Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Kasım '18

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
32
 

O Suriyeli Oldu Ama Biz İnsan Olamadık

O Suriyeli Oldu Ama Biz İnsan Olamadık
 

ötekileştirme


(Aşağıda uzun uzun anlatılan yazı bir otobüs yolculuğumda bazı insanların, hal ve hareketleri normal Suriyeli insanlara bakışı nedeniyle otobüste yazılmıştır. İnsanın varlığının aslında sanıldığı gibi evrenin ve hayatın merkezini oluşturmadığı vurgulanmış ve gereksiz kibir, haset ve ötekileştirmeye değinilmiştir.)

Milyarlarca ışık yılı önce Hz. Süleyman’ın sandığı misali sonsuz enerji olarak bahsedilen sandığın açılmasıyla dünümüz, bugünümüz ve yarınımız var oldu. Aslında yarınımız var olacak demek gerekliydi ancak yarının başka bir boyutta yaşanmadığını bilemeyiz. Büyük bir sıkışma ve baskı altında gerçekleşen reaksiyon tepkimeye, tepkime de big bang’e neden oldu. Arş ve kürsü’nün baskısı altında gerçekleşen tepkime ile ortaya çıkan enerji hızlı bir genişlemeye neden oldu. İçinde bulunduğumuz evreni bir balona benzetirsek hızla şişmesine neden olmuştur. Balon şiştikçe içindeki parçacıklar ayrışmış ve birbirinden uzaklaşmaya başlamıştır. Patlama sonucunda ortaya çıkan enerji birçok aynı tipte balon oluşmasına neden olmuş, adeta evrenleri yansıtan aynalar oluşturmuş ve bu aynaları birbirine bağlayan kanallar oluşturmuştur. Bugün modern bilim sayesinde yapay zeka ortamında simüle edilen big bang’in parelel evrenlerin oluşumuna neden olduğunu bilmekteyiz. Bu bilgi sayesinde belki gelecekte solucan deliklerinin varlığını ve boyutlar arası geçişi hatta büyükbaba paradoksunun geçersizliğini keşfedebiliriz. Ayrıca gelişen uzay teknolojimiz evrenin hızla genişlediğini ve galaksilerin birbirinden uzaklaştığını tespit etmiştir. Madde ve anti madde medulanın kutusunu oluşturan iki ana unsurdu. Günümüzde gerçekleştirilen gözlemler anti maddenin çok seyrek olduğunu ve farklı galaksilerde yoğunlaştığını, o galaksilerin oluşumuna da neden olduğunu bize göstermektedir. Herşeyin temelinin oluşturan maddeler değişime uğradıkça elementler ve mineraller oluşmuş bugün yaşanabilir gezegenimizin oluşmasına imkan sağlayan minarellerin oluşmasına imkan sağlamıştır.

Her varlığın kütlesi ve kütle çekimi uzay içinde savrulmanın belirli eksenlerde gerçekleşmesine olanak sağlamaktadır. Her bir gezegen, meteor vs. uzayda kütlesiyle bükülmeye neden olmaktadır. Kütlenin ve kütle çekimin etkisine kapılan daha küçük kütleli parçacıklarda o etkinin oluşturduğu eksen etrafında hareket etmektedir. Uzayda oluşan bükülmeler için de şu ana kadar en yoğun enerji taşıyarak bükülmesiyle uzay-zaman çizgisinde bir yırtığa neden olduğu düşünülen karadelikler, bir balon içinde ki hava kanalı olarak düşünülebilir. Hatta bunu Hawking’e alternatif teori olarak geliştirilen lavabo gideri teorisi olarak düşünülebilir. Karadeliğin gideri oluşturduğu bu teoride su emilen maddedir. Lavaboyu bir süreliğine tıkar ve suyla doldurup gideri açtığımızda suyun bir girdap gibi akmasına imkan sağlarsak gider girdabımızın merkezini oluşturacaktır. Merkez net bir şekilde gözükmektedir ancak karadelik ışığı dahi emdiği için net olarak gözlemlememiz günümüz teknolojisiyle zordur. Lavaboda oluşturduğumuz girdabı bir denizde oluşan girdap olarak kabul edersek eğer ve bir gemide hızla girdaba çekildiğimizi düşünürsek, girdaptan kurtulmamıza imkan sağlayacak tek yöntem oluşan akıntıdan daha hızlı olmaktır. Şans eseri gözlemlenen bir vaka sayesinde de karadelikten dışarıya madde püskürdüğü tespit edilmiştir. Yani teorik olarak girdaptan kurtulmanın mümkün olduğunu tespit edilmiştir. Peki ama karadelikten gerçekleşen püskürme nasıl madde olarak gerçekleşmiştir? Tahminlere göre, maddeler karadelik tarafından soğurulmasından sonra yok olmaktadır. Karadelik bir öğütücü rolü oynamakta ışık, madde, enerji vs. her şeyi öğütmektedir. Bu durumda öğütülen bir maddenin geri gelmesini imkansız kılmaktadır. Bu sorunun cevabını bulmak sanırım bizler için imkansız olacaktır. Ancak gözlemler ve analizler sonucunda teorik olarak bir cevap oluşturulabilir. Lavabo gideri teorisine göre giderden geçen madde başka bir alana geçmekte ve yok olmamaktadır. Bu durum aslında maddenin karadelikten geri çıkabilmesine de imkan sağlamaktadır. Karadelik bir geçit rolü oynamaktadır, kim bilir belki oluşturduğu bükülme uzayın belirli köşelerine tünel olmasına imkan sağlayabilir hatta zamanda da bükülmeye neden olabilmektedir. Teorik olarak aslında zamanda yolculukta mümkündür. Işıktan hızlı bir cihazımızın olduğunu düşünür ve bir kaç ışık yılı ileriye gider ve oradan dünyayı gözlemleyebilirsek geçmişi görebiliriz. Aslında o kadar uğraşmaya da gerek yok akşamları uzaya baktığımızda sönmüş olan bir yıldızın ışığını görebilirken gündüz de güneşten gelen ışığı güneşten çıktıktan 8 dakika sonra gözlemleyebilmekteyiz.

Gözlemlenebilir evrende milyarlarca galaksi bulunmaktadır. Her galakside milyarlarca güneş sistemi benzeri sistem, her sistemde onlarca gezegen, her gezegen de birkaç uydu bulunmakta ve hepsi bir eksen etrafında hareket etmektedir. Galaksiler de sürekli hareket halindedir ve birbirlerinden uzaklaşmaktadır. Ancak bu eksenler farklı rotada olsa da bazen kesişebilmekte ve galaksiler birbirlerine çarpmaktadır tıpkı milyarlarca yıl sonra galaksimizin başına geleceği gibi. Bu kadar büyük evren genişlemeye devam ederek balonumuzun sınırlarını zorlamaktadır. Kürsü katmanı ile arasındaki duvarın esnekliği ne kadardır bilinmez ama bu genişlik içinde bir toz tanesinden, bir atomdan daha küçük gözüken gezegenimiz için de ki biz yani küçük varlıklar o muhteşem patlamayı göremeden kendi elimizle var ettiğimiz küçük kıyametlerimizi ve Yaradan’ın kıyametini yaşamış olacağız.

Her şeyi oluşturan atomun diziliş farkındalığı sonucunda oluşan maddenin şekillenmesi ve ruh üflenmesiyle oluşan biz insanoğlu kendimizi evrenin merkezine oturtup her şeyin sahibi olarak görmeye o kadar çok alıştık ki bu kibir bizlere insan olduğumuzu unutturdu ve birbirine kan kusturan mahluklar olmamıza neden oldu. Yapılan araştırmalar her maddenin etkiye tepki verdiğini bizlere göstermektedir. Bitkilerin etkiler karşısında nasıl duygusal tepkiler verdiği ve birbirleriyle iletişime girdikleri bugün bilim tarafından bize sunulan bir gerçek olmasına rağmen bizler bitkileri değil, hayvanları hatta şahsımızdan başka diğer insanları varlık olarak görmemekteyiz.

Halk arasında bir laf vardır kulağına su kaçırmaya gör diye. Bu lafı birçok defa birebir gözlemlemiş biri olarak net bir şekilde ifade edebilirim ki sadece bitkilerin ve hayvanların değil var olan her varlığın bir bilinci bulunmaktadır. Örneğin bir ev ya da araba satacak olun bunu o ev ya da araba içinde dile getirirseniz emin olun kısa sürede arzalar ve sıkıntılar baş göstermeye başlayacaktır.:) Hz. Muhammed (s.a.v.) bir yere oturur kalkarken bile oturduğunu okşar gönlünü alırmış. Cansız dediğimiz bu maddeler aslında bizden gördükleri etkiye tepki gerçekleştirmektedir ancak daha yanı başında ki insanın tepkisini fark edemeyen insanoğlu diğer canlıların ve maddelerin tepkisini algılayamamaktadır.

Günümüz de hızla bireyselciliğe yönelen, insani duygulara ve evrensel değerlere yozlaşan insanoğlu bir yüzyıl için de yaşadığı iki dünya savaşından ve onlarca bölgesel savaştan ders almamış, ırk veya din temelli faşizan düşünceleri kemikleştirmiştir.

Komşusu açken tok yatamayan değil, daha da komşusunun açlığına bakmadan onu daha da nasıl sömürürüm düşüncesi taşıyan varlıklar haline dönüştük. Ülkemizde bulunan dört buçuk milyon yabancı ülke vatandaşına yönelik halk genelinde gerçekleştirilen ikinci sınıf vatandaşlarmış gibi davranmanın yanı sıra kendi ülke vatandaşlarımızı da mevkisi ve kazancına göre sınıflandırır olduk.

Yüzyıllarca tarihi boyunca kölelik, kast sistemi, sınıf farkı diye kavramları kültürüne sokmamış olan bir milletin bile yaşadığı bu olumsuz değişim yaklaşan büyük savaşların ve oluşan kan göllerinin habercisidir. Her gün televizyonlarda gördüğümüz kadına şiddet, cinsel taciz, tecavüz ve öldürme vakalarının büyük çoğunluğu bireylerin yakın çevresinden kaynaklanmaktadır. Ötekileştirdiklerimiz değil, yakın çevremiz bile adeta bir ölüm makinesi gibi hareket etmekteyken acaba en ufak kıvılcımda dünya genelinde yaşanan ötekileştirilmeler nelerin yaşanmasına neden olacaktır?

Sınırlarını gelişen teknolojimizle keşfedemediğimiz evrenimizde bir toz tanesi kadar yer kaplamazken yaşadığımız ve daha kötülerini yaşayacağımız bu sürecin sorumlusunu uzakta aramaya gerek var mıdır? Gelişen teknoloji ve herkese ulaşan eğitim ağı varken bu süreç niçin oluşmaktadır? Dünümüzü anlamadık ve bugünümüzü katlettik ancak her bireyin hayattaki en değerli varlığı olan çocuklarının geleceği için artık geleceğimizi şekillendirmeliyiz. Evren de ki hiçliğimizi anlamalı, kibiri atmalı, evrensel ve kültürel değerlere sıkı sıkıya sarılarak, etrafımızdakileri ötekileştirmeden sıkıca sarmalı, kucaklamalı ve sadece insanlara değil hayvanlara, bitkilere ve tüm varlıklara gerekli sevgiyi, hoş görüyü göstermeliyiz. Daha da geç olmadan uyanmamız temennisiyle...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 14
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 205
Kayıt tarihi
: 20.04.17
 
 

Lisans dönemimde üç okul kulübünde aktif rol aldım. Bir kulüpte denetim kurulu üyeliğinde bulundu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster