Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ağustos '17

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
59
 

Öğle Yemeğinden Sonra On Saniye

A-BİRİNCİ BÖLÜM: Tat alma duyusu

Ahmet, öğle yemeğinin sonunda ağzına attığı muz diliminin tadını beğendi. Tat nedir, nasıl tat alırız diye düşündü.

Tat nedir? Tat, bazı varlıkların kişilerin tat alma organı üzerinde bıraktığı duyudur. Beş duyudan biri tat alma duyusudur.

Tat, dil aracılığıyla alınır. Tat, yenilen, içilen varlıklardaki tat verici moleküller ile ağzın içerisindeki tat alıcı duyargaların arasındaki bir kimyasal etkileşimdir.

Tatlar, acı-akşi-tuzlu-tatlı-sıcak-soğuk olmaktadır. Ayrıca, glutomat, et, balık, baklagillerden alınan umami denilen bir tat da bulunmaktadır.

Tat alma organı dildir.  Ancak, ağızdaki dil altı tükürük bezleri de tat almada rol oynar. Dil ayrıca konuşmayı sağlar, yiyecekleri ağızda devindirerek sindirime yardımcı olur. Yiyeceklerin, yutulmasında da etkili olur.

Tat, dile dokunan varlıklardan kemoreseptörler(kimyasal alıcılar) ya da daha yaygın adıyla kemosensörler(kimyasal uyarıcılar)aracılığıyla alınır.

Yiyecek ya da içecekler ağıza alınır. Bunlar, tükürükte çözünür. İçlerindeki tat verici moleküller dildeki tat alma tomurcuklarınca algılanır. Alıcıların aldığı kimyasal bilgiler tat alma sinirlerine iletilir. Tat alma sinirlerince, elektrik impulslarına(darbelerine )dönüştürülen tatlar, beyindeki tat alma merkezine taşınır.

Dil üzerinde bulunan tat tomurcuklarının sayısının 9-10 bin dolayında olduğu varsayılmaktadır. Çocuklarda sayı daha fazladır. Yaşlandıkça tomurcukların sayısı azalır.

Bebekler, anne karnındaki amniyon sıvısından ilk tadı alırlar. Bu nedenle, bir iki günlük bebekler bile değişik tadları ayırt edebilir.

Tat tomurcukları tatlara göre uzmanlaşmıştır. Dilin ön, arka ve yanlarında ayrı ayrı tatlar alınır.

Tat almak için, tat verici varlık moleküllerinin suda erimiş olması gerekmektedir. Elmaya dilimizi değdirirsek tat almayız. Elmayı ısırıp ağzımızın içine alınca, elma parçası tükürük içinde çözünür ve tat alma işlemi başlar.

Varlıkların moleküler yapısında oluşan kimyasal değişim sonucu tatlar elektrik sinyallerine dönüştürülmekte;, tat alma sinirleri ile elektrik sinyalleri olarak beyne gönderilmekte, tat beyinde algılanmaktadır. Algılanma süreci, 1/10 saniye dolayındadır. Beyin, sinirlerin taşıdığı tat sinyallerini ayrıca yorumlamaktadır. Böylece Ahmet, bir dilim muz yediğinin bilincine varmaktadır.

10-35 C  derece arasındaki sıcaklıklarda olan besinlerden tat alınır. Bu sınırların altında ve üstünde tat alma duyusu az olmakta, algılama eksik kalmaktadır.

Tatlı-tuzlu-ekşi gibi değişik tat türleri, beyindeki kendi açlık merkezlerini aktif hale getirmektedir. Bunun sonucunda,canımız tatlı ya da ekşi bir şeyler yemek ya da içmek istemektedir. Lohusaların “aş ermesi” olayı da böyle bir olay olmalıdır. Ancak, bu kez, ana karnındaki çocuğun beyninin tat alma merkezinin rol oynadığını benimsemek gerekir.

Beyinde yaklaşık yüz milyar sinir hücresi(nöron) vardır. Üç  adet ana tat siniri, tat hücrelerinden aldıkları mesajları, bu nöronlardan tat alma ile ilgili olanlara taşır.  Tatların bu nöronlarda nasıl algılandığı çözülememiştir.

Diğer yandan, tat alma duyusu ile koku alma duyusunun  içiçe oldukları anlaşılmaktadır. Bu nedenle, bu iki duyunun beyinde aynı merkezlerce algılandığı düşünülmektedir. Hasta birisi, burnu tıkalı ise yediklerinden ve içtiklerinden  tat alamamaktadır.

Tat alma duyusu ile ilgili hastalıklar bulunmaktadır.

Tat  körlüğü kalıtsal bir hastalıktır. Bu tip hastalar, bazı tadları alamamaktadırlar.

Dil iltihabı-dil yaraları-dil kanseri-dil büyümesi-dil guatrı gibi hastalıklarda da tat alma duyusu etkilenmektedir.

Alın lobu sendromu(uru)nda(beyin bozukluğu) görme ve tat alma bozuklukları ortaya çıkmaktadır. Beyindeki şakak lobu sendromunda da bu durum ortaya çıkabilmektedir.

Günümüzde kişioğlu diline öykünerek”elektronik dil”yapılmıştır. Üzerinde yüz kadar minik delik(tad alma tomurcukları)bulunan bu araçlarla bayat besinler ve bakterilerin neden olduğu çürümüş gıdalar saptanabilmektedir.

Avusturalyalı çocuklardan yerlilerde yüzde 12, diğerlerinde yüzde7,9 oranında tat alma bozuklukları saptanmıştır. Nedenleri; kulak, burun boğaz hastalıkları ya da beslenme alışkanlığı değişiklikleri olabilmektedir.

,

B-İKİNCİ BÖLÜM. İŞİTME DUYUSU

Ahmet, iyi ki tat alma duyumuz varmış yoksa bu evrenin lezzetlerinden uzak kalacaktık diye düşünürken  yarı aralık pencereden,dışarıda aşk serenadı yapan iki kumrunun tekdüze seslerini duydu. İşitme nedir, nasıl işitiyoruz diye düşündü.

İşitme duyusu nedir? Atmosferde oluşan ses dalgalarının kulaklarımız tarafından toplanması; beyne iletilmesi; beyindeki merkezde karakter ve anlam olarak algılanması sürecidir.

Ses nedir? Ses, maddelerden oluşan bir ortamda yayılan mekanik titreşim dalgalarıdır. İşitme duyusunun uyarıcısıdır. Kişioğlu tüm titreşimleri duyamaz. Belli frekanslardaki sesleri duyabilir.

Oysa kişioğlu tüm sesleri duyabilseydi ne güzel olurdu. Uzaydaki o kargaşanın seslerini, okyanuslardaki yaşamın gürültüsünü, mağmanın fokur fokur kaynama sesini  de duyabilmek ne güzel olurdu

Titreşen her varlık(bu arada bizim bedenimiz de)ses üretir. Radyonun sesini açınca radyo da titreşir. Radyo açıkken önüne konulan mumun alevi de titreşir.

Jet uçakları alçaktan uçarlarsa pencerelerin camları titreşir.

Sesin, bir enerjisi vardır. Ses de bir enerjidir. Tıpkı ışık gibi, ses de bir enerji türüdür.

Bir tarihte Ankara Opersı’nda sopranoyu dinlerken, soprano sesini sonuna dek bırakmış  ve opera binasının tavanında asılı en az bir tonluk olduğu düşünülecek avizenin taşlarını şıkır şıkır oynatmıştı. O zaman,sesin ne güçlü bir silah olarak kullanılabileceğini düşünmüştüm.

Ses frekansı, bir saniyede oluşan titreşim sayısıdır. Ses frekansı birimi Hertz(Hz)tir. Yüksek frekanslı sesler ince ve tiz ;  düşük frekanslı seslerse kalın  ve pes seslerdir.

Kişioğlu 16-2000 Hz arasındaki sesleri duyabilir. 16 nın altındaki sesler subsonik(duyulabilirin altı) ve 2000 nin üzerindeki sesler ise ultrasonik seslerdir. Konuşma sırasında erkek sesinin frekansı 120 Hz; kadın sesinin frekansı ise 250 Hz.dir.

Sesin şiddeti,kişioğlunun duyduğu sesin yüksekliğidir. Ölçüsü desibel(dB) dir. Fısıltı sesi 30 dB; konuşma sesi 40-60 dB; bağırma sesi 80-90 dB; uçağın kalkış sesi 120-140 dB; tüfek patlaması sesi 130 dBdir.

Sesin hızı 344/sn dir. Hızı sesin hızından yüksek olan aygıtlara süpersonik denilmektedir. Jet uçaklarının bir çoğu süpersoniktir. İlk süpersonik yolcu uçağı olan Concorde on yıllarca anakaralar arasında uçmuş;iniş ve kalkışlarda çevrede oluşturduğu zararlar nedeniyle uçuştan alınmıştır.

Sesin frekansı, sesi oluşturan titreşimlerin bir saniyedeki sayısıdır.

Sesin genliği, ses dalgasının yüksekliğini gösterir. Amplitüd olarak ölçülür.

Sesin şiddeti, bir varlığın birim yüzeyine sesin uyguladığı basınçtır. Sesin şiddeti, ses kaynağının kişioğluna uzaklığına göre değişir. Ses kaynağı uzaklaştıkça ses azalır. Tren düdüğünde bu durum gözlenir. Tren uzaklaştıkça düdüğünün sesi azalır.

Sesin şiddetinden yararlanılıp savaş için silahlar geliştirilmeye çalışılmaktadır. Gerçekten de ses bombaları atıldığında, evlerin camları kırılmaktadır.

Ses dalgaları yayılırken hava, su ve katı maddelerin taneciklerini titreştirir. Kaynak uzaklaştıkça, tanecikten taneciğe aktarılan sesin enerjisi azalır.

Kişioğlu, çevresindeki tüm sesleri işitemez. İşitebilseydi ne güzel olurdu.

İşitme, iki biçimde gerçekleşmektedir. Hava yoluyla işitme-kemik yoluyla işitme. Hava yoluyla oluşan işitme, kemik yoluyla olan işitmeden iki kat güçlü  olmaktadır.

Hava iletişimli işitmede ses kulak kanalı ve orta kulakta ilerleyerek iç kulağa(koklea)ya ulaşır. İşitme burada  oluşur.

 Kemik iletimli işitme sisteminde, ses dalgaları kemik yoluyla taşınır. Ses dalgaları, dış ve orta kulağı atlayarak, bir aygıt yardımıyla kulak arkasındaki kafatası kemiklerinden  doğrudan iç kulağa gider.

İşitme türleri; normal-az-çok ya da doğrudan işitme ve aygıt yardımıyla işitme olmaktadır.

Nasıl işitiriz? Kulak kepçeleri ses dalgalarını toplar. Kulak yolu, ses dalgalarını kulak zarına iletir. Kulak zarı ses titreşimlerini kemik köprüye(çekiç-örs-özengi-bazılarına göre  bir de mercimek)iletir. Kemik köprü, ses titreşimlerini iç kulağa iletir. İç kulaktaki sıvı dalgalanır. Salyangoz(sıvının içinde olduğu organel)içindeki duyu hücreleri, bu titreşimlerden etkilenir. İşitme sinirleri, bu etkiyi elektrik darbelerine dönüştürüp beyne iletir. Beyindeki işitme merkezi, sesleri algılar. Beyin aynı zamanda sesleri yorumlar. Örneğin, zil çaldığında bunu duyan öğrenciler derse girerler.

Burada akla şu soru gelmektedir. Neden beyin sesleri ses sinirleri ile doğrudan algılamayıp kulak gibi karmaşık bir yapıdan geçtikten sonra sesleri algılamaktadır? Bu soru diğer duyular için de geçerlidir. Neden tatları dil aracılığıyla, görüntüyü gözler aracılığıyla, kokuyu burun aracılığıyla, dokunmayı deri(ten) aracılığıyla  algılamaktayız da neden beyin bu duyuları doğrudan algılamamaktadır? Beyin bu duyuları doğrudan algılayabilseydi o zaman deriye, dile, gözlere, buruna, kulaklara gerek kalmayacaktı. O zaman kişioğlulları bambaşka varlıklar olarak(belki de beyinden oluşan bir plazma olarak) ortaya çıkacaklardır. Kişioğlu ve beyni geliştikçe, belki de bu tür bir varlığa dönüşecektir.

Kulak, ikinci görev olarak dengemizi sağlamaktadır. Kulağın içindeki yarım daire kanallarındaki denge sinirleri, değişiklikleri beyne değil beyinciğe iletir. Beyincik dengeyi sağlayacak emirleri bedenin organlarına dağıtır, yollar. Bunu vestibül sistemi sağlar. Kanallar ve vestibül siniri vardır. Bunlar, dengeyi sağlamaya yardım eder.

Bebeğin işitme duyusu  ana rahminde sekizinci haftada başlar ve 27 nci haftada tamamlanır. Yeni doğan bebekler, ani ve kuvvetli seslerle irkilir.İ kinci ayında  başını sese döndürür.  Sekiz aylık olduğunda ses kaynağına yönelir.

Yarasa ve balinalar, kişioğullarının duyamayacağı sesler çıkarır. Hafif şiddedeki depremlerin seslerini  de duyamayız. Buna karşılık, tavuklar ve köpekler bu tür deprem seslerini de duyarlar.

Kulağın duyamadığı titreşimlerden tıp(ultrason), haberleşme(iletişim), yer kabuğu incelemeleri, petrol aramalarında yararlanılmaktadır. Steteskop, ultrasonografi, radarlar  kişioğlunun duyamadığı ses titreşimleri ile çalışır.

Megafonlar, işitme aygıtları, mikrofonlar sesin şiddetini arttırır.

İşitme organımız olan kulak üç kesimen oluşur. Dış kulak-orta kulak ve iç kulak.

Dış kulakta kulak kepçesi-dış kulak kanalı-kulak zarı bulunur. Uzayla ilgili filmlerde uzaylıların kulak kepçeleri,başlarından yaklaşık yirmi santim yukarıya uzanan antenler üzerinde olarak gösterilmektedir. Bu tür kulak kepçeleri bizim için de yararlı olabilirdi. O zaman kulak kepçelerimizi 360 derece döndürüp ses dalgalarını daha iyi algılardık, yerlerini daha kolay saptardık.

Orta kulakta üç kemik(çekiç-örs-özengi) bulunur. Orta kulak zarına timpan zarı denir. Orta kulağın içi hava ile doludur. Orta kulak; öztaki borusu ile farinkse(yutak) bağlanır.

İç kulak(koklea)salyangoz biçiminde olup sıvı ile doludur .İçinde, tüylü duyarlı hücreler bulunmaktadır.  İşitme sinirleri de buradadır.

Corti organı iç kulaktadır. Tüy hücreleri ve destek hücrelerinden oluşur. Corti organının çalışma biçimi çözülememiştir. Ancak, ses enerjisini elektrik enerjisine dönüştürüp sinirlere ilettiği bilinmektedir.

İç kulakta hücrelerden nöronlara bilgi aktarımı, ganglion aracılığıyla olmaktadır. İç kulaktaki 30.000 dolayındaki ganglion hücresi iletimde rol oynar.

İşitme olayı, beyindeki işitme merkezinde gerçekleşmektedir. Beyinde(üst beyin)iki görme ve işitme merkezi vardır. Sağ ve sol lobda birer işitme merkezi vardır. Gürültü ve müzik sağ yarım küredeki merkezde; konuşma, anlatma ve açıklama işitme merkezi sol yarım küredeki merkezde algılanmaktadır.

Beyindeki birçok merkezin yerini kesin olarak bilmek ve tanımlamak olanaklı değildir. Beyin bir hologramdır. Onu anlayabilmek için, yeni sibernetik yasalarına gereksinim vardır.

Kişioğullları sesleri işitirken, bir yandan da ses kaynaklığı yapmaktadırlar. Gerçekten de; konuşurken, bağırırken,  öksürürken, hapşırırken, hıçkırırken, gaz çıkarırken, iç organlarımızda düzensizlikler  olurken ses çıkarmakta; ses kaynağı olmaktayız.

Diğer yandan, kişioğullarının konuşma sırasında ses kaynaklığı yapmaları çok karmaşık bir olgu olarak ortaya  çıkmaktadır. ”Selam” derken; dudaklarımızı,  dilimizi oynatmakta; akciğerimizden nefes borusuna hava üflemekte, gırtlakta ses tellerini titreştirmekteyiz.. Üstelik, her bir harfin sesini oluşturmak için beyinden gelen değişik sinyallerle  ses tellerini ayrı ayrı titreştirmekteyiz. Tüm bu işlemleri, beyindeki konuşma merkezi, saniyenin onda biri gibi bir sürede gerçekleştirmektedir. Bunu hiçbir elektronik beynin gerçekleştirmesi olanaklı görülmemektedir.

Sonuçta; konuşmanın da görme olgusu denli karmaşık bir yapıda olduğu gözlenmektedir.

İşitme ile ilgili çeşitli hastalıklar bulunmaktadır. Başlıcaları:

Kronik orta kulak iltihabı-kulak zarı kirlenmesi-kulak mantarı-orta kulakta sıvı birikimi-iç kulak bakteriyel enfeksiyonları-(şiddetli baş dönmesi ve işitme kaybı vardır)-Kabakulak, kızamık ve herpes zoster virüsleri işitme organını tutarak, kalıcı tipte işitme yitimine yol açmaktadır.

Kulak çınlaması vardır. Bu durumda uğultu-çınlama-yel sesi-makine sesi gibi sesler sürekli olarak duyulmaktadır. Kulak çınlamasıyla ilgili halk arasında yaygın bir söylence vardır. Sol kulak çınlıyorsa birileri hakkınızda kötü konuşuyor demektir. Sağ kulak çınlıyorsa, birileri sizden iyilikle söz ediyor demektir. (Bir tür altıncı his-duyu-uyarlaması gibi düşünülmektedir.) Oysa doktorlar, kulaklarınız çınlıyorsa bize başvurma vaktiniz geldi demektedir. Ya kulaklarınızda sorun vardır,ya da tansiyon sorununuz başlamış demektir demektedirler

Kulak çınlamasının nedenleri şunlardır:

İç kulağın yaşlanması-kulak damarlarında daralma-yüksek ya da düşük tansiyon-şeker hastalığı-orta kulak iltihabı-orta kulakta sıvı birikmesi-kolestrol yüksekliği-psikolojik etmenler(depresyon-gerginlik).

İşitme hastalıkları ise şunlardır.

İletim tipi olanlar: Dış ve orta kulaktaki sorunlardan kaynaklanan işitme yitmeleridir. Örneğin, kulak kanalı olmaması, perfore kulak zarı, orta kulakta sıvı, iltihaplanma, sabitleşmiş orta kulak kemikçikleri, kesintili kulak kemikçikler zinciri nedeniye ortaya çıkar.-İşitme aygıtları ile çözüm sağlanır.

Sesörinöral tipli olanlar: İç kulakta ortaya çıkan sorunlarla ilgilidir.  Yaşlılık, kalıtım, artan intrakoklea basıncı, sürekli gürültüye maruz kalma, uyuşturucu kullanımı gibi nedenleri bulunmaktadır. İlaçlarla ya da koklear implantlar(kulağa yerleştirilen aygıtlar)la çözümlenir. Örneğin, çekiç-örs-özengi kemikleri kaynamışsa yenileri ile değiştirilmektedir.

Nöral(sinirsel)işitme yitmesi: İşitme sinirleri hasara uğramıştır. Alınan sinyaller beyne ulaşamaz. Beyindeki tümörler, beyin kanaması, kafatası kırılması gibi durumlarda ortaya çıkar. Bu tür durumlarda, işitsel beyin sapı implantı yararlı olmaktadır.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 142
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 530
Kayıt tarihi
: 04.09.13
 
 

1940 yılında İzmir'de doğdum İzmir Atatürk Lisesi'ni bitirdim 1961 yılında Mülkiye(Siyasa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster