Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Haziran '19

     
    Kategori
    Anılar
    Okunma Sayısı
    44
     

    Öğretmen

    Bayramın ikinci günü hem mesaj atmış hem de aramıştım onu. Dönüş yapmıştı ve aramıştı ertesi gün. Bayramlaşmıştık telefonda.
     
    Hemen Adem’i aradım. Bayramını kutladım. İlkokuldan sınıf arkadaşımdı Adem. Alıp Adem'i, ona gidecektik. Kapıda karşılaştığımızda Adem'i daha bir heyecanla karşıladı.
     
    Erken yaşta evlenmelerinden, eşinin okuduğu gazeteden (Cumhuriyet) sebep kendi ilçelerinden sürüldüğüne varıncaya dek anlattı.
     
    Konuşmaya başlayınca Adem’i pek sevdiğini anladım. Laf bana gelince sarılık, bademcik hastalıkları geçiren, sabahları uyanamayan ben. En arka sırada otururmuşum, uyurmuşum. Okula başladığımda ağladığımı hatırlarım. Uykucu diye de lakap takmış bana öğretmenim! Sonra diğer Fatih’i de çağıracaktım, görüntülü aramayla. O da anlatmaya başladı. “Köfteci” diye lakap takmış o da diğer haylaz çocuklarla bana. Köfteci idi uykucu derken ufaktan tartıştılar. Şöyle baktım onlara. Bebekten beri alerjik rinitim varmış, yıllarca bulamamış doktorlar. Afedersiniz, burnum kaşınırdı. Ondan alaya alırmışlar. Fatih hep onunla eğlenirdik, stres topumuzdu, diyerek pişkin pişkin anlattı.
     
    Yıllarca “Fatih, oğlum yazdın mı?” sözü kalmıştı öğretmenimin aklımda. Kendisi eşinin solcu olmasından dem vururken babamın sağcılığı geldi aklıma. Ve daha sonra olimpiyat derecesi yapacak olan kolsuz öğrencisini okulca reddedişlerini, sonunda çocuğu “kaybettiklerini”  anlatırken, eğitimin bir özveri işi olduğunu anlayacaktım. Bir de beni 1. sınıfta bırakacakken, müdüre söylemiş. Müdür fırsat vermesini istemiş. Dönemin sonuna doğru, tahtaya kaldırmış beni, birden okuyup yazmışım her şeyi tastamam bilip. Olağanüstü bir şeymiş gibi anlatacaktı. Çiçek gibi açmışım, anlatırken o da çiçek gibi olmuştu.Sınıftaki farklılığım, sessizliğim ileride de devam edecekti. Ortaokul ve lisede okuduğum dergiden dolayı “Dino”, üniversitede de okuduğum kitaptan dolayı Matrix lakaplarını alacak, yıllıklara geçecektim. Lise yıllığında lakabımın yanına “adı çıkmış dokuza inmez sekize” yazacaklardı. Ben de kendini göstermeye korkan, gösterdikçe de toplumca farklılığı damgalanan olacaktım.
     
    Bizden sonraki yıl boş sınıfta oturmuş, sonraki yıl da emekli olmuş 45 yaşında. Sonra da döngü onu kaybetmiş anlaşılan… Öfkeliydi o an. Ama şansları yaver gitmiş, aldığı emekli ikramiyesi bir gecede ikiye katlanmış sonrasında.Oturmuş sonra torun bakmış. Bir dönem ayrılmışlar ama gelin sonra pişman olmuş. Bakıcıdan hastalık bulaşmış, ölümden dönmüş torunların biri. Şimdi karşılıklı dairelerde oturuyorlarmış. Şimdi ise iyi birer bölüm okuyormuş torunlar.
     
    Sonra evin reisi geldi, ben babamla tanıtıldım. Adam biraz soğuktu sanki. Sonra benim teklifimle gelindiği öğretmenimce anlatıldı. 2 yıldır aradığımı ama gelmeye korktuğumu anlattım. BENHUR adlı eski ama başyapıt bir filmden örnek vererek meseleyi anlatmaya çalıştığımda adamın gözleri açıldı, aktörden bahsetti bana. Filmde cüzzam olan anne ve kız kardeşin, Benhur onları görmesin diye kendileri için öldüğü yalanını Benhur'un karısına söyletmeleri anlatılıyordu. Öğretmenimin hasta olduğunu ve kendisini o vaziyette görmemi istemediğimi düşünmüştüm.  Yanılmışım.  Adem'i  de aracı yaptığımı ifade ettim.  Çünkü Adem, Adem'di. 
     
    Adem'i alıp meydana indik. Arabadan indiğimde ayakkabılarımın tabanlarının parçalandığını fark ettim.  2 ay önce giyerim diye kalıba koyduğum 14 yıldır bekleyen ayakkabıların taban lastikleri, zamanın stresine dayanamamış olmalıydılar. Çatır çatır ötüyordular iki gündür. Hemen meydan parkının alt bölümündeki ayakkabıcılara gittik yapıştırılsınlar diye. Ayakkabıcı Aliosman deyip deyip durdu bana garip garip. Aliosman büyük dedemizin adı idi.
     
    Terlikleri giyip başladık beklemeye. Adem de evlenmemişti. Aklıma ayakkabıları alma sebebim geldi. Sordum ona, uzak yerlerden evlenenler uzun vadede mutlu olabiliyorlar mı diye. Neden olmasınlar ki diye cevapladı. Tam o esnada Adem'in bir arkadaşı belirdi eşiyle, bebek arabalarıyla. Sürpriz olmuştu. Ayakkabılar kururken sohbete daldılar. Adam birden konuyu arkadaşlarına getirdi. 10 yıllık evli, 2 çocuklu arkadaşlarından bahsetti. Ayrılmışlar. Adam Trabzonlu, kız Ankaralı imiş. Düşündüm. Ayakkabıları alma sebebim olan Mamaklı kızı. Belki onunla konuşsaydım sonumuz ayakkabıların tabanı gibi olacaktı. 
     

    Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

     
    Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
    Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
    Toplam blog
    : 1
    Toplam yorum
    : 0
    Toplam mesaj
    : 0
    Ort. okunma sayısı
    : 44
    Kayıt tarihi
    : 14.06.19
     
     

    36 yaşındayım, öğretmenim. ..

     
     
    Yazarı paylaş
    • Tümünü göster