Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Nisan '18

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
69
 

Öğretim Makineleri - Öğrenen Makineler

M.Ferit Kotan

                     Eğitimde nitelikli eleman  yetiştirme amacı ile yurt dışına gönderilen elemanlar, yurda döndükten sonra bakanlık bünyesinde belirli  kademelerde  görev yapıyorlardı. Eğitimin geleneksel yapısı, yeniliklere pek açık olmadığı için yetişen elemanlardan istenilen düzeyde yararlanıldığından söz etmek mümkün değildi. 1965 yılında kurulan Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Bakanlıkta belirli makamlarda sıkışıp kalan kadrolar için sahaya inme olanağını sağlamıştır.

                   Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesinin  kurucuları Hukuk, Sosyoloji, Felsefe, Psikoloji, Sanat Tarihi alanında yetişmiş  önemli akademisyenlerden oluşmuştu. Fakültenin kuruluşu ile Türk eğitim sisteminin klasik anlayışın dışında yeni bir yaklaşım ile örgütlenmesi amaçlanmıştır. Kurucu kadro belirlenen amaçlar doğrultusunda organizasyonlara girerken, yukarıda açıklamaya çalıştığım nitelikteki insan gücüne, yeni bir istihdam alanı açılmıştır. Eğitim Fakültesinin varlığı, Prof. Dr. Fatma Varış, Prof Dr. Ziya Bursalıoğlu, Prof Dr. Hıfzı Doğan,Prof. Dr. Cevat Alkan,  Prof.Dr. Ferhan Oğuzkan, Prof Dr. İbrahim Ethem Başaran, Prof Dr Haydar Taymaz gibi değerli  akademisyenlerin  yetişmesine ortam sağladığı gibi, Türk Eğitim sistemine yeni eğitimcilerin ve akademisyenlerin kazandırılması yolunu açmıştır.

                 Eğitim Teknolojisi konusunu,  1970 yılında yüksek lisans programında Sayın Cevat Alkan hocamızın derslerinde tartışmaya başlamıştık.  O yıllarda öğretmenin elindeki en önemli öğretim aracı, siyah tahta ile beyaz tebeşir idi.  Bazı okullarda laboratuarlar olsa da, yetersiz olduğundan kullanılmamakta idi. Sınıfların çok kalabalık oluşu da (40-50 Kişi) ayrı bir sorundu.

                  Eğitim teknolojisi dersinde ilk kez öğrendiğimiz sözcük “Öğretim Makineleri” oldu. Eğitimci Burruhas Frederic Skinner’in  ortaya koyduğu bir sistemdir. Sikinner, yapmış olduğu araştırmalarda, her öğrencinin kendi hızında öğrenebileceğini belirleyerek öğretim makineleri programını geliştirmiştir. Bu sistem, programlı öğretimin temeli olarak değerlendirilir.  Öğretim basamakları (İşlem basamakları )yöntemiyle öğrencinin kendi kendine öğrenmesini ve kontrol etmesini sağlamayı amaçlayan bir sistemdir.

                Öğretim makineleri konusunda yeterli doküman olmadığı için bazı konuları sanal tartışıyorduk. Öğretim basamakları ile ilgili çevrisi yapılmış birkaç kitap elden ele dolaşıyordu. Bu verilerle sistemi kavramaya, şekillendirmeye çalışıyorduk. Bazı kamu kurum ve kuruluşların Hizmet İçi Eğitim faaliyetlerinde kullandıkları Tepe Göz, Slayt Makinesi, Epidiyaskop- Projeksiyon gibi araçların isimlerini öğreniyor ve resimlerini inceliyorduk. Okul sistemimizin hiçbir kademesinde o yıllarda bu araçlar yoktu.

           Fotokopi sisteminin yaygınlaşması, dokümanların anında çoğaltılması ve eğitim faaliyetlerine katılanlara sunulması, öğretim açısından önemli gelişmelerdi. Seksenli yılların sonlarına doğru bazı kurumlarca satın alınan, öğretmenin tahtaya yazdığı notların anında fotokopisinin çekilerek katılımcılara sunulmasını sağlayan yazı tahtaları ise eğitim teknolojisi açısından önemli bir devrimdi.

           Öğretimi daha etkili hale getirebilmek için video devri başlamış, bazı kurumlar eğitim serisi videoları hazırlamışlardır. Çalıştığım kurumun bu alandaki çabaları, senaryo yazmak ve görüntü yönetmenliği yapma gibi uğraşların içinde bulunmama neden olmuştur.   Cesaretimin temelinde, Eğitim Teknolojisi dersinden aldığım genel kültürün etkisi olduğunu açıklıkla söyleyebilirim.

           Türkiye’nin bilgisayar sistemi ile tanışmasının öyküsünün de tuhaf olduğunu söyleyebiliriz. Dünyanın her yerinde, silah sanayisinden sonra teknolojik yeniliklere açık olan kuruluşlar finans ve bankacılık sektörüdür. Bilgisayar sisteminin alt basamağı olan döküm makineleri ve on bağlı olarak  hizmet artırıcı makineler, bankacılık sisteminde kullanılıyordu. Bu teknoloji ülkemizin diğer kurumlarında yoktu. Örgün eğitim kurumları ise bu konulardan bihaberdi.

        Türkiye de bilgisayar sistemi kapalı devre olarak başladı. Kurumumuzda bilgisayar eğitim faaliyetlerini organize eden grup içerisinde bulunduğum için de güçlüklerinin bilinci ile hareket edebiliyorduk. Kapalı devre bilgisayar sistemi ile hizmetin kalitesi ve anında kontrol etme ve denetleme imkanı sağlanmıştır. O günün koşullarına göre önemli bir gelişme idi. Bilgisayar sistemine geçildi diyerek öğünüyorduk sağda solda.

         Sayın Cavat Alkan Hocamızın Eğitim Fakültesinde düzenlediği panele, konuşmacı olarak katılmıştım. Konuşmam sırasında bilgisayar sistemine geçişin güçlüklerini anlattıktan sonra, hizmetin kalitesini artırmak ve denetimleri kolaylaştırmanın ötesinde bir şey kazandırmadığını, masamdaki bilgisayarı ise daktilo makinesinin gelişmiş şekli olarak yorumlayabileceğimi söylemiştim.  Çünkü ülkemizde uygulanan bilgisayar sisteminin yapısı bu idi. O güne dek kullanılan tekniklerin biraz daha gelişmiş şekli idi.

           Panelden sonra Sayın  Prof.Dr Cavat Alkan hocam ile sohbet ederken bana yurt dışında bu sistemlerin çok farklı işlevleri olduğunu  söylediğinde o kadar da önemsememiştim.1990 yıllarda İngiltere ye gittiğimizde öğrendik bankacılıkta bilgisayarın nasıl kullanıldığını.

         Türkiye'deki alt yapılar bilgisayar çağına hazır değildi. Uydu alıcıları, radyolink hatları yoktu. Cep telefonu yoktu. Doğal olarak değerlendirmelerimizi var olan tekniklere göre yapıyorduk. Bugünün teknoloji çağını algılamaya çalıştıkça, Sayın Cavat Alkan hocama karşı teşekkür borcu olduğumu hep duygularımda yaşatmışımdır. Eğitim Bilimler Fakültesinin 53 yaşı kutlamasın da yaptığım kısa konuşma ile Rahmetli Hocamdan Özür dileme şansı bulmam benim açımdan çok önemli idi.

            Teknoloji alanındaki gelişmelerin birçok değerleri ve bilgileri alt üst ettiği gerçeği, her gün ortaya çıkan yeni gelişmelerle kendini göstermektedir. 7 yaşındaki çocukların cep telefonunu ve laptoplarını etkin olarak kullanmalarını imrenerek izliyoruz. 70 yaşına dayanan bizim kuşağın, akıllı telefonları ve interneti doğru dürüst kullanmayı becerememeleri ise ayrı bir konu.  Dedelerin, torunlardan yardım almak için başvurdukları yöntemleri kahkahalarla dinlemek eğlencelerin en güzeli.

           Teknolojiye öğretim makineleri ile başladık ama öğrenen makinelerin ”fiziki insanın” birçok alan da biyolojik insanı geçtiğini görüyoruz. Öğrenen ve öğrendiklerini yorumlayabilen makineleri yaratan bilim insanlarının başarısı, çağı algılamak açısından çok önemlidir.

           Eğitimde yıllardır gözden uzak tutulan, bir türlü görülmek istenmeyen önemli bir ilke vardır. Uygulanan eğitim sisteminin toplumda yarattığı değerler sisteminin niteliğidir. Yaratılan değerler sistemi, çağdaş demokrasinin ve bilimin öngörüleri ile örtüşebiliyor ise, eğitimden beklenen amaç gerçekleşmiştir diyebiliriz. Kullandıkları teknolojiyi yaratan bilimin değerleri dışında değerlerle yaşamı algılıyorlar ise, uygulanan eğitimi sorgulamak gerekmektedir.

            Gelişmiş ülkeler, öğrencilere proje yapabilme becerisini kazandırabilmek için fen ve teknoloji okulları üzerinde yoğunlaşırlarken, bizler hala” havanda su döverek” nitelikli okullar sıralamasını tartışıyoruz. Cahiliyet döneminde yaşananların 21. Yüz yılda ülkemizde yaşanır olmasını ise, akılla mantıkla açıklamak mümkün değildir. Bazı akademisyenlerin yazılarının ve konuşmalarının bilimle örtüşmediğini, gerçeklerden çok uzak olduğunu gördükçe hayıflanmamak elde değil.

           Mardin’in Midyat İlçesine bağlı Sivrice Köyü öğrencilerinin İspanya da düzenlenen robotik alanda yükselen yıldızlar yarışmasında birincilik ödülünü kazanmalarını; hemşerim ve ortaokuldan sınıf arkadaşım değerli öğretmen kardeşim Cahit Altınören’in torunu altıncı sınıf öğrencisi Ilgaz Altınören’ın, Amerika da  olağan üstü yetenek  araştırması için yapılan sınavda dünya çapında başarılı olmasını; Manisa da özel okul öğrencilerinin hazırladıkları iki projenin, ABD Harvard üniversitesine ve Almanya da yapılacak uluslararası sanat bilim konferansına davet edilmesini ; ÜLKEMDE ÇORAKLAŞTIRILARAK GÜDÜK BIRAKILAN FİDELER ARASINDA FIŞKIRAN  FİDELER OLARAK  değerlendirmek yanlış olmaz herhalde. Başka bir söyleyiş ile onlar,” BOZKIRDA YEŞEREN GONCA GÜLLER” dir.    

        Sivrice Köyünün öğrencisinin televizyonda söylediği ,  “İNSAN BEYNİNE CİBS YERLEŞTİREREK HAREKETLERİNİ SAĞLAYACAĞIM” tümcesi kulaklarımda çınlıyor.

 

Hüseyin Başdoğan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 97
Toplam yorum
: 23
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 440
Kayıt tarihi
: 07.02.09
 
 

1944 yılında Arapgir'de doğmuştur. İlk ve orta öğretimini Arapgir'de, lise öğrenimini Ankara Gazi Li..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster