Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mart '09

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
1088
 

Öğrenme ve Andre Giordan

Öğrenme ve Andre Giordan
 

Çocuklukta öğrenme bir itkiye dönüşür. Buna karşılık, bu itki çocuğun potansiyellerini ve çoğunlukla anlıksal yeteneklerini geliştirir. Birey artık öğrenmiyorsa, bu bir depresyonun belirtisi ve daha sonraları da kesin bir çöküşün belirgin göstergesidir. Buna mukabil, öğrenme tutkusunu sürdürenler en derin çıkmazlarda olsalar bile yaşama arzularını korurlar. Öğrenme insanı kendi yaşam içgüdüsüne götürür ve daha sonra bireyi alışkanlıklarından, bağımlılıklarından ve şüphelerinden kurtarır, yeni durumlarda kullanmak amacıyla başarı ve başarısızlıklarından ders çıkarmasını olanaklı kılar, kendini ve başkalarını anlamasını sağlar.

Temelde bilmek bir şanstır. Bilenler için, öncelileri kendilerine bir dağ kadar aşılması güç görünen engeller (yönetimsel bir gereklilik ya da örneğin bireyin kendi vücudunun çalışması) gittikçe basitleşirler. Birey kendini aldatan ve onu sömüren uzmanın oyuncağı ya da piyonu olmaktan kurtulur… Bilen kişi kendi doktorunu ve avukatını sorgulayabilir, su tesisatçısı tarafından kandırılmaktan kurtulabilir ya da sıkıntı çekmeden belediye başkanıyla kanıtlar ileri sürerek tartışabilir. Sürekli değişim içerisindeki bir dünyada, kendi ya da başkalarının deneyimlerinden yarar sağlamak kendi iradesi dışında gerçekleşen olgulara uyum göstermesinde bir güce dönüşür.

Zihinsel etkinlikleriyle çevresi arasındaki karşılıklı verimli etkileşimler kurulduğu zaman bireyin bilgisi de gelişir. Çevresi onu teşvik eder ve öğrenmeye bir anlam kazandırır.

O halde öğrenme ilke olarak karşılıklı etkileşim işidir. Birey ancak kendi düşünce sistemi içerisinde yorumlayabildiklerini öğrenir. Kendisinden yönetilmesi beklenilen durumlarda onu çevreleyen evren hakkında her bireyin, bir fikir oluşturmak için açıklamaları, kısmen belirgin veya uygun inançları vardır. Ele aldığı konu hakkında doğrudan doğruya bir fikir sahibi değilse, bir açıklama arayışına girmek veya bir durumu önceden kestirmek için çeşitli yöntemler kullanır.

Öğrenmek, bireyin kendi yerleşik anlayışlarını değiştirmesi demektir. Daha ziyade, belli bir bağlamı ele almak için, açıklayıcı bir düzenden daha kesin olan diğer bir düzene geçmektir. Bir mesaj verme niyetinde olan aracı durumundaki öğretmen, öğrenenin bu yerleşik anlayışlarını düzenlemelidir.

Öğretmek, aracı kılmak karmaşık bir alşimikten[1] kaynaklanmaktadır. Bu kitabın önerdiği allosterik model, bir araya getirilecek[2] bileşenleri kategorilerine göre sınıflandırma imkânı sağlar. Bu bileşenlerin her biri sınırlandırıcı bir etkendir. Öğrenim bunlardan biri eksik olduğunda kesinlikle gerçekleşmez. Hata yapmaktan korkan bir öğrenciye bir şeyler öğretmeyi deneyiniz. Öğrencinin bu korkusu bir durum karşısında ilk anda sergilediği hiçbir şey yapamama veya kaçma gibi davranışlarla artar. Öğrenen bir tehditle karşılaştığında kaçmayı tercih eder. Eğitim ya da aracı unsur bu bileşenleri bir araya getirerek etkili bir "kokteyl" hazırlamalıdır. Bir etkinlik, öğrencinin amaçladığı hedefleri yakalamasına ya da onun merakını cezbeden olayları anlamaya olanak sağladığı zaman ancak anlam kazanır.

Bir öğretmenin etkileyiciliği, komedi yeteneği ve mizacı onun ortaya koyduklarını çekici kılan özelliklerdir. Bunlar gerekli fakat yetersizdirler. Öğretmenin inandırıcı olması için onun en iyi koşullara sahip olması gerekir. Her bireye göre argümanlar çeşitlilik gösterir. Özellikle bunların dozu çok iyi ayarlanmalıdır.

Bu farklı değişkenler arasındaki öğrenenin yapmış olduğu düzenleme göz önünde bulundurulmalıdır. Hem yararı olmayan hem de aynı şekilde çok yoğun unsurlar unutulur: Dengemizi alt üst eden (çekilmez bir hastalığın belirtisi gibi) tranva boyutundaki bir sarsıntı, her türlü öğrenimi engelleyen çok güçlü bir ruhsal uyumsuzluk yaratır. Öğrenenin kendi doğrularının kesinliği konusunda biraz endişe duyması gerekir. Fakat bu çok yoğun ve onun hayatını felç edecek düzeyde olmamalıdır. Bir öğrenme durumunda hem endişe hem kendine güven hem de bir başkasının yardımına ihtiyaç duyulmalıdır. En iyisi sürekli bir refakat güvencesi sağlayan bilişsel bir endişeyi kabullenmektir.

Karşılıklı etkileşim, sistem, ağlar, düzenleme, çıkarımlar beyin mekanizmasının ve dolayısıyla öğrenmenin anahtar kelimeleridir. Bu kelimeler diğerleriyle[3] birlikte öğrenmenin taşıyıcı unsurları olmalıdırlar. Burada biyolojik olarak bozulabilir bir bilgi geliştirmenin söz konusu olduğunu da eklemeliyiz. Öğrenilen her bilgi - en iyi öğrenilenler bile - zamanla dogmatikleşir. Artık bu bilgi zihinden kolay kolay atılamaz. Zira günümüz dünyası belirsizliklerle doludur. Bilgi, yaklaşıklık, eksiklik, belirsizlik ve öngörülmeyene karşı koymak için sürekli olarak günün koşullarına uyum gösterebilir nitelikte olmalıdır. Direnç gösterme sadece öğrencilere özgü bir durum değildir. Araştırmacılarda bile aynı tür mekanizmaların var olduğu görülebilir. Yeni yerleşik anlayışların kalıcı hale gelmeleri bir anda olmaz; bu yeni anlayışlar geçerliliğini kaybetmiş eski anlayışların savunucusudurlar.

ÖĞRENME HAREKETE GEÇMEKTİR, YAPMAKTIR,

Bir asırdır, bu öneri "aktif" diye nitelendirilen bütün eğitim girişimlerinin temelini oluşturur. Önceleri de Montaigne ve Rousseau "insanın kendi işini kendinin görmesi gerektiğini[4]" haykırmışlardı. "Yalnız gezenin düşleri" adlı eserin yazarı Rousseau’ya göre, öğretmen, sürekli olarak öğrencilerine onların ilgilerini, meraklarını, düşüncelerini, hatta heyecanlarını uyandıracak şekilde çalışmalar sunmalıdır. Bu çok küçük yaşlardan itibaren başlar ve yaşam boyu devam eder. Cenevreli psikolog Jean Piaget'nin ifadesini yineleyecek olursak öğrenme, "içselleştirilmiş eylemler dizisidir. Dahası eylem, büyük ölçüde öğrencinin ilgisini çeker ve öğrenciyi bir görevi yerine getirme isteği duyacağı bir konuma getirir. 1912 yılında Amerikalı psikolog ve filozof John Dewey, öğrencinin kendiliğinden oluşan öğrenme isteği ve bu öğrenme isteğini tek başına gerçekleştirme arzusunu" ileri sürerek etkili bir yöntem olan "yaparak öğrenme" kuramının ilkelerini özetlemiştir. O andan itibaren, "yaparak öğrenme" farklı yeni eğitim akımlarının sloganı oldu.

ÖĞRENMEK, KENDİ KENDİNİ SORGULAMAK DEMEKTİR

Aktif olarak nitelendirilen birçok eğitim bilim öğrenmenin amacını görmezlikten gelmeye devam ederler. Bir matematik formülünü bilmenin, yalnızca bu formülle hesap yapabiliyor veya bir problemi çözebiliyorsak yararı vardır. Aynı şekilde, bir fizik kuralı da bir varsayımı sonuçlandırdığında sadece değer kazanır. Çoğunlukla öğrenci, bu etkinlik yığınının hangi konuda yaşantısını aydınlatabileceğini kendisine sormaksızın bilgiler edindiği etkinlikleri depolar. Birey birçok kez etrafında olup bitenleri görür, ama hiçbir şey onu kendini sorgulamaya yönlendirmez. Yağmur ve kar yağar. Fakat niçin yağmur yağar, neden kar yağar? Kar yağar ancak toprakta kalmaz. Ya da kar toprakta kalmaz ama arabanın karoserinde kalır. Yazın hava sıcaktır bununla birlikte buzullar olduğu gibi kalır. Birey bu gözlemleri yapar ancak yaptığı gözlemle kalır. Hiçbir öğrenim gerçekleşmez. Bütün bunları ancak sorguladığı zaman anlamaya başlar. Bu ancak öğrenenin, öğrenmeye başladığı zaman durum saptamasını ("yağmaya başladığı zaman kar, arabanın üzerinde kalır fakat toprakta kalmaz" veya "buzullar yazın erimez") aştığında gerçekleşir.

ÖĞRENMEK, GERÇEKLİKLE YÜZ YÜZE GELMEK DEMEKTİR

Öğrenen kişi bir şeyi ancak yaşayarak (bir hareket), test ederek (hipotez), ve varsayarak (bir düşünce) öğrenebilir. Şüphesiz başkalarının tecrübesini dinlemek, onları depolamak, kısacası öğrenmek için verileri biriktirmek yeterli değildir. Çocukların söyledikleri gibi yazmak, "gerçekten" insanların kendi fikirlerini kullanmasını, onları başkalarının okumasıyla karşılaştırmadan önce imgeleri ileri sürmeyi gerektirir.

ÖĞRENMEK, DİĞERLERİYLE KARŞI KARŞIYA GELMEK DEMEKTİR

Sokrates'ten bu yana ikili çalışmalara öğretmen- öğrenci şeklinde hep önem verilmiştir. 17. yy' da bu karşılıklı eğitim anlayışıyla, ikili ve küçük gruplar halindeki çalışma yeniden değer[5] kazandı. "Yeni" eğitim anlayışını savunan pedagoglar, öğrenenin "tek başına" yaptığı çalışmalarda gösteremeyeceği gelişmeleri gerçekleştirdiğini kanıtlayarak, ikili ya da küçük çalışma grupları oluşturdular. Kendi kendine öğrenen birey, tarih dersinde bir olay karşısında birçok varsayımda bulunur. Olsa olsa en çok önem verdiği tek bir açıklama yapar. İki veya daha fazla kişiyle birlikte olma olgusu genellikle birbirleriyle çelişen fikirler içerir. Deyim yerindeyse bireyin yerleşik anlayışları sallantıya girer. İkili çalışma veya grup dinamiği bireyin fikirlerinin değişmesine veya çevreyi farklı şekilde algılamasına neden olur.

ÖĞRENMEK, KENDİNİ İFADE ETMEK DEMEKTİR

Öğrenen bireyin kendi bakış açısını "yumuşatması", farklı imkânlar yaratması veya kendininkinden farklı yaklaşımları göz önünde bulundurması sözlü veya yazılı dile yönelik uygulamalardır. Dilin çocuğun bilişsel gelişimindeki yeri ve önemi herkes tarafından bilinir. Anne ile ( veya baba) bebek arasındaki sözlü veya jestsel etkileşim, çocuğun düşüncesinin gelişmesinde büyük bir rol oynar. Çocuklar ve oyun arkadaşları arasındaki tartışmalar eylem stratejileri geliştirmeye katkıda bulunurlar ve sorunların çözümünü kolaylaştırırlar. Okulda söz ve yazı, iki veya çok sayıdaki öğrenen ile bilinçlenme araçları arasında köprü görevi görür. Fikirlerini yüksek sesle dile getirmek öğrenenin onları başka bir şekilde görmesine olanak sağlar. Öğrenen bireyin fikirlerini yazıya dökmesi bu fikirlerin tutarlılık ve birbirleriyle olan ilişkilerini artırır.

[1] Çev. Notu: Simyacılık veya Alşimi bir dönüşüm (transformation ) san’atıdır. Amaç, üzerinde çalışılan materyali işlenmemiş halinden işlenmiş, rafine bir duruma getirmektir.

[2] 14. Bölüme bakınız.

[3] 181. ve sonraki sayfalara bakınız.

[4] Hem coşkuya ve hem de isteğe öncelik vermek yerinde olur. Gerçekte küçük çocuk deneyimlerini duyuları yardımıyla edinir.

[5] Aynı anda 200 öğrenciyle eğitim yapmak gerekiyordu. Öğreticiler ve yaşça daha büyük olan öğrenciler daha küçükleri yetiştiriyorlardı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 8
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 4474
Kayıt tarihi
: 17.05.08
 
 

1977 doğumlu olan yazar lisans eğitimini 1999 yılında Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster