Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mart '07

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
2708
 

Öfkem! Satıyorum seni sahibine...

Öfkem! Satıyorum seni sahibine...
 

Sevgi çoğu zaman pek çok şeyi içinde barındırır; şevkat, benzerlik, ihtiyaç, bağımlılık, bağlılık, cinsellik veya bazen sadece farkında olmadan bir tutkudur sevdiğimizi sandığımız şahsı muhterem. Bize öğretilen şeylere göre seviyoruz. Yani sevme güdümüz bile, bize öğretildiği gibi yaşanıyor bünyemizde.

Ne tesadüftür ki, üç aşağı beş yukarı tanıdığımız insanoğulları aynı şeyleri bekler sevdiklerinden değil mi? Ya da sevdiğinde aynı şeyleri yapar? Ne tesadüf değil mi? Tesadüf falan değil! Bize öğretildiği gibi seviyoruz. Güzellik anlayışımız, çekicilik kavramlarımız nasılda benzer birbirine… Bize öğretildiği gibi beğeniyoruz… Yaşayacağımız romantik bir gecede bile neler yapılması gerektiği çizilmiştir bir kalemde cosmopolitan dergilerinde! Sevme sanatı üzerine binlerce kitap yazılmıştır, ister tavuk suyuna çorbalarda, ister Leo Buscaglia tadında… Herşey öğrenilir, her şey öğretilir 10 seansta… Kendine aşık etmenin yolları, mutlu olmanın yolları, para kazanmanın yolları, iyi bir ilişkiyi yürütmenin yolları… Yani bütün yollardan geçilmiştir. Size de bu yollardan yuvarlanmadan geçmeniz için sadece bir kaç seansta, yolda nasıl yürünülmesi gerektiği itina ile öğretilir. Nasıl sevmemiz gerektiği seyyar bir tezgâhtaki kitabın içine düşmüştür. “Beni okuyun, sevmeyi öğreneceksiniz!” her şey öğretilir, her şey öğrenilir, kişisel gelişim klişelerinin içinde…

Tek öğretilmeyen nedir bilir misiniz? Herkesin kendisi gibi yaşadığı tek duygu! Sadece bize ait olan ve şekillendirilemeyen, dış dünyadan etkilenmeyen, en gerçekçi duygumuzun öfkemiz olduğunu düşünüyorum. Katıksız bir his. Öfke, kin, nefret… Çok korkutucu geldi değil mi? Hiç kimse bize nasıl öfke duyulacağını öğretmez. Kimse nasıl kin beslememiz gerektiğinin kitabını yazmamıştır. Tamamen kişiye özeldir. Belki de tamamen bize ait olan tek duygumuz. Dost muhabbetlerinde içkimize meze yapamayız en derinden beslediğimiz öfkemizi, kinimizi… Utandırır bizi gerçekler. İçten içe bizi yiyen, kemiren o vahşi hayvanı tanıştıramayız bir anda kimseyle. Eğitemediğimiz bir hayvandır o, kimsenin yaklaşmaya cesaret edemediği. Kimisi karanlık bir odaya hapseder. Bu daha da saldırganlaştırır onu. Odanın kapısı ilk açıldığında saldırır etrafındakilere öfkemiz.

En korkunç olanı ise neye kin beslemeye devam ediyorsanız, çok geçmeden nefret ettiğiniz şeye dönüşüyorsunuz farkında olmadan… Azılı düşmanı olduğunuz kişiyi kendi silahıyla vurmak isterken, aynaya baktığınızda onunla karşılaşıyorsunuz bir süre sonra. Bir katile mi öfke duyuyorsunuz, bir gün onunla karşı karşıya geldiğinizde onu gözünüzü kırpmadan vurabilecek kadar katil oluyorsunuz. On seansta öğretilen sevginin, bir seansını bile göremediğiniz bir kişiye, yavaş yavaş en az onun kadar duygusuzlaşıp yabancılaşıyorsunuz. Aramasını beklediğiniz sevgilinizi beklemek yerine neden sizin aramadığınızı sorduğumuzda, “Ama o da aramıyor ki…” süper zekâ cevabını alıyoruz. Neye öfke duyuyorsak aynısını biz yapıyoruz. Komşunun yüksek sesle müzik dinlemesinden rahatsızlık duyup, biz de onun müziğinin sesini bastırana kadar açıyoruz müziğin sesini. Sizi yetiştiren anne babanızdan şikayetçi olup ikide bir konuşuyorsanız “Ben anne / baba olunca böyle olmayacağım” diye ve bu cümlenin tekrarlanma sayısı ne kadar fazlaysa, emin olun o kadar yakınsınızdır anne / babanızın kopyası olacağınıza! Öfke duyacağınız, kin besleyeceğiniz şeylere dikkat edin, çünkü bir gün tâ kendisine döneceksiniz onların…

Ne?

Öfke beslemiyor musunuz hiçbir şeye?

Kin duymuyor musunuz kimseye?

Yapmayın!

Tamamen size ait olan tek duygunuzu yadsımayın.

Nietzsche der ki; “ Nefreti ve kıskançlığı tanımayacak kadar büyük değilsinizdir. Bunlardan utanmayacak kadar büyük olun bari!”

Öfke, intikam, öç alma, affetme ve bunların arasında gidip gelen yollar… Bunun üzerine kurulmuş onlarca film (izleyiniz: Old Boy, Saw 3, 21 Gram, American History X, Lost(S3/E11)…) niye bu kadar beğeniliyor? Hoşumuza giden ne acaba?

Siz nasıl kurtuluyorsunuz bunlardan bilmiyorum ama ben biriktirdikçe kendisine benzemeye başladığımı fark ediyorum son günlerde. Onu ihbar ediyorum! Bizzat ilgili kişiye sonucunun berbat olacağını bilsem de söylüyorum! Zaten şu an düşündüğüm de sonucu değil! Yeter ki çıksın içimden! Ben sana benzemeyeceğim!

Seyyar bir tezgâh açacağım sokağın başına. Hepsini koyacağım sırayla.

Öfkem! Öfke duyduğum insana, senin esas sahibine, satıyorum seni! Sorun şu ki; gerçek sahibi tanır kendisini umarım. Tanır da alırsa bendeki öfkesini, üstüne bir de para vereceğim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ya ben birisini seviyorum ama onun beni sevdiğini nasıl öğrenebilirim?

NURSEDA ÇAGATAY 
 31.03.2007 15:11
 

Sevgi ve nefretin böylesine yapışık ikiz olduğunu bilmezdim bu derde düşmeden önce :P Öfke ne ki ben canavar halimi gördüm de kendim kendimden korktum.. Keşke kendimizle barışık kalabilsek daima ya ne mümkün..sevgi ışığımız olsun daima..

güne_bakan(Nazenin yavrusu) 
 16.03.2007 21:38
Cevap :
Bir dokun bin ah işit, bir sev bin nefret et :) olmaz umarım sonunda :) bıçaksırtı duygular sanki değil mi? DEĞİL; sevgi ışığımız olduğu müddetçe... Çok güzel bir dilek, teşekkür ederim. Bahtiyar ol... Sevgiler...  17.03.2007 0:23
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 73
Toplam yorum
: 219
Toplam mesaj
: 49
Ort. okunma sayısı
: 5740
Kayıt tarihi
: 06.09.06
 
 

Yılın en uzun gecesinde doğmuşum. Bu yüzden midir bilinmez ruhlarımızın özgür kaldığı geceleri se..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster