Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Aralık '11

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
750
 

Öfkemizin efendisi olmak

Öfkemizin efendisi olmak
 

Bay Y. o sabah yaklaşık bir yıldır hazırlandığı ve kendisi için oldukça önemli olan sınava gitmek üzere güne uyandı. Sabah kendisi için hazırladığı kahvaltıyı yaptıktan sonra gayet zinde ve sakin bir şekilde evinden dışarı çıktı. Yağmurlu bir gündü, evinden anayoldaki otobüs durağına şemsiyesiyle yürümeye başladı… Kaldırımda yürürken yanından hızla geçen bir araba kenardaki su birikintisini üzerine boca etti. Bu durum sonrasında kendisinin baştan aşağıya ıslandığını ve yeni giydiği kıyafetlerinin de lekelendiğini gördü, bu halde sınav gidemezdi… Öfkeden deliye döndü, az ilerideki kırmızı ışıkta kendisine su sıçratan aracın beklediğini fark etti ve koşarak sürücünün yanına gitti, öfkeli bir şekilde sürücüye biraz önceki davranışının nelere yol açtığını göstererek bağırmaya başladı. Aracın sürücüsü ilk başta kendisini fark etmediğini ifade edip özür dilese de Bay Y. sakinleşmedi. Duyduğu hakaretlere daha fazla dayanamayan sürücü arabasından indi ve gergin bir şekilde tartışmaya başladılar. İki taraf ta o kadar sinirliydiler ki çevredekiler araya girmese neredeyse kavgaya tutuşacaklardı. Çevredekilerin de araya girmesiyle taraflar ayrıldı ve sürücü yoluna devam etti. Yaşadığı öfkenin etkisinde olan Bay Y. ıslanan kıyafetlerini değiştirmek üzere evine geri döndü… Temiz kıyafetlerini girerken bile hala burnundan soluyor ve sürücüye küfürler sarf ediyordu. Üzerini değiştirdikten sonra saatine baktı ve az bir zaman kaldığını fark edip sınava otobüsle gitmek yerine taksiyle gitmeye karar verdi. Yoldan geçen ilk taksiye bindi. Birden öfkeyle evden çıktığından anahtarını kapının üzerinde unuttuğu fark etti. Eve hırsızın girme ihtimalini düşünüp taksiye geri dönmesini istedi. Tekrar eve çıkıp anahtarı aldı, bu kadar vakit kaybettiği için hem su sıçratan sürücüye hem de kendisine olan öfkesi daha da arttı. Anahtarı aldıktan sonra kendisini bekleyen taksiye tekrar bindi. Sınava geç kalacağı için yol boyunca şoföre sürekli hızlı olmasını hatırlattı ama şoför temkinli davranıyordu. Yeteri kadar hızlı gitmediği için şoförle de kısa süreli bir tartışma yaşadı. Şoförle yaşadığı bu tartışma büsbütün bozulmuş olan sinirlerini iyice yıprattı. Sınavın başlamasına çok az bir zaman kalmışken sınav merkezine ulaştı ve yerini bulup oturdu. Sınav öncesi kendini oldukça gergin ve öfkeli hissediyordu öyle ki cevap anahtarına isim soy isim yazarken sinirden elleri titriyordu… İlk soruyu okumaya başladı ancak zihninin hiçbir şekilde soruya yoğunlaşamadığını fark etti, soruya odaklanmak için kendini zorladı ancak başaramadı. Sonrasındaki soruları da anlamayınca yoğun bir panik duygusuna kapıldı, tüm vücudu gerildi, zihni sağlıklı bir şekilde düşünemez bir hal aldı, adeta sinir krizi geçiriyordu… Bu derecede bir gerginliğe daha fazla dayanamadı ve sınav salonunu terk etti. Sınava hazırlanmak için sarf ettiği bir yıllık emeği boşa gitmişti.

Acaba bir yıllık emeğin boşa gitmesine ne sebep olmuştu? Su sıçratan sürücü mü, tartıştığı Taksici mi, sınav mı, yoksa Bay Y.’nin kontrol edemediği öfkesi mi?

Hayatta kontrol edemediğimiz olaylar vardır. Bay Y.nin de başlangıçta üzerine su sıçraması olayı kontrolü dışında gelişen talihsiz bir hadisedir ancak sonrasında gelişen olayların sorumlusu kendisidir, zira su sıçramasından sonraki sergilediği davranışlar olayların bu denli olumsuz bir hal olmasına sebebiyet vermiştir. Bay Y.’nin yaşadıkları öfke duygusunun kontrol edilmediği takdirde ne gibi sonuçlara yol açabileceğinin çarpıcı bir örneğidir.

Şimdi başlangıçta kontrol dışı gelişen olumsuz bir durumun nasıl farklı bir şekilde ele alındığına dair başka bir yaşanmış hadise paylaşalım. İngiliz düşünür Carly dünya tarihi üzerine evinde çalışmalar yapmaktadır. Bir gün çalışmalarının olduğu kâğıtları masada bırakıp gezintiye çıkmak için evden ayrılır. Ancak, Carly dışarıdayken odayı temizlemekte olan evin cahil hizmetçisi onun bir yıldır üzerinde çalıştığı notlarının gereksiz kağıtlar olduğunu düşünüp hepsini sobada yakar. Carly eve geldiğinde notlarını masada olmadığını görür ve hizmetçiye notlarının nerede olduklarını sorar. Hizmetçi kaygılı bir şekilde tüm notların gereksiz olduğunu düşünüp sobada yaktığını itiraf ederek yanlış bir şey yapıp yapmadığını sorar? O sırada saniyeler içerisinde olayı değerlendiren Carly, bu saatten sonra sarf edilecek bir sözün hiçbir şeyi değiştirmeyeceği gibi hizmetçinin de boş yere üzülmesine yol açacağına düşünüp hizmetçiye “notlar önemli değildi, zaten onları atılmak üzere oraya koymuştum ancak bundan sonra bu tür şeyleri atmadan önce bana sorarsan çok sevinirim.” cevabını verir.

İngiliz Düşünür Carly’nin yaşadığı bu olay birçok kişinin öfkeleneceği bu durum karşısında nasıl beklenenin üstünde olgun bir tepki gösterilebileceğine dair çarpıcı bir örnektir.

Platon der ki; “Olayların hiçbir suçu yoktur, insanoğlu olarak biz olaylara farklı anlamlar yükleriz ve onlara göre eylemlerde bulunuruz” Bay Y.’nin sınavı terk etmesi ve İngiliz düşünürün notları örneklerinde olduğu gibi insanoğlu karşılaşılan olaylar karşısında birbirinden oldukça farklı tepkiler göstermektedir. Her insanda ortaya çıkan öfke duygusunda da bu kural geçerliliğini korur. İnsanlar öfkelendiklerinde ilkelden olguna doğru farklı şiddet derecesinde davranış modelleri sergilemektedir. Psikotik olarak kabul edilen akıl hastaları ve çok küçük yaştaki çocuklar öfkelerini oldukça ilkel bir tarzda ifade ederler. Örneğin bir çocuk kişilik yapılanması ve gerçeklik algısı tam olarak gelişmediğinden öfkesini direkt vurarak, kırarak, parçalayarak hatta tükürerek ifade etme yoluna gidebilir. Akıl hastaları ve çok ciddi anlamda kişilik bozuklukları olan kişiler de aslına bakarsınız öfke duygularını bir çocuk kadar hatta daha da ilkel bir şekilde ifade edebilir. Örneğin karşındakine karşı çok yoğun öfke hisseden bir anti sosyal kişilik bozukluğu olan kişi silahını çekip karşısındakini vurmaya kadar şiddet içeren bir eylemde bulunabilir. Farklı bir kişi öfke duygusu karşısında şiddet içeren eylemler yerine hakaret veya küfür içeren cümleler kullanabilir. Kişilik gelişimi ve ego kapasiteleri konularında gelişim göstermiş kişiler ise öfkelerini kendilerini ifade eden kelimelere ve cümlelere döküp sembolleştirerek daha olgun şekillerde ifade yolunu seçerler. Carly örneğinde olduğu gibi çok az kişi birçokları için öfke oluşturabilecek bir olay karşısında öfkelenmek ya da öfkesini yansıtmak yerine sağduyulu ve olgun bir şekilde tepkisini gösterebilir. Sonuç olarak insanların öfke duygusu karşısında sergilediği davranışlar insanın o an içinde bulunduğu ruhsal durum, ego kapasitesi ve kişilik yapısına bağlı olarak en ilkelden en olguna kadar farklı şekillerde kendini gösterebilir.

Yaşanılan öfkenin ve sonrasında ortaya çıkan davranışların kişiden kişiye bu denli farklılık göstermesinin altında yatan nedenler ve iç dinamikler nelerdir? Davranışlarımız üzerinde son derece önemli etkisi olan öfke duygumuzun bizi yönetmesine izin vermeyerek, kendimize ve etrafımızda zarar vermeyecek şekilde onu nasıl yönetebilir hale gelebiliriz? Bu soruların cevapları için öfke kontrolünde 8 adımdan oluşan önerileri yakından inceleyelim.

1. Adım: Öfkeyi kabul etmek

Evrimsel Psikolojiye göre insanda var olan öfke çok ilkel zamanlarda vahşi doğada hayatta kalmak ve neslini devam ettirmek için insanın doğal süreçte edindiği bir adaptasyon duygusudur. Kökenleri bu denli eskilere dayanan öfke duygusu, yaşamımızda oldukça fazla etki eder ve davranışlarımızın belirlenmesinde önemli bir rol oynar. Dolayısıyla öfke duygusu yaşamımızda var olan korku, sevgi, mutluluk gibi temel duygularımızdan biridir. Ancak bu gerçek bazı insanlar tarafından kabul görmez. Örneğin öyle kişiler vardır ki öfkelendikleri zamanlarda sergiledikleri olumsuz tutumlar dışarıdan son derece net bir şekilde fark edilebilirken bu durumlarını reddetme ve kendilerinin hiçbir zaman öfkelenmediklerini ispat çabası eğiliminde olurlar. Bu tarz kişiler çevrelerine oldukça zor anlar yaşattıkları gibi değişim için oldukça yoğun bir direnç gösterirler. Genelde bu eğilimde olan kişiler hissettikleri öfke duygusunu güçsüzlük ya da utanç verici bir tutum olarak algılarlar.

Öfke duygusunu reddetmek ya da öfkeyi farklı duygularla ifade yolunu seçmek içinde bulunan kültür ve yetişme tarzıyla da yakından ilgilidir. Örneğin Anadolu’nun kırsal kesimlerinde kız çocuklarının öfkeleri yoğun bir şekilde bastırılır. Bir kız çocuğu kendisini rahatsız eden bir konu ile ilgili kızgınlık sergilediğinde bu çıkışı sindirilmeye çalışır. Hal böyle olunca bu tarz bir yaklaşıma maruz kalan kız çocukları yetişkin olduklarında en temel duyguları olan öfkeyi reddederek farklı şekillerde ifade etme yoluna giderler. Normalde birçok insanın öfkeyle karşılık vereceği durumlarda ağlayarak tepkilerini ifade ederler. Aynı durumda kimilerinin ruhsal sistemleri herhangi bir duyguyu yok sayarak hiçbir duygulanım da bulunmama yoluna gidebilir ancak bu durum kişi için oldukça zarar verici bir niteliktedir, zira bu kişiler duygularını ifade edememe kaynaklı psikolojik kökeni olan fiziksel rahatsızlık sergileyebilirler.

Bu bilgilerden yola çıkarak kişinin öfke karşısında takınması gereken ilk tutum öfkeyi yok saymak, hissettiği öfke duygusundan dolayı utanmak ya da kendisine kızmak yerine öfkenin son derece genel ve insani bir duygu olduğunu kabul etmek olacaktır.

2. Adım: Değişime İnanmak

Öfkeyi kabul ettikten sonra atılması gereken bir diğer adım ise istenildiği takdirde öfkenin kontrol altına alınabileceği görüşüne inanmaktır. Eğer hissedilen öfke bir kişilik bozukluğunun dışa vurumu ya da patolojik boyutta olan yaşantıların bir ürünü değilse her insan öfkesini kontrol altına alabilme yetisine sahiptir, ancak bunun için istek ve çaba gereklidir. Bu konuyla ilgili Hindistan’nın efsanevi lideri Mahatma Gandhi’nin yaşamı örnek gösterilebilir. Gandhi genç yaşta hukuk eğitimi almak için doğup büyüdüğü Hindistan’dan İngiltere’ye gider. İngiltere’de hukuk tahsilini tamamladıktan sonra aynı ülkede avukat olarak çalışmaya başlar. Zeki ve çalışkan bir avukat olan Gandhi genç yaşta önemli davalarda görev almaya başlar. O zamanlarda bir dava sürecinde müvekkilini mahkemede temsil ederken aşırı öfkeli davranışlarından dolayı hâkim tarafından salon dışına çıkartılmak zorunda kalınır. Gençken yoğun öfkesinden dolayı hâkim tarafından salondan çıkartılan Gandhi’nin bu tutumu zaman içerisinde tam tersi bir kişilik yapısına sahip olacak şekilde değişir. Öyle ki, gençken öfkesini bu denli kontrol etmekte zorlanan Gandhi ilerleyen yaşlarında koskoca Britanya İmparatorluğu’na karşı pasif direniş yöntemini kullanarak ülkesi Hindistan’ı sömürgeden kurtarır. Liderliğini yaptığı halkına yapılan tüm saldırılara karşı herkesi şaşırtacak derecede sabırlı ve metanetli bir tutum sergileyerek en sonunda Britanya İmparatorluğu’nun pes etmesine neden olur. Gandhi’nin bu çarpıcı değişim örneğinden yola çıkarak öfkenin kontrol edilebilir bir yapıya dönüştürülebildiği ve istenildiği takdirde değişimin mümkün olduğunu gerçeğine inanmak gerekir.

3. Adım: Öfkeden kaynaklı ortaya çıkan yıkıcı davranışları kontrol altına almak

Ünlü Filozof Aristo öfkeyle ilgili şöyle demiştir: “Herkes kızabilir, bu kolaydır; ancak doğru kişiye, doğru ölçüde, doğru zamanda, doğru nedenle ve doğru şekilde kızabilmek, işte bu kolay değildir.”

Kişi sık sık yaşadığı öfke duyguları ve öfkeye neden olan düşünceler hakkında ilk etapta köklü bir değişikliğe gidemez ancak eğer isterse öfke kaynaklı kendisine ve başkalarına zarar verici davranışlarını kontrol altına alabilir. Farz edelim siz sözünüzün kesilmesinden hoşlanmayan birisiniz, arkadaşınızla bir sohbet esnasında arkadaşınızın sık sık sizin sözünüzü kestiğini fark ediyorsunuz, bu söz kesmelerin sonucunda kendinize saygısızlık yapıldığını düşünüp yoğun bir öfke hissine kapılıyorsunuz. Bu öfke duygusu sonucunda da arkadaşınıza hakaret etme gibi bir davranışla tepkinizi ifade ediyorsunuz. Sizin sergilediğiniz bu davranış neticesinde arkadaşınızla olan ilişkiniz zarar görüyor ve sonrasında siz de bu durumdan ötürü ciddi bir pişmanlık ve üzüntü hissediyorsunuz. Böyle bir durumda size saygısızca davranıldığı düşüncenizin ve öfke duygunuzun mevcut tabloda direkt yıkıcı bir etkisi olmadı ancak sergilediğiniz hakaret içeren davranış karşı tarafta yıkıcı bir etki bıraktı.

Bazı kişiler ise öfke kaynaklı yıkıcı davranışları başkalarına göstermek yerine kendilerine gösterebilirler. Öfkelerini yatıştırmak için yoğun bir şekilde alkol alabilirler, hızlı araç kullanabilirler ya da bunlara benzer birçok riskli davranışlar sergileme yoluna gidebilirler. Böyle durumlarda ise kişi kısa ya da uzun vadede çok ciddi zararlar görür. Tüm bunlardan yola çıkarsak, kişinin öfke duygusu sonrasında sergilediği davranışlarından sorumlu olduğu gibi bir gerçekle karşı karşıya kalıyoruz. Dolayısıyla, öfke duygusu karşısında kişinin öncelikle yapması gereken eylem kendisinde ve başkalarında yıkıcı etki bırakan davranışlarını kontrol altına almasıdır.

Öfke kaynaklı yıkıcı davranışları ilk etapta kontrol altına almaya yönelik bazı pratik öneriler şunlardır:

Derin nefes alma egzersizleri: Öfke duygusu fark edildiğinde kişinin diyaframından derin derin nefes alması ve aldığı bu nefesleri sayması oldukça etkili sonuçlar doğurur. Kişi bu yolla hem vücudunu rahatlatır hem de zihnini mevcut durumdan uzaklaştırıp nefesine odaklayarak dikkatin beyindeki öfke oluşturan bölgeden başka bir bölgeye geçmesini sağlar. Bu sayede hissedilen öfke ve gerginlik azalır.

Ortamı değiştirmek: Öfkenin yoğun bir şekilde yaşandığı durumları fark edip, yıkıcı bir davranışa sebep olmamak için hemen o ortamdan ayrılıp başka bir ortama geçmek kişinin içine düştüğü öfke girdabından kurtulmasında oldukça etkili bir yöntemdir. Bunu yaparak kişi kısa bir süre sonra olayları daha sağlıklı bir şekilde değerlendirme fırsatı bulabilir.

“Hemen yap” dürtüsünü ertelemek: Öfke anında kişide çok yoğun bir “hemen yap” dürtüsü oluşur ve bu dürtü yıkıcı bir davranış sergileme konusunda kişiye yoğun bir şekilde tahrik eder. Eğer kişi bu dürtünün rüzgârına kapılıp içinden geçen ilk eylemi gerçekleştirme eğiliminde olursa çok büyük bir ihtimalle kendisine ve karşısındakine zarar verici bir davranış sergiler. Böyle bir durumda kişinin sergilemesi gereken en uygun tutum hissettiği “hemen yap” dürtüsünü fark edip sağduyulu bir şekilde davranarak sergilemeyi düşündüğü yıkıcı davranışı engellemek olacaktır.

4. Adım: Öfkeyi Tanımak:

Öfkenin temelde nasıl bir duygu olduğunu bilmek ve öfkeyi oluşturan kaynakları tanımak öfke kontrolünde oldukça önem arz eder. Başta bahsettiğimiz gibi öfke, sevgi, korku, mutluluk, üzüntü gibi insana dair temel duygulardan biridir. Bunların dışında tüm diğer duygular bu temel duyguların alt duyguları niteliğini taşır. Bu bilgiden yola çıkarak öfkeyi bir buzdağına benzetebiliriz. Bilindiği gibi bir buzdağının sadece küçük bir kısmı suyun üzerindedir, devasa boyuttaki kısmı ise suyun alt katmanındadır. Bu bakımdan hissettiğimiz öfke duygusu aslında buzdağın üst kısmıdır. Buzdağının alt kısmında ise öfkeye neden olan alt duygular mevcuttur. Bu alt duygular görünmez bir şekilde suyun altında olmalarına rağmen onların dışavurumları öfke niteliğinde olmaktadırlar. Bahsedilen alt duygular çok çeşitli oldukları gibi herkesin yaşantıları ve kişilik yapısına göre farklılık gösterirler. Örneğin kıskançlık öfkeye neden olan bir alt duygu olabilir. Kişi arkadaşının başarısını çok kıskanır ve kıskançlık kaynaklı ona karşı öfke duygusu besler. Hayal kırıklığı bir başka öfke yaratan bir alt duygu olabilir; öğrenci iyi geçtiğini düşündüğü sınavdan düşük bir not alarak hayal kırıklığına uğrar ve sonrasında öğretmenine ya da sınav sistemine karşı çok yoğun bir öfke hissedebilir. Aynı şekilde merak duygusu da öfkeye neden olabilir; bir anne çocuğun eve geç kalmasından dolayı yoğun bir merak duyar ve çocuğu eve geldiğinde onu öfkeli bir şekilde azarlayabilir. Bu örneklerde yer alan alt duyguların dışında şüphe, yalnızlık, değersizlik hisleri, kin, korku, anlaşılmamak, aldatılmışlık vb. gibi daha birçok duygu öfkeyi oluşturacak alt duygular niteliğini taşıyabilir.

5. Adım: Kendini Tanımak:

Kendini tanımak insan yaşamını ilgilendiren hemen her konuda önemli olduğu gibi öfkenin kontrol altına alınmasında da kilit rolü oynamaktadır. Kişi belli bir farkındalık ve içgörü geliştirdikten sonra yaşamına etki eden durumları değiştirme gücünü kendinde bulabilir. İnsan doğası gereği hissettiği olumsuz bir duyguyu uzun süre sürdürmek istemez bundan dolayı yaşanılan öfke duygusu karşısında her insan farklı tepkiler sergileyerek bulunduğu ruh halinden uzaklaşma eğiliminde olur. İlk olarak kişinin öfke hissettiğinde vücudunda ne gibi değişimler olduğunu fark etmesi önemlidir. Öfke anındaki fizyolojik değişikler kişiden kişiye farklılıklar gösterir. Kimisi öfkelenmeye başladığında yüzü kızarır, kimisinin yumrukları sıkılır, kimisi yoğun bir şekilde terler, bir başkası nefes almakta zorluk yaşamaya başlar. Tüm bu fizyolojik belirtiler öfke duygusunun ortaya çıkmaya başladığına dair işaretlerdir, kişi bunları fark ederse öfke karşısında kendini tanımaya yönelik önemli bir adım atmış olur.

Bazıları öfke duygusunu içlerinde çok fazla tutamayıp muhatap olduğu kişiye ya da bir başkasına yıkıcı bir davranış sergileyerek bu duygudan kurtulma eğiliminde olur. Bir başkası ise öfkeyi kimseye yansıtmadan kendi içinde yaşama eğiliminde olarak kendisine yönelik zarar vericisi davranışlarda bulunabilir. Kişinin öfkelendiğinde ne gibi davranışlar sergilediğinin farkında olması bu konuda da kendini tanıması oldukça önemlidir.

Kendini tanımak konusunda bir diğer konu ise kişinin öfkesine eşlik eden alt duygularını fark etmesidir. Diğer bir değişle kişinin kendi buzdağında suyun alt kısmında yatan duygularını, onu kızdıran hassas olduğu olayları, kişileri ve davranışları fark etmesi kendini tanıma konusunda önemli bir adım niteliği taşır.

6.Adım: Öfke duygusuna yol açan düşünceyi telkinle kontrol altına almak.

Gandhi düşüncenin insan yaşamı üzerinde etkisini fark edip şöyle söylemiştir: “Düşüncelerinize dikkat edin, duygularınıza dönüşür, duygularınıza dikkat edin, davranışlarınıza dönüşür, davranışlarınıza dikkat edin alışkanlıklarınıza dönüşür, alışkanlıklarınıza dikkat edin karakterinize dönüşür, karakterinize dikkat edin kaderiniz olur.”

Sahip olduğumuz düşüncelerimiz sırasıyla duygularımızın ve davranışlarımızın şekillenmesinde kilit bir rol oynar. En basit anlamıyla önce düşünür sonra o düşünce doğrultusunda bir duygu hisseder ve sonrasında da bir davranış sergileriz. Bu düşünceler günlük hayatımızda düşünce kalıpları şeklinde kendilerini yansıtırlar. Bunu bir örnekle netleştirmeye çalışalım. Beraberce yolda yürüyen iki kişiyi düşünelim. Bu iki kişiden birinin dilencilerle ilgili “dilenciler sahtekârdır”, “dilencilerin hepsi hırsızdır” gibi olumsuz düşünce kalıpları olsun. Diğer kişinin ise dilencilere dair “Dilenciler yardıma muhtaç insanlardır” ,“Dilencilere yardım etmek lazım” gibi düşünce kalıplarına sahip olsun. Bu iki insan yolda kendilerinden para isteyen bir dilenciye karşı farklı duygular hissedip farklı davranışlar sergileyeceklerdir. Büyük bir ihtimalle ilk kişi dilenciye karşı öfke hissedip onu azarlama davranışı sergileyecektir, ikinci kişi ise ona karşı şefkat hissedip para verme eyleminde bulunacaktır. Dolayısıyla öfke duygusunu yoğun hissettiğimiz zamanlarda dikkatimizi az önce zihnimizden geçenlere odaklarsak öfkeye yol açan olumsuz düşüncenin ya da düşüncelerin geçtiğini fark edebiliriz. Bu durumda öfke duygusunu azaltmaya ya da yok etmeye yönelik alternatif olumlu düşünceleri ya da telkin sözlerini zihnimizden geçirmemiz kayda değer anlık değişimler yaratır. “Öfkenin seni ele geçirmesine izin verme” “ İleride mahcup olacağın bir davranışta bulunma” “Bak öfkeleniyorsun dikkat et” şeklinde tekrarlanan sağduyu içeren cümleleri zihnimizden geçirmek ve tekrarlamak durumu kontrol altına almaya yönelik oldukça etkili yöntemlerdir. Her konuda olduğu gibi öfke karşısında bu tarz bir yöntemin etkili olabilmesi için sık sık pratik edilmesi gerekmektedir, böyle davranıldığı takdirde bir süre sonra bu yöntemin kişiyi her defasında rahatlatan bir alışkanlığa dönüşmesi kaçınılmazdır.

7. İletişim Becerilerini bilmek:

Günlük hayatta yaşadığımız öfke duygusunun büyük bir kısmı kaynağını kişiler arası çatışmalardan alır. İletişim becerilerini bilmemek kişiler arası çatışmaların ortaya çıkmasında önemli bir etkendir. Karşımızdakini aktif bir şekilde dinleyebilmek, kırıcı ve saldırgan olmadan kendimizi ifade edebilmek her ne kadar kolay gibi görünen beceriler olsa da insanlar günlük hayatlarında bu becerileri kullanamamaktan kaynaklı çatışmalar yaşar. İletişim becerileri oldukça geniş kapsamlı incelenebilecek bir konudur ancak kişiler arası çatışmaları yakından ilgilendiren “sen dili” ve “ben dili” kullanımına kısaca değinmek gerekir. İnsanlarla iletişim halindeyken kullandığımız “sen dili” ve “ben dili” cümleler karşımızdaki kişiye birbirinden oldukça farklı mesajlar verirler. Örneğin, konuşurken sürekli sözümüzü kesen birisine “Çok kabasın, her zaman sözümü kesiyorsun!” dersek direkt olarak “sen dili” ile cevap vermiş oluruz. Kullanılan bu “sen dili” kişiyi suçlayıcıdır, genelde davranıştan çok kişiliğe yöneliktir ve karşımızdaki kişinin savunmaya geçmesine, sinirlenmesine ve büyük bir ihtimalle aynı tarzda bir tepki geliştirmesine neden olur. Hal böyle olunca karşılıklı söz düellosu ve öfkenin her iki tarafı da esir alması kaçınılmaz olur. Aynı davranışa yönelik, “Bir şey söylemeye başlayıp da bir türlü sonunu getiremediğim zaman çok rahatsız oluyorum.” şeklinde “ben dili” cümlesi ile karşılık verdiğimizde karşı tarafın tepkisi ilkinden çok farklı olacaktır. Karşımızdaki büyük bir ihtimalle kendini suçlu hissetmeyecek, sizle empati kurmaya çalışacak ve rahatsız eden davranışına bir çeki düzen verme eğiliminde olacaktır. Böylelikle ilkinde “sen dili” cümlesinde yaşanan çatışma ve öfke, sağduyulu bir “ben dili” kullanarak daha doğmadan önlenecektir. Görüldüğü gibi iletişim becerilerini bilmek ve bu konuda eksiklerimizi tamamlamak öfkemizi kontrol etmekte ve öfkeye yol açabilecek durumları engellemede oldukça önemli bir rol oynamaktadır.

8. Adım: Öfke duygusuna yol açan etmenleri derin düşünme yoluyla değiştirmek:

Şimdiye kadar ki öfkeyi kontrol etmeye yönelik öneriler uygulandığı takdirde kişinin hayatında oldukça etkili sonuçlar doğurur ancak eğer öfke konusunda köklü bir değişim yaratmak istiyorsak özellikle bu kısmı anlamak ve hayata geçirmek oldukça önem arz eder. İngilizce’de “mentalization” olarak geçen kavram; düşünmeyi düşünebilmek, derinlemesine analiz yapabilmek, olayın yalnızca görünen kısmı değil görünmeyen kısmını da anlamaya yönelik üst düzey bir zihinsel beceridir. Kişinin adeta gözlemleyen bir benliğiyle olayları dışarıdan değerlendirme ve analiz edebilme kapasitesidir. Dolayısıyla derin düşünme herkes tarafından gerçekleştirilebilen bir beceri değildir, belli oranda zekâ, ruhsal olgunluk ve içgörüyü gerektirir. Eğer bu beceriler kişide yoksa sonradan kendi kendine kazanılması oldukça güçtür ancak profesyonel bir uzman desteğiyle olaylar ve tepkiler arasındaki bağlantılar görülerek kişinin bu kapasitesini geliştirmesi mümkündür. Böyle bir süreç düzenli psikoterapi sürecini gerektirir. Kişi hayatında tek başına çözümleyemediği sorunları psikoterapistiyle beraber derinlemesine inceleyerek, analiz ederek ve altta yatan sebepleri ortaya çıkartarak çözümleyebilir.

Derin düşünme ilgili bu kısa bilgilendirmeden sonra öfke kontrolünde nasıl kullanılacağı konusuna geri dönelim. Daha önceki adımlarda bahsettiğimiz gibi aslında yaşanılan öfke buzdağının görünen kısmıdır, altında öfkeye neden olan başka alt duygular bulunmaktadır. Eğer öfkeyle ilgili köklü bir değişim isteniyorsa kişi bu alt duyguları tanımalı ve onlara yoğunlaşmalıdır. Kişi kendine hangi soruları sorarak öfkesi üzerinde nasıl derin düşüneceğine dair birkaç örnek verelim. “Öfkeye neden olan alt duygularım neler ?”, “Bu alt duygularım kaynakları neler, hayatımda neler ve kimlerle bağlantılı?”, “Bu alt duygularımı değiştirmeye yönelik neler yapabilirim?” Bu örneklerin çoğaltılacağı gibi her insanda farklı sorular olarak ortaya çıkacağı bilinmelidir.

Sonuç olarak kalıcı bir şekilde öfkeyi kontrol altına almak anlık bir değişimden ziyade süregelen bir dönüşüm niteliği taşır. Bu dönüşüm sürecinde kişi zaman zaman hayal kırıklığına uğrasa ve umutsuzluğa kapılsa da kişinin değişim isteği, uygun yöntemleri kullanarak çaba sarf etmesi, sabretmesi ve kendisiyle ilgili farkındalığı öfkenin kontrolünde anahtar yaklaşımlarıdır. Öfkemiz acımasız bir efendi olabildiği gibi sadık bir köle haline de dönüşebilir.


Ümit AKÇAKAYA

Uzm. Psk. Dan. & Psikoterapist

www.terapistiniz.net

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhabalar Ümit bey belleğimizde büyük yaralar açan,insan hikayelerini çaresizliğin verdiği acıyla izliyoruz.Yazınızı çok beğendim.Umarım hayatıma uygulayabilirim.Çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Cemile Torun 
 12.12.2011 0:22
Cevap :
Merhaba Cemile Hanım, yazım hayatınzda ufacık da olsa bir farkındalık yarattıysa çok memnun olurum. ilgi ve alakanıza teşekkürler, saygılar...  13.12.2011 11:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 89
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 3499
Kayıt tarihi
: 06.12.11
 
 

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ,“Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık” bölümünden mezun oldum. Yüksek lisans..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster