Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ocak '13

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
212
 

Öğle yemeği

ÖĞLE TATİLİ
Devlete olan hizmetleri 20 seneye yaklaşmış olan memur, saatine baktı. Öğle tatilinin başlamasına 20 dakika vardı. Çalıştığı devlet kurumu küçük bir kurum olup öğle yemeği vermiyordu. Çay bile yoktu da 10 kadar personel ortak bir elektrikli çay ocağı almışlar çatı orada yaparak içiyorlardı.
Güzel bir bahar günüydü. Evi iş yerine ne uzak ne yakındı bahar havasında biraz erken çıkarsa, okuldan çıkıp eve gelecek olan çocukları ve eşi ile güzel bir öğle yemeği yer evde, sonra da hafif büyümeye başlayan göbeğini eritmek için hızlı hızlı yeniden işine dönerdi.
Öğleye 20 dakika var aşağı inerek bir de arkadaşa hal hatır sorayım dedi. Sabah aldığı ilki gazetesini koltuğunun altına sıkıştırdı. Gazetelere her sabah iş yerinde tek başına çalıştığı odasında bir öz atar , sonra çekmeceye koyar, öğlen eve gidecekse öğlen, akşam gidecekse akşam eve götürerek, köşe yazarlarından sevdiklerini, röportajları okur ve düşünürdü üzerine.
İş yerinde fazla iş olmayınca kitap okur, arkadaşlarının manasız siyasi tartışmalarına aldırmaz, internette facebook ta boş konuşmalarına mana veremezdi. Okumak onun en sevdiği işti.
Tam aşağı kattaki arkadaşına inmiş muhabbet etmeye başlamıştı ki, aniden kurumun yazı işlerine bakan asabi arkadaşı çıktı geldi. Kurum hakkında şikayetleri anlatan bir yazıyı personele okutuyor, sonrada imzalatıyordu. Tam odaya girmişti ki, memurun elinde gazeteyi görünce çıkmaya hazırlandığını zannederek
-Ya ne yapıyorsunuz Saate baksana daha paydosa var, dedi.
Memur olgun insandı. Hafifçe:
- Henüz buradayız, daha çıkmadık , dedi.
Belli ki asabi arkadaşı bir şeye kızmış da hıncını ondan alacaktı. Bir şey söylemedi. Kendini tutamadı gülmeye başladı. Gülmesi yanındakilerin duyacağı kadar sesli olmaya başladı. Odada bulunan arkadaşları asabi arkadaşlarının huyunu bildiklerinden ses çıkarmadılar.
Kendine erken çıkıyorsun diye kızan arkadaşını düşündü. Günün yarısını çarşıda geçirir, kalan zamanını da internetten mafya kabadayı filmleri izleyerek geçirmeye bakardı. Kimseyi kıskanmadığını iddia eder ama davranışları bunu onaylamazdı.
Memur düşündü. Bütün bunlara rağmen kendisine neden geç çıktığını neden erken geldiğini hiç sormazdı . Başkasının işine karışmazdı. Onun kendi işine karışması karşısında durumu çok komik bulmuş ve kıs kıs gülmeye devam etmişti.
Odadan çıkarak danışmada oturdu biraz. Arkadaşları bir bir dışarı çıkmaya başlamışlardı ki, kendisine erken çıktığı iddiası ile kızan arkadaşı onlara bir şey diyemiyordu. Belli ki gücü sadece kendine yetmişti……Durumu fark edince gene gülmeye başladı.
“Öfke ile kalan zararla oturur” ata sözünü hatırladı. Onun öfkesini kimse takmamış kimse de sesini çıkararak ona asabi dışında “neye erken çıkıyorsun” dememişti. Öfke bu kadar gülünç duruma düşürürdü. Asabi memura sessiz sakin bir zamanında sorsan “Ben milliyetçi adamım ya kimsenin işine burnumu sokmam bana ne kimin ne zaman işten çıktığına işe girdiğine .. derdi
Girişte çıkışta arkadaşlarının erken çıkmasına karışan asabi arkadaş yasak olmasına rağmen sigara içer masasında, onu uyaranlara da “sana ne be” derdi. Onun hayat tarız böyleydi.
Adam arkadaşları çıktıktan sonra kendisi de dışarı çıktı.
Kış uzun sürmüştü. Çok kar yağmıştı bu sene. O yüzden hava güzelken doya doya havayı teneffüs ederek caddeden aşağı doğru yürüdü.
Yaşadığını hissetti. Arkadaşlarının boş boğazlığına ve densiz konuşmalarına rağmen hayatı seviyordu. Gerçi güzel sohbetler yapmak bilgiyi ve sevgiyi paylaşmak güzel şeydi. O da seviyordu zaten bilgi ve sevgiyi paylaşmayı seveni.
Güzellikleri paylaşmak dururken arkadaşlarının “ya neye erken çıktın, ya neye geç geldin” türü saçma şakalarını hiç sevmiyordu. Erken ya da geç önemli olan verimli olmak ve faydalı olmak değil miydi.
Güzel havada yürürken fark etti ki kendisinde memur zihniyeti yoktu. O mesaiden çok yaptığı işin faydasına ve gelişime bakıyordu ve verimli olunca başkalarına faydalı olunca mutlu oluyordu. Bunları düşününce “ Keşke memur olmasaydım daha verimli olurdum belki” diye düşündü. Ama bunu düşünmenin bir anlamı olmadığını fark edince gülümsedi..
Daha sonra şehrin altından geçen derenin yanında gelince burnuna mis gibi bir bahar havasının daha geldiğini hissetti. Bu derenin kenarında gezmeye ve dereyi seyretmeye doyamazdı. Derenin kenarında çay evlerinde sevdiği arkadaşları ile sohbet ederek çay içmek en sevdiği hobisiydi onun.
Evine geldi. Güzel şeyler düşününce hem kendini mutlu ediyordu. Hem de güzellikleri yaşıyordu.
Çocukları okuldan gelmişlerdi. Onlar ile güzel bir yemek yedi. Saatine baktı mesai başlamasına 15 dakika vardı.
- Hanım bizim asabi kendini Müdür zanneden arkadaşı kızdırmayalım, ben kalkayım, dedi.
Hanımı espri seven eşinin esprisini anladı tabii ki. Gülümsedi.
Her şeye rağmen , asabi aksi insanlara rağmen hayat güzeldi ve yaşanmaya değerdi. Kim ne derse desin güzellikleri görerek verimli ve mutlu yaşamaya devam edecekti…

TURAN YALÇIN-TOKAT

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hikayenizi beğendim. Bardağın dolu tarafını görmek mutlu olmanın en önemli şartı. Sevgiler Selamlar

Bilal islamoğlu 
 11.03.2013 23:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 1101
Toplam yorum
: 347
Toplam mesaj
: 293
Ort. okunma sayısı
: 1542
Kayıt tarihi
: 28.12.07
 
 

1967 Tokat'ın  Pazar ilçesi doğumluyum. İşitme engelliyim. İstanbul Üniversitesi iktisat Fakültes..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster