Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ağustos '09

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
382
 

Öfkenin değeri, sevincin çıtası…

Öfkenin değeri, sevincin çıtası…
 

“Bana öfkenizin nedenini ya da sevincinizin kökenini söyleyin, size kişiliğinizin kaç okka çektiğini söyleyeyim…”

Böyle diyor eski bir Yunan filozofu.

Bir insanı kızdıran, tepkisini çeken ve öfkesine neden olan olay, o insanın ruhsal koordinatlarını ele verir…

Dostoyevski, “öfkenizin çıtasını yükseltin, ” diyor… Sanıyoruz, aynı anlama gelen bir söylem.

Öfke ve sevinç…

Birbirinin zıttı gibi görülen iki ruh hali.

İki farklı psikolojik refleks.

Ancak, insanın ne olduğunu, hangi sosyal ve kültürel düzlemde soluk aldığını gösteren iki önemli dayanak noktası.

Neye, kime ve hangi nedenle kızıp, öfkeleniyoruz?..

Basit ve yavan bir davranışa mı?.. Yoksa, değerler bütünlüğümüze karşı girişilmiş bir saldırıya karşı omurgamızı mı koruyoruz?..

Dünyaya ve sosyal hayata bu pencereden baktığımızda, önemli bir noktaya ulaşmış bulunduğumuzu görebiliriz.

Bu nokta, “öfke-refleksi”nin, bir insanın kişilik yapısının tutarlılığında son derece belirgin bir yer tuttuğunu anlayıp, bilincine yükselttiği noktadır.

Bir insan öfkesini yitirmemeli; tam tersine, sürekli olarak öfkesinin çıtasını yükseltmelidir!..

İnsanın ahlaki bütünlüğünün en değerli öğesi ve kişiliğinin bağışıklık sisteminin omurgası “öfke”sidir…

İnsan, kendi değerler sistemine göre kötü ve yanlış olarak değerlendirdiği olay ve davranışlara karşı tepkisini öfke şiddetinde hissedemezse kendisini bu olay ve davranışların akıntısına bırakması riski her zaman ciddiyetini koruyacaktır…

İnsan “kötü”ye karşı tepkisi ile kendisini ondan uzak tutabilir ya da arındırabilir…

“Kötü”ye karşı öfke duymayan kişi, kişiliğinin “kötü” tarafından süpürülmesine seyirci kalabilir.

Tepkimizin şiddeti, bizi koruyan değerli bir öğedir.

Tepkilerimizi kaybettiğimizde insanlığımızı kaybetme tehlikesi ile yüz yüze geliriz.

Tepkilerimizin tutarlılığı ve niteliği, bir başka deyişle, öfkemizin katsayısı, kötülüklere karış direncimizin göstergesidir.

Ruhsal bağışıklık sistemiz, sözünü ettiğimiz tepkinin dinamizminden oluşur ve kaynaklanır.

Bir insanın “kötü”ye tepki vermemesi, o kişinin ruhsal yapısının kötü tarafından sindirildiğini ortaya koyan çok önemli bir göstergedir.

Olup biten herşeyi olağan karşılamaya başladığınızda, hırsızlık, talan, hortumculuk ve benzerleri ile bir “aldırmazlık paktı” imzaladığınızda ve gözünüzü sadece sizi reel gerçeklikten koparan ucuz yaşantı modüllerine çevirip, gününüzü “gün” etme tavrını benimsediğinizde, sizin insanlık değerleri ile bağlarınız çatırdıyor demektir…

Kişiliğiniz alarm vermektedir, sıkı durun!..

Ve [o nedenle ya da bu nedenle] eğer gerçekten böyle bir yaşam kulvarı içine girmişseniz, kendinize yeniden çeki-düzen vermek zorundasınız…

Haa, bu zorunluluğu da “es” geçebilirsiniz, özgürlük sizin…

Ama o zaman, insanlığın hangi katında soluk aldığınızı bilin ve ona göre yaşayın…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 911
Toplam yorum
: 360
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 455
Kayıt tarihi
: 30.01.09
 
 

1942 yılının Şubat ayında Bursa'da (Mehmet Kemalettin'den olma, Emine İffet'ten doğma olarak) dün..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster