Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Haziran '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
38
 

Ödül Töreni

   İlin en eski lisesi, geçmişte bakanlar, milletvekilleri, ünlü yazarlar, ressamlar, karikatüristler, iş adamları, dünyaca ünlü marka sahipleri çıkarmış lisesi,  son yıllarda modaya uyarak her sene pilav günleri düzenlemeye başlamıştı.     

   Bu pilav günleri eski mezunların buluşması, mezunların eski, günleri senede bir de yad etmeleri açısından son derece verimli ve güzel oluyordu. İşin içinde yemek olunca pilav günleri düğüne dönüşüyordu adeta. Yemek söz konusu olunca da okuldan mezun olsun olmasın herkes yemeye koşuyordu. Aileleri ile gelenler eski okul arkadaşlarına eşi ve çocuklarını tanıştırıyor, yeni aile dostlukları kuruluyordu. Aynı şehirde yaşadıkları halde birbirinden haberdar olmayan insanlar bu pilav gününde bir araya gelmenin, otuz, kırk yıl sonra arkadaşları ile buluşarak ara verdikleri arkadaşlıklarını tekrar devam ettiriyorlardı.

    Hatta bu pilav günlerinde 30 yıl aradan sonra yeniden buluştuğu lise arkadaşı ile ailece yeniden dostluk kuran Ahmet bey, arkadaşı ile ailece görüşmeye başlayınca, Ahmet  Beyin oğlu,  arkadaşı Mehmet beyin kızına sırılsıklam aşık olmuş, evlenmişlerdi. Bu seneki pilav gününe torunları ile gelen Ahmet ve Mehmet beyler bu anılarını anlatınca salon alkıştan inlemiş, yerel ve yaygın basında çok güzel haber konusu olmuştu.

    Törenin en klasik bölümü de okulun 30,40,50 yıllık mezunlarına plaket takdim etme bölümüydü. Her sene aynı sıkıcı bölüm tekrar ediliyordu. Her mezuna  plaket  vermek farzmış gibi.  Bundan memnun olmayan insanlar olduğu kadar, bunun değişmesi için de öneride bulunan yoktu. Klasikleşmiş ve kabullenilmiş bir şeye kim ne diyebilir, farklı öneri getirmeye kim cesaret edebilirdi ki? 

     Okulun yaşayan tarihi emekli Tarih öğretmeni Süleyman bey de bundan rahatsız olan insandı. 90 yaşına gelmiş olmasına rağmen, aklı melekeleri yerindeydi. “ Tarih okuyanın aklı çoğalır” diye bir söz vardı. Bu tıpkı Süleyman bey için söylenmişti sanki. Zaten bunu  Süleyman bey  de sık sık tekrarlardı. Süleyman bey aynı zamanda şiir yazan, edebiyatla ilgilenen ve çok okuyan insandı. Okulun hemen yanındaki öğretmenevine her gün takım elbise giyer, kravat takar, öyle gelirdi. Tüm yerel gazeteleri okur, beğendiği yazıları da emekli öğretmen arkadaşlarına okutmaya bakardı. Lakabı da “ Kanuni Sultan  Süleyman” dı. Lakabından Süleyman  beyin,  ne kadar kuralları olan insan olduğunu varın siz düşünün.

     Sıkıcı plaket verme faslı bitmek üzere idi ki,  en önde  eski bakan ve milletvekilleri, vali  ve Belediye Başkanı ile  Rektör ile  oturan Kanuni Sultan Süleyman’ın eli havaya kalktı. Herkes hayretle Kanuni Sultan Süleyman’a bakmaya başladı. Çünkü bu tür toplantılarda konuşma yapması teklif edilmesine rağmen  hiç konuşma yapmamıştı. Halbuki hocanın hitabeti de oldukça etkileyiciydi. Yerel gazete yazıları da  oldukça okunurdu. Hoca böyle pilav günlerinde konuşma  yapmaz ama  okullarda  konferanslara giderdi. Gençler anılarından ders alsın diye. Konu gençlik, ders alma, konuşma  olunca Süleyman beyi sefere  çıkmaya  and  içmiş Kanuni Sultan Süleyman gibi kimse  tutamazdı.

    Kanuni  Sultan  Süleyman’ın eli havaya kalkınca tüm başlar O’na döndü. Kanuni Sultan Süleyman   tane tane konuşarak:

   “Söz istiyorum” dedi.

     Okulun Müdürü hemen ayağa kalkarak, önünü ilikleyip Kanuni Sultan Süleyman’ın koluna girerek yavaş yavaş kürsüye çıkardı. Kanuni Sultan Süleyman söz ister de oradakiler “hayır” deme cesareti gösterebilirler miydi?

     Kanuni Sultan Süleyman kürsüye çıkınca herkes pür dikkat Hocanın ne konuşacağını merak etmeye başladılar. Bakışlar, kulaklar, gözler dikkatle Kanuni Sultan Süleyman’a çevrildi. Salondan çıt çıkmıyordu.

       Hoca yavaş yavaş, tane tane  ve tok sesi ile  konuşmaya başladı.

       “Sevgili çocuklarım, sevgili kardeşlerim, Benden bir parça olan ülkemizin medari iftiharı  çocuklarım. Burada  50 yıl, 40 yıl, 30 yıl plaketleri verildi. Her plaket alan bunları evinde, iş yerinde gururla saklayacak, sadece bakışlık, sadece  görsel ama  bakana  fayda sağlamayacak. Sevgili  Çocuklarım  bunca senenin tecrübesi ile istedim ki, klasik  plaket törenlerine bir değişiklik, farkındalık, oluşturalım, ben Kanuni Sultan Süleyman’ı Koruma ve Yaşatma  Vakfı Başkanı olarak..”

    Bunu söylerken gülmeye başladı. Salondakilerde güldü. Böyle bir vakıf yoktu tabii espri yapıyordu. Bu espri ne ince, ne  güzel, eleştirirken de  ders veren bir espriydi. Herkes hem gülümsemeyle hem hayranlıkla hocaya bakıyorlardı. Hoca konuşmaya devam etti.

   “Bir farklılık olsun dedim, Vakıf olarak plaket sunayım dedim, Umarım Vakfımızın plaketleri daha çok akılda kalır.” Dedi.

    Bu sırada Hoca bir işaret yaptı. Salonun en arkasında oturan biri ayağa kalktı.  Bu Kanuni Sultan Süleyman’ın, Profesör olan oğluydu. İstanbul’dan kalkıp gelmişti. O da bu liseden mezundu. Koskoca Profesör ayağa kalkarak, duvar kenarından kocaman bir koliyi sırtladığı gibi babasının yanına geldi. Salon hocanın konuşmasına şaşırdığı gibi, koskoca koliye de şaşırmıştı. İçinde ne vardı acaba?

    Hoca, koliyi dikkatle açtı, eline aldığı bir kitabı dikkatle babasına sundu. Kanuni Sultan Süleyman, kitabın kapağını dikkatle salona doğrultarak konuşmaya başladı:

     “Benim gibi adamın plaketi bu olur ancak,  bu kitapta  uzun zaman yazmamak için direndiğim  anılarım  var. Benim gibi adamın plaketi bakmalık değil, okumalık ve çevreye tavsiye etmelik  ve okunmalık olur. Bu kitapta salonda bulunan hemen hemen herkes için faydalı bilgiler ve  anılar var.     

     Hoca sonra kitabın kapağını dikkatle açarak ilk sayfada inci gibi bir yazıyla  yazılmış yazıyı gösterdi.  Plaketlerdeki yazılardan daha güzel ve anlamlıydı.  Acaba bu kitabı Kanuni Sultan Süleyman  kime verecek diye beklerken Hoca arka sıralardan birine doğru baktı.

    “Osman bey, “ diye seslendi.

      Herkes dikkatle Osman beye baktı. Bu  bu lisenin kurulduğu zamandan ,  emekli olduğu zamana kadar,  okulda hademelik çaycılık yapan Osman efendiydi.

     Osman efendi de 70 yaşına gelmiş, sade ama temiz giysileri içinde Kanuni Sultan Süleyman’a sevgi ile baktı. Orada bulunan insanlar, orada bir hocaya duyulan saygı ve bir hademeye duyulan sevgiyi gördü. Osman Efendi kitabı alıp sevgiyle  3 kere öperek başına koydu. Süleyman Efendi ile kucaklaştılar. Yerel ve yaygın basının tüm elamanları bu anı görüntülemek için adeta etten duvar ördüler. Tarihe tanıklık eden, insana insan olduğu için değer veren hizmetin hizmetli dahi olsa elinde değer kazandığı andı bu. Herkes o ana odaklandı.

    Bir yanda da salonda bulunan herkes  “ Acaba Hocamız benim için ne yazmış?” diye merakla kitaba bakıyorlardı. Hoca bu sabırsızlıklar gördüğünden Osman Efendiye teşekkür etti. Osman efendi saygıyla kürsüden indi. Yerine oturur oturmaz da çevresindeki insanlar kitabı alıp incelemeye başladılar.” Hocamız acaba ne yazmış?

   Kürsüde Süleyman Hoca, ikinci kitabı istedi. Oğlu saygıyla kitabı sundu. Eski bakanlar, milletvekilleri, vali, Belediye Başkanı ve Rektör. Herkes saygı ile kürsüye çıktılar. Kitabı herkes kutsal bir kitapmış gibi saygı ile öperek hocanın elinden aldılar. Bu plaket onlara çok anlamlı gelmişti. Kitaptan plaket herkesin çok hoşuna gitmişti.

    Kürsüye en son Üniversitenin rektörü davet edildi. Süleyman Hocanın en gözde öğrencisi idi.  Hatta Üniversitede tarih okumaya Süleyman Hoca yönlendirmiş ve “Senin geleceğin geçmişte Hüseyin Efendi” deyince Rektör Hüseyin bey Tarih okumaya karar vermiş, ülkenin en önde gelen tarihçilerinden olarak ün yapmış ve Rektör olarak atanmıştı. Kanuni Sultan Süleyman da kendisine saygılı bu öğrencisine her türlü desteği vermişti.

     Rektör Hüseyin bey ilkokul öğrencisi heyecanı ile kürsüye çıkarak hocasının elini öptü. Sonra arkada bekleyen Hocasının oğlu ile kucaklaştı. Sonra da kürsüye gelerek konuşmaya başladı:

     “Beni ben yapan benim azmim olduğu kadar beni ben yapan aynı zamanda Kanuni Sultan Süleyman lakaplı  İbn-i Kemal  ilmi ile dolu olan Hocam  Süleyman beydir. Lisemizde O’nun yönlendirmesi ile tarihi seçtim. Hiç pişman olmadım. Hocamız bugün bile bize ders verdi. Bu kitap bizim için çok kıymetli Çok değerli.”

  Sonra kitabı hocanın elinden alarak  üç kere  öpüp başına koydu. Hocasına sevgi ve saygıyla baktı. Konuşmasına devam etti:

   “Hocamız bize bize büyük sürpriz yaptı. Biz O’na daha büyüğünü yaparız “ dedi. 

    Kocaman kolideki kitaplar tez zamanda dağıtılarak herkes kitabına kavuştu. Okulun verdiği kırmızı kapaklı plaketin yanında, hocanın sarı kapaklı kitabı aynı zamanda Hocanın Galatasaray taraftarı olduğunu ve bunu bilerek yaptığı  da belli oluyordu. Ne ince zeka.

    Salondan okulun bahçesinde pilav yemeye geçerken herkes Kanuni Sultan Süleyman’ın çevresindeki insanlar gibi Süleyman Hoca’nın etrafını sarmışlardı. Uzaktan gören Kanuni Sultan Süleyman oradan çağdaş kıyafetlerle geçiyor sanırdı. Hocaya saygı o kadar büyüktü yani.

    Sahi Rektör beyin Büyük sürprizi neydi?  O’nu da başka hikayeye anlatalım.

   Kanuni Sultan Süleyman Hoca sen çok yaşa, sen var ol.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1097
Toplam yorum
: 345
Toplam mesaj
: 293
Ort. okunma sayısı
: 1510
Kayıt tarihi
: 28.12.07
 
 

1967 Tokat'ın  Pazar ilçesi doğumluyum. İşitme engelliyim. İstanbul Üniversitesi iktisat Fakültes..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster