Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Mart '19

 
Kategori
Yetenekler
Okunma Sayısı
127
 

Öğretmen Fikret Madaralı

öyle kızıyorum ki şu gâvurlara
sözgelişi niçin yüz yıl önce
icat etmediler şu cep telefonunu
şu bilgisayarı şu interneti
onca yıl ne diye beklediler?

tembeller
uyuşuklar
sersemler
geri zekâlılar!

     (H.E.)

Köy Enstitülerinde çalışan öğretmenlerden bazıları efsaneleşmiştir.
Edirneli yazar Ayhan Tunca’nın Köy Enstitüleri ve Kepirtepe adlı eserinde böyle bir öğretmen anlatılır.

Yazarın babası Sefer Tunca, Kepirtepe Köy Enstitüsü’nün ilk mezunlarındandır. Kepirtepe’ye Edirne-Karaağaç’ta açılan “Öğretmen Okulu”ndan gelmiştir. Şöyle anlatıyor; öğretmeni Madaralı’yı:
“Edirne – Karaağaç’ta, Öğretmen Okulu’na geldiğimiz gün, ilk tanıdığımız öğretmenlerimizden biri de Fikret Madaralı olmuştur.
Öğretmenimiz Fikret Madaralı, çok kitap okur, bizlerin de okumasını isterdi.
İstanbul’a her gidişinde çeşitli kitaplar alır, bizlere armağan ederdi ki, bana da Semaver adında bir roman vermişti.
Okumayı çok seven arkadaşlarımız Mehmet Başaran ile Halil Basutçu’nun bu özelliklerini destekler ve ilgilenirdi.”

Fikret Madaralı, Bulgaristan’dan kaçarak gelmiş bir öğretmendir. Bu nedenle, kendisi gibi Bulgaristan’dan kaçarak gelmiş öğrencilere ayrı bir ilgi gösterip yardımda bulunurmuş.

Sefer Tunca’yı dinleyelim:
“Madaralı zaman zaman okuma programları düzenler;  bu programlarda arkadaşlarımızdan biri sesli olarak kitap okur, bizler dinlerdik…
Öğretmenimiz Fikret Madaralı, çok çalışkandı; O’nun için, ‘Okulumuzun belkemiğiydi;’ diyebilirim. O’nun öğretmenliği ve yönetiminde hizmet veren okul kooperatifimizce satılan ürünler, genellikle, okulun açık mekânlarında ve pencere altlarında uygun yerlerde sergilenirdi.
Defter, kalem, silgi, dosya kâğıdı gibi okul malzemeleri yanında karamela şekeri ve fındık-fıstık türü şeylerin satışı için özel bir görevli yoktu. Her şey açıktaydı ve biz öğrenciler gider, paramızı bırakır, alacağımızı alırdık.
Peki… Bu uygulama istismar edilmez miydi?
Bunu bir-iki arkadaşımızın yaptığı duyuldu ama okul yönetimi konunun üstüne gitmedi! Okul yönetiminin bu tutumu bir eğitim anlayışı idi ve öyle inanıyorum ki, öğrencilerden bir suçlu yaratma yerine, özgüvenlerini kazanmaları hedeflenmişti.”

Madaralı’nın bu güzel uygulaması gibi, okul yönetiminin tutumunu da aynen onaylıyorum.
Derslikler ile yemekhane arası çamurlu bir alandır. Özellikle yağmurlu günlerde buradan gidip gelmenin ne kadar zahmetli olduğunu bir düşünün. Fikret Madaralı gibi çalışkan bir öğretmen varsa bir okulda, o yol öyle kalabilir mi?
Nitekim, öğrencileri de alıp yanına, derslikler ile yemekhane arasına ağaç dalları ve kütüklerinden de yararlanıp öyle bir yol döşer ki!..
Öğretmenleri ve öğrencileri çamurdan kurtaran, demiryolunu andıran bu yola, “Madaralı Hattı” der öğrenciler.
İnsanlara kolaylık sağlayan bir iş yapmak, bir eser bırakmak ne güzel!

Şu cümleler de Sefer Tunca’nın:
“Öğrencilerle çok iyi diyaloğu olan öğretmenimiz Madaralı, sinirlendiği anlarda da bizlere çok iyi davranırdı ve böylesi durumlarda ‘Haydi sarsak!’ der, başkaca bir şey söylemezdi.”

BURDAN NE GEÇTİ?
Bir gün, öğretmen Fikret Madaralı, bütün öğrencileri okulun bodrum katındaki odaya indirir. Bu odanın hem koridora hem de dışarı açılan iki kapısı vardır. Çok taze bir beton vardır odada… Ve üstünde ayakkabı izleri… Madaralı izleri gösterip sorar:
-Bilin bakalım, buradan ne geçmiş?
-Bir arkadaşımız geçmiş öğretmenim.
-Hayır!
-Ama öğretmenim, belli ki bir insan geçmiş, ayakkabı izleri bunlar!
İşte Madaralı’nın cevabı:
“-Bire sarsaklar! Buradan geçen bir hayvandır, hayvan… İnsanoğlu buradan geçecek kadar
aptal olabilir mi?”
Ah sevgili öğretmenimin ah, nice aptallıklar yapıyor da iki ayaklı yaratıklar, yine de “insanız” diye caka satıp yaşıyorlar aramızda.

Adam Kışı nerede Geçirecek?
Yine Kepirtepe’nin ilk mezunlarından Yusuf Asıl da şöyle anlatmış bir anısını:
“Günlerden bir gün, hep yaptığı gibi, farklı bitaplarla gelmişti sınıfa Madaralı. Bu kitap ve dergilerde karikatürler görülürdü ve öğretmen, buradaki çizimler üzerinde yoğunlaştırırdı öğrencileri.
Karikatürlerin yorumlanmasını öğretmek de denebilirdi, öğretmenin yaptıklarına.
O gün, Yeni Adam adlı dergide, yıkık bir evin yıkılmayan son parçası üzerine çıkmış bir adam, elinde kazma ile son tuğlaları da sökmeye çalışmaktaydı. Altında şöyle bir yazı vardı:
-Kışı nerede geçireceksiniz?
Madaralı:
“-Söyleyin bakalım, bu adam kışı nerede geçirecek?” diye sorar.
Öğrenciler:
-Yapacağı evinde geçirecek…
-Hayır!
-Çadırda!
-Hayır!
-Kırda, dağda, bayırda…
Daha fazla sabredemeyen Madaralı, şu güzel yorumla sonlandırır bu öyküyü:
“-Bire sarsaklar! Bu adam kışı mezarda geçirecek, mezarda! Baksanıza, adam ayağının altını oyuyor.”

Bu anıları okuyunca, Madaralı’yı sevdim. “Keşke ben de öğrencisi olabilseydim!” diye
düşündüm.
Ancak, öğrencisi Yusuf Asıl’ın:
“Madaralı döverdi de… İlk günlerde, kabuğu koparılmış (herhalde kapağı olsa gerek) bir sözlük için, arkadaşımız İdris Destan’ı yere yatırıp tekmelemişti.” (*) satırlarını okuyunca durdum:
İşte bunu sevmedim. Sebep ne olursa olsun, bir insanın başka bir insana, hele hele kendinden zayıf ve güçsüz bir insana şiddet uygulamasını asla onaylamıyorum çünkü. Hele hele bir öğretmenin, kendisine, “Eğit, öğret, yetiştir, yeteneklerini geliştir.” diye teslim edilen öğrencilere şiddet uygulamasını asla kabul etmedim; etmiyorum.

Keşke böyle bir huyu olmasaydı, Fikret Madaralı öğretmenin, “Her güzelin bir kusuru vardır.” denir ya hani; O’nun kusuru da buymuş demek ki.

Yirmi yıllık öğretmenliğim boyunca Dicle ve Hasanoğlan Öğretmen Okullarında, Arpaçay ve Keşan-Paşayiğit Ortaokullarında, Küçükköy-Vefa Poyraz Lisesi, Şişli Lisesi ve Bakırköy Merkez Liseleri ile İstanbul Millî Eğitim Müdür Yardımcılığı’nda benim nice kusurlarım oldu, kim bilir!

Hüseyin Erkan                 
huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr

 

  • ----------------------------------------------------------------------------------------------
  •    (*) KÖY ENSTİTÜLERİ ve KEPİRTEPE, Ayhan Tunca, Yöre Yayınları, Edirne 2018,
     

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 264
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 262
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster