Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Kasım '10

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
988
 

Öğretmen Çocuğu Olmak Demek

Öğretmen Çocuğu Olmak Demek
 

Ben öğretmen çocuğuyum ancak şimdilerde bazıları gibi üç kitap okuyan ve devlete kapak atmak garantisi ile bu işi seçenlerin çocuğu değilim. Ben, ülkeyi yeşertmenin filizden başlayacağını düşünerek bu mesleği aşkla yapan öğretmenlerin çocuğuyum.

Anne ve babamın serüveni devrim üzerine kurulu. Hikayelerini her dinleyişimde buruk bir gülümseme belirir yüzümde. Aydın'a bağlı iki ayrı köyün tek öğretmeniymişler. Koşullar çetin, imkanlar kısıtlı. Babam, tebeşir istemek için annemin çalıştığı köye gider. Tabii araç yok, yol yok. Çıplak tepelerden saatlerce yürür sonunda köy lojmanına ulaşır. Kapı açıktır.

İçeriye doğru seslenir fakat yanıt alamaz. Annemin evine ilk girdiğinde başı döner. Duvarlarda Yılmaz Güney'in film afişleri, Che'nin posterleri, Karl Marx kitapları ve çerçevede bir fotoğraf. Bu annem, babam eline fotoğrafı alır almaz ona aşık olur. Aynı amaç için çalıştıklarını bilmek, annemin de tıpkı kendisi gibi devrim ülküsü ile çarpan yüreğini hissetmek babamı bambaşka bir dünyaya götürür. Çok geçmeden annem gelir, evinde yabancı bir erkeği görünce haliyle sinirlenir. Babam kendisini Milli Eğitim Müfettişi olarak tanıtır ve anneme çıkışmaya çalışır: "Bu afişler, kitaplar neyin nesi? Siz çocukları mı zehirliyorsunuz?" Annem ondan daha yaman çıkar ve özel hayatıyla işini asla karıştırmadığına dair cümleleri babama karşı yüksek sesle kurar. Babam, bir kez daha çarpılır. Bu yürekli çıkış, bu kendinden emin tavırlar, aradığı kadın annemden başkası değildir.

Annem ve babam bir hafta içerisinde evlenirler. O güne dair tek bir fotoğraf bile çekilmeden, öyle kot pantolonlarla nikah kıyarlar. Düğünsüz, derneksiz. Yapacak iş çoktur. Katılacakları yürüyüşler, protesto edecekleri kurumlar, emperyalizmin kirli kollarından çekip kurtaracakları bir ülke onları beklemektedir.

Hikayeleri zorluklarla devam eder; memleketin en ücre kesimlerine sürülürler. Küçüktüm, nedenini bilmediğim gidişler olurdu. En çok da babam giderdi ama her dönüşte daha güçlü görürdüm onu, daha kararlı, daha tutkulu. Anne ve babam, öğrencilerine her fırsatta Atatürk aşkını aşıladılar. Buna ben de dahilim. Öğretmen çocuğu olmak demek Köy okullarında birleştirilmiş sınıflarda okumak demektir.

Okulun iki öğretmeni vardı. Biri annem diğeri ise aynı zamanda okul müdürlüğünü de üstlenen babamdı. Annem 1.2. ve 3. sınıfları okuturken, babam 4 ve 5.sınıfları okutuyordu. Bir yanda alfabeyi öğrenen öğrenciler, diğer yanda Atatürk devrimlerini anlamaya çalışanlar. Annemler hiç yılmadı, yorulmadı, aldırış etmediler zorluklara.

Öğretmen çocuğu olmak demek, öğretmencik olmak demekti belki de . Ben, her alanda onlara yardımcı oluyordum. Minicik ellerimle, kendimden iki yaş küçük öğrencilere heceleri yazdırıyordum. Minik bir öğretmen oluvermiştim. Büyüdükçe sorumluluklarım da artıyordu. İçimde adeta cayır cayır yanan bir Atatürk aşkı vardı. Geceleri yatağımın baş ucundaki fotoğrafını öpmeden uyuyamazdım. Her sabah fikirlerine koşardım. Arkadaşlarıma okuduğum kitaplardaki Mustafa Kemal'i anlatırdım durmadan. Yaşıma bakmadan büyük cümleler kurardım. Kurtuluş Savaşı oyunu oynardık tenefüslerde. Her birimiz Atatürk olurduk, yenerdik düşmanları.

Çocuktum, çocukluklarım da yok değildi yani. Öğretmen çocuğu olmak demek torpilli öğrenci olmak demek midir? Ben de hiç öyle olmadı. El işi dersinde babam kız öğrencilerine el bezi işlemelerini söylemişti. İğne-iplik tutmamış elim yamuk yumuk bir bez parçası işlememe neden oldu. Bu işi kıvıramayacağım belliydi. Eve koştum. Önceki yıllara ait öğrencilerin bize bıraktıkları elbezilerden birini kaptığım gibi derse girdim. Babam bütün kızlara beş-pekiyi veriyordu. Sıra bana geldiğinde elbeziye şöyle bir baktı ve; "Dört-iyi" dedi. "Ama neden?" diyivermişim. Sırama oturmamı istedi. Akşam evde yanıma gelip, yaptığım şeyin yanlış olduğunu söyledi, bana zayıf vermeme nedenini de köylü kızların hamaratlığıyla baş edebilmemin zor olduğunu söylerek açıkladı. "Annenin sana bunları öğretecek vakti yok, haklısın fakat bu yaptığın düpedüz sahtekarlık" dediğinde yüzüm kıpkırmızıydı.

Bütün sınıfın pekiyi alıp benim yine iyi aldığım bir başka ders de Din Kültürü'dür. Babam, din derslerinde bize hep hak yememekten, eşitlikten, hayvanları ve doğayı sevmekten, ilkeli olmaktan bahsederdi. Sözlü sınavda müfredatta yazan konuları sorardı. Sure ve dualar gibi. Birgün ders öncesinden sınıftaki kızlardan birini yanına çağırmış, "Burcu'ya birkaç tane sure öğretin" demiş. Kızlar yanıma geldi, dut ağacının altında Kevser Suresi'ni ezberledim. Sınav zamanı köy çocukları bütün sure ve duaları adları gibi ezbere okudular. Ben ise takıla takıla, yarı yanlış yarı doğru okudum. Babam anlattıklarına uymuş, hak yemeyerek sınıftakilerden daha düşük bir not vermişti bana. Onun ve annemin gözünde diğer öğrencilerinden hiçbir farkım yoktu. Gerçek öğretmen çocuğu olmak böyle bir şey sanırım.

Bugüne özel çocukluğuma gittim geldim, sabah erkenden ellerini öptüm beni yetiştiren ilk öğretmenlerimin. İyi ki onların evladıyım diye gururlandım.

Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere son nefeslerine kadar Türkiye Cumhuriyeti'nin çağdaş yapısını korumayı görev bilmiş rahmetli öğretmenlerimizin aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum. Bugün yürekleri görev aşkıyla çarpan Anne ve babamın nezdinde memleketin her köşesini evi, her öğrencisi evladı bilen öğretmenlerin Öğretmenler Günü'nü kutluyor, ellerinden öpüyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Burcu Hanım,siz ve sizin gibi yürekli,Atatürkçü çocuklarımız yetiştikçe geleceğe umutla bakıyorum.Yazdıkların ,yaşadıklarımla çok örtüşüyor...Tebrik eder,selamlarımı,sevgilerimi yolluyorum.

Mesut Selek 
 26.11.2010 18:08
 

Sizlerle aynı düşünceleri paylaşıyorum. Öğretmenler gününüz kutlu olsun öğretmenim. Benim de bu konuda eleştirel bir yazım var. Okur musunuz? Ama yorumunuzu da bekliyorum. blog.milliyet.com.tr/Sozlesmeli_ogretmen/Blog/?BlogNo=275935

schoolmaster 
 25.11.2010 12:04
 

Bir masal tadında olmuş kutlamanız... Bir solukta okudum. O iki güzel öğretmenimin bu özel gününü benim için de kutlayıp, onlara sevgilerimi ve saygılarımı iletir misiniz? Sevgi ve saygıyla...

Haluk Seki 
 24.11.2010 12:51
 

Burcu sana Burcu diyorum çünkü tahminen ben de annenlerle yaşıt sayılırım..Ben emekli bir öğretmenim ve bu yazdıkların benim için okadar tanıdık ki,beni çok eski zamanlara götürdün bu yazıyı bu gün için aldığım bir hediye olarak sayıyorum. Yazın beni çok etkiledi. Eline,diline,yüreğine saglık...Anne ve babana saygılar...Seninle gurur duyduklarından eminim...

selmin özer 
 24.11.2010 12:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 76
Toplam yorum
: 83
Toplam mesaj
: 32
Ort. okunma sayısı
: 1517
Kayıt tarihi
: 10.01.08
 
 

Atatürk'ün; kurduğu Cumhuriyete, komutanlığını yaptığı Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, halkına bellettiğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster