Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

fisun gökduman kökcü

http://blog.milliyet.com.tr/kokcuffgk

16 Ağustos '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
1004
 

Oğlumla beraber büyüyen Küçük Kaplumbağa

Oğlumla beraber büyüyen Küçük Kaplumbağa
 

Küçük kaplumbağa yaramazlık yapıyor, anne kaplumbağa üzülüyordu.


"Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde" diye başlar tüm masallar... Çocukluğumuzun belki de en güzel anılarıdır onlar. Hayal dünyası içinde yaşadığımız, o gailesiz günlerin tadına tat katarlardı, gizemli yolculuklara çıkarırdı bizi masallar. Başka diyarlara giderdik, değişik insanlarla tanışırdık bu sayede, hayal de olsa...

Annemden kül kedisini dinlemeye doyamazdım mesela... Sevgili annem, her anlatışında kül kedisinin elbiselerinin rengini ve biçimini değiştirir, bu masalı benim için daima çekici kılardı. Bu yüzden en sevdiğim masaldı benim, kül kedisi... Gece uykuya dalarken, elbiseleri kafamda hayal ederdim saatlerce... Belki de zengin hayal dünyamı, bu masala ve sevgili anneme borçluyumdur...

Sevgili oğlumla kurmayı başardığımız, ana-oğul-arkadaş ilişkisinin temelinde de masallar var... Hem de çok önemli bir rolü var masalların bu ilişkide... Oğlumu kucağıma verdikleri ilk andan itibaren, onun gözlerine bakıp konuşmaya başladım oğlumla... Derin bakışlarla bana bakar ve dinlerdi. Mutfakta yemek yaparken, onu pusetine koyup yanımda tutardım. Bir yandan oyuncaklarıyla oynar, bir yandan beni dinlerdi. Çenesi düşük bir anneydim esasında. Havadan, sudan ve her konudan, devamlı konuşurdum onunla. Belki de bu yüzden, oğlum çok kısa sürede konuşmayı öğrendi, bana cevap yetiştirebilmek için.

Artık konuşup, söylenenleri anlamaya başladığında, benden daha nitelikli konuşmalar talep etmeye başladı. Belli ki masallar istiyordu her çocuk gibi. Ama ne yazık ki ben, annem gibi masal anlatamıyordum. Bildiğim masallar hep kızlara anlatılan türdendi. Ama benim oğlum vardı. Kitaplara sarıldım her anne gibi... Oradan okumaya başladım masalları. Ama oğlum, benimle göz teması kurmaya alışmıştı bir kere. Okurken bu teması kuramıyordum haliyle. İstemedi kitaptan okuduğum masalları... Dinlemedi bile pek çoğunu.

Ne yapacağımı şaşırmıştım. İşte o zaman aklıma geldi, küçük kaplumbağa. Bir çok hayvan varken ve üstelik ben kediler için deli olurken, nereden aklıma gelmişti kaplumbağa benim acaba? Şimdilerde buldum bu sorunun cevabını ben, daha yeni yeni... Kaplumbağa benim için, bilgeliği, olgunluğu, ağırlığı ve azmi, en önemlisi uzun ömrü temsil ediyordu. Bilinç altımın etkisiyle, masal kahramanımız, küçük bir kaplumbağa oluvermişti. Garip bir şekilde, oğlum da bu masal kahramanını sevdi. Belki o yıllarda yayınlanan çizgi film, ninja kaplumbağalarının etkisi de olabilir bu sevgide, bilemiyorum...

Artık her gece, küçük kaplumbağanın maceralarını anlatıyordum oğluma. Bu maceralar, gün içinde oğlumun yaptığı şeylerdi aslında. Bu özdeşleştirme, oğlumun çok hoşuna gitmişti. Asla oğluma yaramazlık yaptığını ve beni üzdüğünü söyleme gereği duymadım bu sayede. Küçük kaplumbağa yaramazlık yapıyor, anne kaplumbağa üzülüyordu. Ama oğlum gerekli çıkarımları yapıp, yaramazlıklarını tekrarlamıyordu bir daha. Ya da küçük kaplumbağa yemeğini yemediği zaman, anne kaplumbağa üzülüyordu, çocuğu aç kaldığı için. Süt içmeyen küçük kaplumbağayı savunuyordu bazen oğlum, cansiperane..."Belki de sütü sevmiyordur anneciğim" diyordu. O zaman ben uzun uzun anlatıyordum sütün faydalarını yavru kaplumbağaya(!). İstemeyerek de olsa içiyordu oğlum sütünü, çünkü ikna oluyordu anlatınca... Ya da yapması muhtemel, tehlikeli şeyleri, küçük kaplumbağa yapıyordu, oğlum dinliyordu bu yaramazlıkların sonucunu... Kibritle oynamanın tehlikesi, prizlere bir şey sokmanın ne kadar tehlikeli olduğu gibi şeylerdi bunlar... Bir gece, küçük kaplumbağamızın duvar üstünde akrobasi yaparken düşüp, kabuğunu yaralamasını anlattım. Çok acı çekmişti kaplumbağa, oğlum da çok üzülmüş ve ağlamıştı. Ertesi gün, çalıştığımız hastanenin bahçesinde oynasın diye oğlumuzu da götürdük. Ben pencereden, dışarıda oynayan çocuklara bakıyordum. Diğer çocuklar duvardan atladılar hep. Oğlum da atlayacakken birden durdu, sonra merdivenlere yöneldi ve oradan indi. Nasıl şaşırdığımı ve sevindiğimi anlatamam size. Oğlum masallardan çok şey öğreniyordu anlaşılan...

Günler geçiyor, masallarda küçük kaplumbağa, gerçek hayatta da oğlum büyüyordu. Her gün dinlediği bu masaldan hiç bıkmamıştı oğlum, çünkü çok dinamik bir masaldı ve gerçekçiydi. Her gün, ben de oğlum da yeni şeyler öğreniyorduk bu masaldan. Bizim için önemli bir kavram olmuştu, masallar...

Oğlum büyüyüp de masallara ihtiyaç duymaz olduğunda, artık unutuldu küçük kaplumbağa... Ya da biz öyle sandık... Beynimizin kıvrımlarında bir yerlerde saklandığını nereden bilebilirdik ki?

Sekizinci sınıftayken, oğlum bir gün, "bana masal anlatsana anne" dedi. Oğlum, o zamanlar OKS, şimdilerde SBS olan sınava hazırlanıyordu. Gideceği lise, bu sınavla belli olacaktı. Biraz stresliydi haliyle... Oğlumuzu hiç bir şeye zorlamadığımız halde stresliydi. Bir de zorlasaydık ne olurdu düşünemiyorum bile... İşte öyle bir anda istedi masalı... Ergenlik çağındaki (!) kaplumbağayı OKS sınavına soktuk birlikte... Stresini nasıl yok edebileceğini konuştuk, anlattık birbirimize, gülerek... Anne kaplumbağa, oğlunun kabuğunu okşarken, ben oğlumun saçlarını okşadım yavaşça... Gerginliği geçen oğlumla, biraz sohbet ettik... Dünyanın sonu değildi bu sınav sonuçta... Çalışmıştı, olursa olurdu, olmazsa o bizim biricik oğlumuzdu... Bunu hiç bir kuvvet değiştiremezdi.

En son anlattığım masal buydu oğluma... Bir daha anlatır mıyım bilmem? Bilge kaplumbağa, bir daha ne zaman ortaya çıkar acaba? Belki torunlarımla tanıştırırım onu ilerde, kimbilir?

Benim çocuğum için dilediğim, tüm çocuklar için geçerli olsun.... Tüm çocuklar ilerde, kaplumbağalar gibi bilge, ağırbaşlı, olgun, azimli ve en önemlisi çooook uzun ömürlü erişkinler olsunlar...

 

Hepinize sevgiler, saygılar...

 ---

Dr.F.Fisun (Gökduman) Kökcü-16.08.2012

Grafik/resim tasarım:F.Fisun (Gökduman) Kökcü

     

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

:))))...ne güzeldi...güzel güzel olsun gümleriniz,bayramlarınız...saygıyla...eyvallah...

nedim üstün 
 20.08.2012 9:23
Cevap :
Evet Nedim Bey.Çok güzel günlerdi:)))Sevgili oğlum, hala bana çok güzellikler yaşatıyor.Artık 19 yaşında...Güzel günlere hep beraber ulaşmak dileğiyle, iyi bayramlar efendim:)  20.08.2012 22:48
 

Benim gibiyse anlatırsınız :) ayyy evlatlar çok tatlı çokkkk hepsini çok seviyorum. Bu arada ben hala masal dinlemek istiyorum dinlerken uyumak çok hoşuma gidiyor belkide hep masal dinlediğimizden uyanmaya korkuyorum benimki farklı tabiki ama masalları seviyorum. Oğlunuzu kocamannnn öptüm sevgilerimle :)

Tülay EKER 
 17.08.2012 10:30
Cevap :
Çok teşekkür ederim. Evlatların çok tatlı olduğu konusunda,sonuna kadar sizinle hemfikirim:)Biz büyükler de masal dinlemeyi sever olduk son yıllarda:)Masallar hepimizi etkiliyor sanırım.Sevgi ve selamlarımla...  17.08.2012 20:10
 

Merhaba...Bayıldım öykünüze...İletişim ancak bu kadar güçlü olabilir anne ve çocuk arasında, sizi kutluyorum...Umarım torunlarınızla yeniden hayata merhaba der küçük kaplumbağa...Selamlar, mutlu kalın...

Ayşegül HAYVAR 
 16.08.2012 17:39
Cevap :
Çok teşekkür ederim Ayşegül Hanım. Oğlum ve ben, hep çok iyi anlaştık, ama benim eşim öyle iyi bir babadır ki, bu iletişimde, eşimin rolü de çok büyüktür. Baba-oğul olarak ilişkileri mükemmeldir. Bir gün, ikisinin iletişimini de yazacağım. Küçük kaplumbağamız, belki torunlarımın da ilgisini çekebilir, kimbilir? O günleri sabırsızlıkla bekliyorum aslında, ama daha oğlum 19 yaşında:))Daha uzun zaman var yani...Sevgilerimle, hoşçakalın.  16.08.2012 23:03
 

Fisun Hanım sizi kutlarım. Bir anne ancak bu kadar yararlı olur oğluna. Ne mutlu oğlunuza da! Ne diyelim onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine! elinize ve yüreğinize sağlık. Şen ve esen kalın...

Dr Atanur Yıldız 
 16.08.2012 16:42
Cevap :
Çok teşekkür ederim, değerli meslektaşım Atanur Bey...Analık zor zanaat derler büyüklerimiz. Gerçekten öyle. Benim yaptığım, içgüdülerime göre yol almak sadece. Yüreğimin doğruyu bulacağına inandım. Ve oğlumu çok sevdim, ama tavuk anne diye tabir edilen annelerden olmayı hiç beceremedim. Elimde tabakla, arkasından hiç dolaşmadım mesela. "Acıkınca yer" dedim hep. Belki bu bile oğlum için büyük bir rahatlıktı. Çocuğunu boğazlar gibi yemek yediren anneleri gördükçe, ben bunu yapmamaya çalıştım. Şimdi geriye dönüp bakınca, doğru yapmış olduğumu görüyorum. Obes bir genç değil oğlum, yani doyma merkezi zedelenmedi:))Ben biraz değişik bir anneyim galiba. Hayatının seçimlerini kendi yapacak kadar özgürdür oğlum. Bize danışmak isterse, biz hemen yanında oluruz. Doğru mu yaptık, yoksa yanlış mı bilmem ama, böyle yaptık işte:)))Selam ve saygılar Atanur Bey...  16.08.2012 23:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 330
Toplam yorum
: 1201
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 278
Kayıt tarihi
: 24.08.11
 
 

Efekan'ın annesi, Mehmet'in eşi, doktor emeklisi... Değerli dostlar... Bundan sonra, yazılarımı ses..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster