Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Aralık '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
310
 

Odakta Türkiye var

her yeni buluş, yenilik insan toplulukları üzerinde etkileşimlere neden olmuştur. Bu etkileşimler zaman içinde değişim denecek dönemeçlere (çağlara) yol açmıştır.İnsanoğlu, günümüze kadar öylesine dönemeçlerden geçmiştir ki geriye bakıldığında hep kan ve gözyaşı vardır.

Oysa ki hayat, insanlara, tozpembe gösterilmeye, hafızalarındaki ibret noktaları silinmeye çalışılarak, onlardan nasıl daha çok istifade edebilmeyi, düşünmüşler ve o yönde hareket etmişler, bazıları… Hatta öylesine ileri gitmişler ki insanların değer yargılarını, geleneklerini, dillerini, tarihlerini, dinlerini ve kökenlerini bile yeniden şekillendirme aşamasına ulaşmışlar…

Bunu da bilgi teknolojisinin ve yeniliklerin sunduğu her türlü olanaktan yararlanarak yapmaya çalışmaktadırlar. Artık mühendislik alanı toplumlar olmuştur. Toplum mühendisliği, gen araştırmaları, GDO’lu ürünler, her canlı üzerinde yapılan biyoteknolojik çalışmalar korkunç boyutlardadır. Canlıların zayıf ve güçlü yanları araştırılıyor, kusursuzluk çalışmaları kapsamında…Ortaya çıkacak yenişemeyen güçlüler sonrasında ne olacak dersiniz?

Doğanın ekolojik dengesinin giderek bozulduğu günümüz dünyasında, yeni gıdalar, hatta tablet gıdalar bile uzak değil.Tüketim alışkanlığının değiştirilmesi ile işe başlıyor ve özellikle bunu temel alıyorlar.Sonra yaşayış tarzları… İhtiyaçlar tasarlanıyor ve reklâmın her türlüsü ile pazarlıyorlar. Artık genel ihtiyaçlar tasarıda yoktur. Genele tablet gıda alışkanlığı, zayıflama…vs. şeklinde yaygın hale getirilmeye çalışılıyor zaten. Çoğu insanın ölmeyecek kadar yaşamalarını isterlerken, kendileri ihtiyaçların sonsuzluğunda kaybolmaktalar…

Günümüzde, dünya nüfusunun sadece %20’si elde edilen kazancın % 80’nini kontrol ediyorsa, bunda ne eşitlik aranır ne de adalet. Küreselleşme derken aslında atomize etmeyi kastedenler, başlarda sözünü ettiğimiz insan meziyetlerini, yaşayış tarzlarını, her türlü köken ve geçmişlerini ayrıştırarak, renklendirerek, kendi siyah renkleri içinde kaybetmeyi arzulamaktadırlar. Kara delikler misali…

Önceleri klan, sonra topluluklar, krallıklar, imparatorluklar oluşturan insanoğlu, daha sonra ayrıştırılma sürecine sokulmuştur. Maddenin, atomlarının keşfi, atomun parçalanması,

kuşkusuz bu gelişme sürecinde etkili olmuştur. Maddenin atomlarına ayrılması gibi, büyük imparatorluklarda ayrıştırılarak parçalanmaya çalışılmıştır. Nitekim çeşitli dönemeçlere (çağlara) hükmetmiş Osmanlı İmparatorluğu da bu süreçten nasibini almıştır. Gücünü ordusundan alan, temeli toprak yönetimine dayanan ( üretim ve kendine yeterlik) sisteminin çökertilmesi ile zayıflayan imparatorluk yok olma sürecine sokulmuştur.Ancak geriye kalan çekirdek kısmından Türkiye Cumhuriyeti filizlenmiş, serpilip büyümüştür. Bu arada Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunu bir türlü içlerine sindirememiş olanlar, her defasında gizli gizli sahneye çıktıkları gibi, yine sahnedeler, hatta aleni olarak…“21 yüzyılı Türkiye’nin çizeceği yol belirleyecektir” diyerek, yaptıkları projelerin ortasına Türkiye’yi oturtmuşlardır. Türkiye ve çevresi üzerindeki tezlerini uygulamaktan bir türlü vazgeçmedikleri ortada…

Türkiye’yi bu süreçte bu derece önemli yapan nedir? Üzerinde yaşayan insanlar mı?

Doğal zenginlikleri mi ? Hatta bilmediğimiz zenginliklerimiz mi? Yoksa çevresi mi? Kurulması düşünülen kukla devletlerin odağında da ondan mı?

Bu sorulara onların gözü ile cevap bulabiliyorsak, o zaman durumu lehe çevirmek mümkündür. Yok, tozpembe gözle bakarsak işte o zaman pembenin kırmızıya dönüşü başlar perdemizde… Atomun çekirdeğinin parçalanması ile nasıl büyük bir enerji açığa çıkıyorsa, çekirdek yapıdan oluşmuş olan Türkiye’yi ayrıştırmanın, parçalamanın nasıl sonuçlara yol açacağını da kestirmek zor olmasa gerek. Türk milletinin karakterinin ne kadar sağlam ve güçlü olduğunu, ne kadar sabırlı ve inançlı olduğunu, en zor anlarda nasıl kenetlenebildiklerini akıllarına getirmiyor olmalılar ki bir defa daha aynı hataya düşmekten kendilerini alamıyorlar…Çünkü ibret almıyorlar. İbret alınmadığı sürece tarih tekerrür eder. Türk milleti de bu tarih içinde yerini her daim dinamik şekilde alır.

Huzursuzluk kaynakları, bir zaman sonra kendi huzursuzluklarını yaratır. Korkak zenginlik, huzursuzluk ve çatışma doğurur. Cesurluk ise güven ve huzur doğurur. Türkler ise her dönemde cesur olmuşlardır. Ahmet Şevket AKGÜNER 10.12.2009

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 5
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1001
Kayıt tarihi
: 12.11.09
 
 

Çukurova  Üniversitesinde lisans, Marmara Üniversitesinde yüksek lisans yaptım. İnşaat, kamuda or..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster