Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Haziran '07

 
Kategori
Genetik
Okunma Sayısı
823
 

Öceniks: Trajik bir insanlık suçu

Öceniks: Trajik bir insanlık suçu
 

1885 yılında Charles Darwin’in kuzeni Francis Galton’un başlattığı Öceniks “Eugenics” hareketi Türk kamuoyunda pek de bilinmeyen sinsi bir trajedidir.

Konuyu şu sorularla açımlamak istiyorum:
İkinci Dünya Savaşı bir tür “Kromozom Savaşı” mıdır?. Genlerle II. Dünya Savaşı arasındaki bağlantı nedir? Öceniks Suçları neden yüzyılı aşkın bir süredir gizleniyor?

Francis Galton son derece pratik zekâlı, idealist, hırslı ve girişken biriydi. Tarihin yüzkarası olmuş bir düşünce ve hareket olan Öceniks’in fikir babası sayılır. Galton, Darwin’in “Tabiattaki doğal seleksiyon yüzünden yalnızca güçlü canlılar ayakta kalır ve nesillerini idame ettirirler,” saptamasını politik bir slogana dönüştürmüştü. Ve insan üzerinde etkili olan doğal seleksiyonun doğanın insafına bırakılmaksızın insan eliyle uygulanmasını savunmuştu.

Akıl hastası, sakat ve güçsüz insanların kısırlaştırılarak, nesillerinin tüketilmesi için büyük çabalar harcamıştı.

Bu çabalardan sonra İngilizlerin Öceniks hareketini gizliden gizliye başlattığını öğrenen ve Galton’un fikirlerine hayran olan Karl Pearson da aynı eylemi Almanya’da yaymaya başlamış ve yaptığı üst düzey lobi çalışmalarından sonra, Öceniks fikrini milliyetçilikle özdeşleştirmeyi başarmıştı.

“Eğer Almanya hastalıklı ve şizofren vatandaşlarını kısırlaştırırsa, daha sağlıklı bir millet haline gelir ve her zaman İngiltere’nin önünde oluruz,” fikrini devleti yönetenlere kabul ettirmişti.

Bu fikrin hızla yayıldığını Pearson’un 1907 yılında Galton’a yazdığı bir mektup sayesinde öğrendim. Mektupta şu ifadeler vardı; “Orta sınıf vatandaşlardan doğan cılız çocuklar için ‘Haaa. Demek ki bu Öcenik bir evlilik değildi’ dendiğini duyuyorum. Genleri sağlıklı insanların evlilikleri tasvip görmeye, diğerlerinki aşağılanmaya başlamış bile.”

Evet... O tarihte Almanya’daki ekonomik ve sosyal gelişimin “biyolojik gelişimle” bütünleştirilmesi fikri, siyasi destek görmüş ve yerleşmişti ama henüz teori düzeyindeydi. Pratiğe geçişi, bu fikrin Amerika’ya sıçramasından sonra başladı.

Amerikalı Charles Davenport, o yıllarda alkoliklerin, suç işleyenlerin, bulaşıcı hastalık taşıyanların ve geri zekâlıların evliliklerine yeni bir isim buldu: Discenik...

Davenport çalışmalarını disceniklerin “ekarte edilmeleri” üzerine yoğunlaştırmış ve Amerikan elitlerinin kafasını çelmeyi başarmıştı. Öyle ki; Başkan Roosevelt, “bir gün toplumun yozlaşmasını önlemenin tek yolunun sağlıklı vatandaşların soylarını devam ettirmeleri ve sağlıksızların çocuk yapmamaları olduğunu görecek ve bunu uygulamanın en büyük vatanseverlik olduğunu anlayacağız” diyebilecek cesareti kendinde bulmuştu.

Discenik fikri o kadar benimsendi ki, 1924 yılında kabul edilen bir kanunla Amerika’ya sadece Anglo-Sakson ırkından gelenler alındı ve diğerlerine göç izni verilmedi. (Bu kanun 1964 yılına kadar 40 yıl yürürlükte kaldı.)

1910 ile 1935 yılları arasında 30 eyalette son derece üzücü sosyal cinayetler işlendi. Bu, 25 yıl içinde 100 bin insanın “beyinsiz” sıfatı verilerek kısırlaştırıldığı o eyaletlerdeki medikal dosyalarda hâlâ korunmaktadır. Hatta Virginia Eyaleti akıl hastalarını kısırlaştırma kanununu 1970 yılına kadar uyguladı.

Tabii “beyinsizleri sterilize et” hareketi diğer ülkelere de sıçradı. İsveç’te 60 bin ve bu fikre çoktan hazırlanmış Almanya’da 400 bin insan kısırlaştırıldı. Bunları Kanada, Norveç, İsveç, Finlandiya, İzlanda ve Estonya izledi. Kısırlaştırılan insanların sayısı milyonları geçti. Fakat Almanya’ya bu kampanya yeterli gelmedi ve savaşın ilk 18 ayında tam 70 bin kısırlaştırılmış hasta, hastane yataklarını yaralı askerlere tahsis etme bahanesi ile gaz odalarında yakılmaya gönderildi. Bunun arkasından yakılma sırası tüm Yahudi vatandaşlara kadar geldi.

Fakat bu kısırlaştırma kanunları İngiltere ve Hollanda’da çıkmadı veya şiddetli muhalefet sayesinde çıkarılamadı. Rusya’da da çıkmadı ama Rus devleti daha ziyade akıllı insanlarını öldürmekle meşgul olduğu için Öceniks hareketine katılmadı.

İngiltere’deki elitler, Almanya’da başlayan akılsızların kısırlaştırılması ve etnik temizlik hareketinden rahatsız oluyorlardı. Rahatsızlıklarının esas nedeni Almanya’nın gerisinde kalma kaygısıydı.

Darwin’in oğlu Leonard, Öceniks Derneği’nin müdürlüğüne getirilmişti. Sosyalist veya muhafazakâr birçok yazar ve filozof ile birlikte pek çok bilim adamı ve siyasetçi Öceniks fikrini destekliyordu. Bernard Show, H.G. Wells ve Winston Churchill bu hareketi savunan yazılar yazıyor ve hararetli nutuklar atıyorlardı. Churchill, “Beyinsizlerin çoğalmaları ırkımız için en büyük tehlikedir!” diyebilecek kadar ileri gitmişti. Ve en acıklısı da, Oxford profesörlerinin yüzde 65’i bunlarla aynı fikirdeydi.

Bütün bu desteğe rağmen parlamentoda sağduyu hâkim oldu ve kısırlaştırma kanunu aralıklarla iki kez oylanmasına rağmen yasalaşmadı. Fakat kapalı kapılar ardında sinsice uygulandı.

İşte, böylesi bir atmosfer içinde başlayan 1930’lardaki ekonomik kriz, işsizlik ve toplumsal yozlaşma Almanya’da Nazi hareketlerinin gelişmesini kolaylaştırdı. Hitler, işi, Yahudi ırkının yok edilişine ve tüm Avrupa’yı temizleme fikrine kadar götürdü.

Hitler’in başarıya ulaşması olasılığı, İngiltere’yi çok endişelendiriyordu. Ama böylece savaşa katılmak için bir nedenleri daha oluşmuştu. Bazı genetikçilerin bu savı, bugünkü pencereden bakıldığında geçersiz görünebilir; fakat o günkü sıcak koşullar ve toplumsal psikoloji içerisine girip düşünürseniz, savaşın nedenlerinden birinin de genetik olduğunu kabullenmeniz o kadar da zor olmayabilir.

Ne var ki, “Öceniks hareketi bugün apaçık ve umarsızca devam ediyor,” diyenlere maalesef katılmak zorundayız. Galton’un birçok fikri artık devlet zoruyla değil, bireylerin rızasıyla uygulanıyor. Hamile bir annenin doğuracağı çocuğun sakat veya tedavisi mümkün olmayan bir hastalıkla dünyaya geleceğini gören doktorlar, annelere kürtaj önermekte, seçimi ana-babaya bırakmaktadırlar.

Genetik bilimi ilerledikçe, ana rahmindeki çocuğun sağlık durumu daha kolay saptanacak ve belki de anneler geri zekâlı çocuklarını vakit geçmeden aldırma seçimini, daha kolayca ve suçluluk duygusuna kapılmadan yapacaklar.

Zaten 1994 yılında Çin hükümetinin çıkardığı bir kanunla, kürtaj yaptırma seçeneği anneden alınıp doktorlara verilmiştir. Son zamanlarda birden fazla çocuk yapmayı yasaklayan Çin’deki bu tartışmalar tüm dünyaya er veya geç yayılacaktır.

Bence, "Modern Öceniks" bireylerin kişisel onayları ile ahlakî bir ilkeye dönüşecektir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 147
Toplam yorum
: 3492
Toplam mesaj
: 296
Ort. okunma sayısı
: 2833
Kayıt tarihi
: 05.05.07
 
 

İngilizce öğretmeniyim, çevirmenim, dilmaçım, araştırmacıyım. / Beş kitabım var: Beynin Kimliği, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster