Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Nisan '07

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
326
 

Öğretim üyesi sorunu...

Başbakan’ın ağzından siz de işittiniz mi? Ülkemizde öğretim üyesi olmak isteyen pek çok kişi varmış. Evet var, peki ne olacak? Bunlar bugünden yarına hemen öğretim üyesi oluverecekler mi? İnanın, kanım donuyor... Ben artık bütün umudumu yitirmiş durumdayım.

Hadi, her şey olur da bir ülkede Cumhurbaşkanlığına istekli bir başbakan da bu kadar mı gerçekleri yakalayabilmekten uzak olur, hayret doğrusu.. Şimdi olayı baştan alalım, bakınız sergilenen olay nasıl bir komediye dönüşmüş durumda.

YÖK diyor ki, “Bu kadar Üniversiteye öğretim üyesi bulamıyorum.”

Başbakan diyor ki, “Ülkede Öğretim üyesi olmak isteyen pek çok kişi var.”

Konuya yabancı olan bir kişi bunu nasıl anlar?

Biri diyor ki, “domates bulamıyorum.”

Biri de diyor ki, “Her yer domatesten geçilmiyor.”

Ve fakat kardeşim, öğretim üyesi manavdan, bakkaldan alınıp getirilecek bir şey değil ki. En yetenekli, en değerli bir üniversite çıkışlı aslan yavrusunun öğretim üyesi haline gelebilmesi için en az beş on yıl gerekiyor. Eee, bu yıllar içinde senin açtığın üniversitede cinler mi öğretmenlik edecek? Bu konuda Türk halkının ağzı esasen yanık.

Ama, Türk halkı her şeyi hemen unuttuğu için yaşadığı o günleri asla hatırlamaz.

Bir zamanlar “bir müdür bir mühür” dönemi yaşandı. Halkımız istediği için her kasabada, hatta her köyde bir ortaokul açılmıştı. Ve bırakınız ortaokullara ilkokullara bile öğretmen bulunamayan yıllardı o yıllar. Şimdi buradan bir şey söyleyeceğim. Kimse inanmayacak.

Kim nasıl inansın ki, yaklaşık elli yıl öncesine baktığım zaman kendi yaşadığım olaya bugün ben kendim inanamıyorum. Ben başkent Ankara’nın burnunun dibinde, tam tamına ikiyüz elli çocuğu tek başına okuttum. Hem de Türkçe konuşulmayan bir köy azmanında, hem de birinci sınıfında yüz on çocuk olarak ve hem de kendim henüz on dokuz yirmi yaşında bir çocuk iken...

Bir de rakamlarla yazayım mı?

Üç derslikli bir okul binasında beş sınıfta 250 çocuk. Ve birinci sınıf 110 kişi. Tek öğretmen. (Bu satırların yazarı)

Geçmişte uygulanan bir müdür bir mühür yöntemi, günümüz okumuş cahiller topluluğuna bizi kazandırdı (!). Şimdi de benzer biçimde üniversiteler kurma hazırlığındalar. Üniversitede ikinci sınıfa giden Faruk Nafiz adını işitmemiş adam biliyorum.

Sonra da bunca yığılma, bunca okumuş işsizler kalabalığı... Neyi hedefledikleri bilinemiyor.

Her konuda yabancı ülkeleri örnek alıyorlar. Şu bizdeki dersane rezilliğinin yeryüzünde bir başka örneği var mı? Niye bu konuda uygar ülkelerin ne yaptığına bakmıyorlar?

.....

Bir başka noktada bağrım yanık. Bakınız az önce söylediklerimle şu sözlerim ilintili. Milletvekilimiz, bilim adamı... İşte size öğretim üyesi. Görevini bırakmış Milletvekili seçilmiş. Demek ki, bir sorun daha var. Biz öğretim üyesi yetiştirsek bile onları “tutabilme” sorunumuz var.

Nerede tutabilme? Önce üniversite çatısı altında. Sonra o üniversitenin bulunduğu kentte. Daha daha, ülkede tutabilme sorunu var. Bunu ne ile ve nasıl başaracaksınız? Oktay Sinanoğlu geldi, Türkiye’de görev kabul etti. Masasının üzerine bir telefon koyamamışız.

Ve sözü buraya kadar getirmişken Milletvekili bilim adamımıza rahmet diliyorum. Gaziantep yolunda kazaya uğrayıp hayatını yitirdi. Henüz hiç bir yerde göremedim, emniyet kemeri bağlı mıydı acaba? Trafik kazalarında yitirdiğimiz canlar için ben yanıyorum da, sadece kemerini bağlamadığı için ölenlere bir başka yanıyorum.

“Keşke üniversitede kalsaydın Hocam!”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Malumunuz üzere ülkemizde yabancı doktor uygulaması için bir girişimi oldu hükümetin...Konunun muhatabı sağlık bakanı geçtiğimiz haftalarda CNNTürk te editör programına katıldı ve kendisine sebebini soran spikere şöyle bir cevap verdi..Malum ülkemizde doktor açığı var,biz YÖK e yeni tıp fakülteleri açalım dedik kabul etmediler,kontenjanları artıralım dedik yine kabul etmediler son çare bunu denedik bina inşa ediyoruz ama doktor bulamıyoruz diyordu kendisi...Ve bir istatistik verdi Almanya ve bize nüfus olarak yakın Avrupa ülkelerinde tıp fakültesi öğretim üyelerine düşen öğrenci sayısı 12-18 arasında değişiyor...Bizde kaç mı...Sadece 3.5...YÖK ün nasıl bir gerekçesi var merak etmekteyim...

denizine_küsmüs_marti 
 20.04.2007 19:46
Cevap :
Martı kardeş: Bana bir takım bilgiler vermiş ve sonunda "YÖK' ün nasıl bir gerekçesi var merak etmekteyim, demişsiniz. Benim amcamın bir oğlu var, onun adı Yılmaz Özgür Kutlu. Kısaca biz onu "YÖK" diye çağırıyoruz. Adının baş harflerinden dolayı. Hani anlıyorsun ya. Bu senin sorunu amcamın oğlu olan YÖK' e yönelttim. "Niye doğrudan doğruya bana sormuyor da araya seni sokuyor?" dedi ve çok kızdı. Sahi, sen niye soracağını YÖK'e kendin sormuyorsun? Yoksa amcamın oğluyla aran mı hoş değil?  22.04.2007 19:53
 

Türkiye'de hangi kurum işi yapmasını bilen insanla çalışıyor ki üniversitelerde durum bu olsun. sebze meyve yetiştiriciliğinde okuyan kişiler öğretmenlik yaptı küçücük beyinlere,neler öğrettiler bilemem ama doğruyu olmadığı kesin...bu ülkede onların yapması gereken meslekleri bunlar,bunların yapması gereken meslekleri şunlar,gerçekten mesleğini yapmak isteyen diğerleri ise hala kpss de umut arıyor... Gerçi üniversitelerin her yere açılan gerekli gereksiz bir sürü bölümünde çalışması için ordan burdan hatırlı memurlar toplanacağına en azından gerçekten bu işi yapmak isteyen,konusundan mezun insanların üniversitelerle çalışması kötünün iyisi gibi geliyor düşününce...

Mavi-deli 
 03.04.2007 16:59
Cevap :
Öncelikle belirteyim. Size nasıl hitabedeceğimi bilemedim. Genellikle iki adlı kişilere yazarken, ikinci sözcüğün başına "Sayın" sözcüğünü getirerek sesleniriz. Bu kurala uyacak olursam size "Sayın Deli" demem gerekecek. En iyisi hitapsız yazayım. Öğretim kurumlarının her kademesinde öğretim elemanlarının her bakımdan tam donanımlı olması gerekir. Böyle olmayınca bunun zararı sonradan ortaya geliyor. Bakınız, sizin de kulağınıza çalınmıştır, Türkiye başbakanı "ESNAFLAR" diyor. "GERİ İADE ETMEK" diyor. Başbakan yardımcısı dün akşam TV de "HUKUĞU" dedi. Türkiye'de gazetecilerin neredeyse yarısı "CAMİ" sözcüğünü cümle içinde kullanmayı beceremiyorlar. Bunlar benim belirleyebildiğim dil üzerine yanlışlar. Ya benim yakalayamadığım diğer alanlarda yapılan yanlışlar bir dile getirilebilse.. O nedenle hele üniversitelerde öğretim elemanlarının adlarına yakışır biçimde "BİLGİN" olmaları gerekmektedir. Bunun dışında yol düşünülmemeli. Sevgiler. (Şakamı anlayışla karşılayacağınızı umuyorum)  04.04.2007 0:02
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 49
Toplam yorum
: 73
Toplam mesaj
: 40
Ort. okunma sayısı
: 729
Kayıt tarihi
: 19.11.06
 
 

Ben uzun zamandır yazıyorum. Türkiye'den epey uzakta oturuyorum. Üç çocuğun babası ve pek çok çocuğu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster