan damarları olan yollarını satmaya diktik. Yolları satmakta yasal engeller çıkmıştı. O engelleri kaldırmak için yasaları değiştirme faaliyetleri hızla sürüyor, ancak satış 2009 da yetiştirilemiyecek, 2010 a sarkacak gözüküyor. Yollarımızın, köprülerimizin satılacağı bütün dünyaya duyurulmuş durumda. Çocuklarımız, nesillerimiz kendi ülkesinin yollarında gidebilmek için yabancılara para ve bedel ödeyecekler. Biz onların geleceğini, ödeyecekleri bedelleri şimdiden kırdırıp, paraya çevirip şimdiden yemiş olacağız. Aynı önceki 65 milyar dolarlık özelleştirmeler de çocuklarımızın geleceğini kırdırıp yemek idi.

2009 yılı kamu finansmanı açığını kapatmak için iç piyasadan borçlanarak mevcut iç borçları daha da artırmaya devam etmek istesek, iç piyasa fonları yetersiz kalacağından lira faiz oranları yükselişe gececek ve çökertilmiş olan reel sektörü daha da çökertecek, durgunluğu dahada ağırlaştıracaktır. İç piyasadan borçlanarak, faizleri yükseltmeden eski borçları çevirebilsek bile, bu boyutta yeni ilave kamu açığını kapatmamız mümkün değil.


Geriye para basmak ya da dışarıdan borçlanmak secenekleri kalmaktadır. Kamu finasman açığını doğrudan ya da dolaylı olarak para basarak finanse etmek ise hukuksuz, adaletsiz ve rastgele kamu geliri yaratmaktır. Para basarak zorla ve normsuzca dar ve sabit gelirlileri, ücretlileri ve işsiz tüketicileri dahada fakirleştirerek kamu kesimine bu büyüklükte kaynak aktarılması, enflasyonu hortlatacağı, kısa dönemde hemen seçmenleri kızdıracağı, istikrarsızlığı erteleyemeyeceği için gelecek seçimleri kaybettirme riski yaratır. O halde kamu finansman açığının büyük ülçüde bu yolla kapatılması tercih edilmeyecektir.


Kısa dönemde rahatsızlık yaratmadan günü kurtarmanın, popülistliğe devam etmenin en iyi ve kolay yolu yine önceden olduğu gibi gelecek nesillere ait gelecekteki gelirleri şimdiden kırdırıp satmak (özelleştirmeler), buda yetmediği için gelecek nesilleri şimdiden borçlandırarak sağlanan fonlarla buğünlerin ve yılların tüketimini, refahını yüksek göstermek.

O halde geriye dışarıdan borçlanmak seçeneği kalıyor . Dış dünyanın özel finans sisteminden mevcut borçlarımıza ilave yeni borç almak neredeyse mümkün değil. Önceki yıllarda sürdürülen popülist, yanlış para, yüksek faiz ve düşük kur politkalarının yarattığı ucuz ithalat cennetinde yiyip tüketmemiz sonucu biriken özel sektörün mevcut dış borçlarını çevirebilmek bile çok zor. Kamu finansman açığını da dış dünya özel kesim finans sisteminden karşılamak mümkün degil. Önceden yapılmış olanlar diğer seçenekleri tüketmiş.

Bize acısı hemen duyulmayacak, popülizme imkan tanıyan tek bir yol kalıyor. Uluslararası kurumlardan, IMF’den borçlanarak bedeli ve yükü gelecek nesillere yüklemek. Yetim hakkı bir tarafa, henüz doğmamışların hakkını yemek. Böylece IMF’den ve benzeri kuruluşlardan borçlanarak sağlanacak fonlarla faizler bir süre daha düşük tutulur, döviz kurları düşük tutulur, ithalat ucuz tutulur. Durmak yok, neslimizi sömürmeye devam.

Dr. Hamit Bozkurt

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 54
Toplam yorum
: 59
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 1172
Kayıt tarihi
: 08.08.08
 
 

1950 yılında doğdum, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi 1974 mezunuyum. 1986 yılında Gazi Ün..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster