Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Eylül '11

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
342
 

Öğrenim aşamalarında iletişim

Öğrenim aşamalarında iletişim
 

Öğrenme aşamalarını genel olarak üç sınıfa ayırabiliriz:
1- Anlatma
2- Açıklama
3- Kavratma
Bu üç aşamada da başarı, öğrenciyle kurduğunuz iletişime bağlıdır. Anlatma aşamasında öğrenci için en önemli bilinç durumu dikkattir. Dikkatin belli bir süre odaklanması ilgiyi doğuracak ve böylece iletişimde bir süreklilik durumu doğacaktır. İlgi bilinçli dikkatin otomatik hale gelme durumudur. Bir kez bu duruma ulaşıldığında, öğrencinin dikkatini bilinçli olarak yönlendirmesine gerek kalmayacak ve bu kendiliğinden bilinç dışı bir davranışa dönüşecektir. Bilinçli dikkat süresi son derece kısa olduğu için, öğretmen en kısa zamanda bu davranışı bir ilgi durumuna dönüştürmeyi başarmalıdır. İlgi süresinde zaman çok daha geniştir. Açıklama aşamasının başarası oluşturulmuş bu ilgi seviyesiyle doğru orantılı olacaktır. Bilinçli dikkat bölümünde bilgi aktarmak ve ilgi durumunda açıklama yapmak sürecin kontrol edilebilmesi açısından son derece önemlidir. Kavrama aşamasına geçmeden önce öğrenciye bilgileri bilinçdışı seviyede işleyebilmesi için bir zaman verilmelidir. Bu zaman aralığında öğretmen başka konulardan bahsedebileceği gibi, destekleyici öyküler de anlatabilir. Eğer bu zaman aralığı yeterli olarak verilmezse, öğrencide “kafa karışıklığı” durumu doğabilir ve bu durum iletişimin kopmasına yol açar. 


Sınıfta verilen eğitimlerde bu sözü edilen süreçler ortak bir çizgi izler. Örneğin bir kişi tek başınayken, bilinçli dikkat süresi sınıf ortamındakinden farklı olacaktır. Topluluk içinde öğretmenin kurduğu iletişime bağlı olarak öğrenci, öğrenim sürecinde kendi kişisel özelliklerinden saparak diğerleriyle birlikte hareket etme eğilimi gösterecektir. Bu nedenle öğretmenin özellikle anlatma ve açıklama aşamalarında ve bunu takip eden bekleme süresinde her bir öğrenciyle özel olarak ilgilenmesi gerekmez. Ancak öğrenimin idraki içeren son aşamasında öğrencilerin tümünü tek tek kontrol etmek önemlidir. Bu kontrol mekanizmaları öğretmenin otomatik bir davranışı haline gelmiş olmalıdır. Öğretmen gözleriyle sınıftaki öğrencileri tarayarak, son aşamayı geçememiş öğrenciyi hemen fark edebilmeli ve o öğrenciye bu süreçte ek yardımda bulunmalıdır. 


Elli dakikalık bir ders süresinde, içeriğe göre öğrenim aşamaları doğru bir şekilde belirlendiğinde, iletişim kesintisiz olarak devam edecektir. Bu tür durumların kendiliğinden doğduğu ders saatlerinde öğrenci zamanın nasıl geçtiğini anlamayacak, zilin çalmasını beklenmedik bir uyaran olarak karşılayacaktır. 


Yukarıda bir örnek taslak olarak anlatılan öğretme süreci için, öğretmenliğin deneyime ne kadar dayalı olduğu anlaşılabilir. Eğer siz bir öğretmen olarak ders saatinin büyük bir bölümünü bilinçli dikkatinizi harcayarak geçiriyorsanız, acemisiniz demektir ve ders saati sonunda çok yorulmuş olacaksınız doğal olarak. Bu durum bir orkestra yönetmek ve bir müzik aleti çalmak gibi bilinçdışı bir davranışa dönüştüğünde, istenen iletişim seviyesine ulaşılabilir ve öğretim süreci başarıyla tamamlanır. Bu nedenle öğretmenlerin sahneye çıkmadan önce kendi aralarında provalar yapmaları, özellikle deneyimli öğretmenlerin birikimlerinden yararlanabilme olanağını doğurması ve dolayısıyla da kendi mesleki öğrenme süreçlerini hızlandırabilmeleri açısından büyük önem taşır. 


Size böyle provalar için, bir örnek uygulamayla daha iyi bir fikir verebilirim. Bu uygulamayı bir öğle arası ya da 15-20 dakikalık bir zaman aralığında iki kişiyle yapabilirsiniz. Uygulama size, iletişim için kazanılması gereken en önemli bir beceride ne derece usta olduğunuzu görmek fırsatı vereceği gibi, bu becerinizi geliştirebilmeniz içinde son derece yararlı olacaktır. 


Bu uygulama için iki kişilik bir grup oluşturun. Kendinize bir iki dakika ayırarak aklınıza üç farklı anınızı getirin. Örneğin bunlar, heyecanlı bir film izleme, bir sabah yürüyüşünüz, güzel bir akşam yemeği olabilir. Her bir anıya A, B, C şeklinde bir isim verin. Sonra bu anılarınızın her birini bir dakika içinde karşınızdakine anlatın. Her iki taraf da bu anlatımı yaptıktan sonra, ilk anlatan kişi gözlerini yumarak A, B veya C anılarından herhangi birini kafasında yeniden yaşıyormuş gibi canlandıracak; ancak hiçbir sözlü bildirimde bulunmayacak. Diğer kişi, karşısındakinin hangi anısını kafasında canlandırdığını bulacak. 


Bu uygulama sizin karşı tarafla kurduğunuz iletişimde duyumsal verilerinize karşı ne kadar dikkatli olabildiğinizi gösterecektir. Eğer siz, karşı taraf anısını anlatırken, kendi içsel canlandırmalarınızla (pozitif sanrılar) meşgul iseniz, başarısız olmanız kaçınılmazdır. Ancak, o anısını anlatırken siz onun nefes alışverişine, ten rengine, göz hareketlerine, ellerine, kısacası onun en belirgin fiziksel sinyallerine odaklanırsanız ( bu sizin kendi duyumsal algılarınıza odaklanmanız ve pozitif sanrılar görmekten vazgeçmeniz anlamına gelir aynı zamanda) , onun kafasında hangi anısını canlandırıp yaşadığını anlamanız çocuk oyuncağı olacaktır. 


Başarılı bir iletişimci olabilmek başarılı bir öğretmenliğin önkoşuludur. Ne kadar başarılı bir iletişimci olduğunuz ise, yukarıdaki uygulamadan da çıkarabileceğiniz gibi bir Tanrı vergisi, doğuştan gelen bir yetenekle sınırlı olmayıp, tamamıyla sizin bu konudaki çalışmalarınıza bağlı olan bir durumdur. Hepinize gönlünüzce bir gün diliyorum, saygılarımla! 

izzetbalci@gmail.com 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 75
Toplam yorum
: 13
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1110
Kayıt tarihi
: 06.06.11
 
 

Zihinsel Programlama Teknikleri(NLP, Hipnoz, Meditasyon..vs.) alanında, uzun yıllardır araştırma ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster