Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Aralık '11

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
2544
 

Öğretmenim, "Öğretmen" oldum!

Öğretmenim, "Öğretmen" oldum!
 

Ben, yüreğimin sesini dinleyerek öğretmen oldum ve yalnız şu kıssayı “öğrenebildim” hayatta: Kalp, ruha demiş ki; “Ben âşık olurum ama, nedense acısını sen çekersin.” Ruh cevap vermiş: ” Sen, yeter ki sev…”


“İnsanın değeri nedir?” sorusuna Hz. Mevlânâ, çok kısa ama çok derin cevap verir: ”Aradığı şeydir…”
Kendime sordum, ben de…  “Neyin peşinde koştum bunca yıl?”  “Ben, tam da şu ân’da, o aradığım şey” miyim?” Cevabı çok zor sorular bunlar, biliyorum… Ya da bu soruların cevapları, hayatımızın her salisesinde, aldığımız her nefesle bizimle geliyor da; “biz aradığımızın ne olduğunu” göremediğimiz için cevapları fark edemiyor; idrak edemiyoruz… Veya, “Aradığımız şey”, hayatın soluduğumuz her ân’ında  aklımız, yüreğimiz, ruhumuzla, Allah’ın bu kâinatta bize sunduğu nimetlerin farkına varıp da bu nimetlerden bize düşen hisseye sahip çıkabildikçe şekilleniyor; değerleniyor… O şekle, o değere ân be ân yaklaştıkça biz, “insan” oluyoruz…
Kimim ben? Belki de bir insan için en değerli, ama en zor soru bu… “Kim’liğime” ulaşmak, kimliğime değer katmak, kimliğime en zarif, en mütenasip sıfatı -beni renklendirecek sıfatı- katabilmek için kâinatı ve bana sunulan nimetleri nasıl görmeli, nasıl okumalıyım?
Belki de ben, “gördüğüm” kadar değerliyim bu kâinatta…  Kim bilir? Belki de ben, okuyabildiğim oranda bir sıfata sahip olabileceğim bu hayatta …
Görmek… Görünen o ki; insan olarak Cenab-ı Hakk’ın lutfuna mazhar olup da, ne kadar çok bilgi ile donatılmış olursak olalım; o Muazzam Bilgi’nin bize kattığı nimeti bulamamış ve görememişsek; görmeye çabalarken “İnsana verilen hakkaniyet terazisini;  kalbimizi” cesaretli ve adil kullanamamışsak, yani “BİZDE ŞİFRELENMİŞ” BİLGİYİ yüreğimizde hissedememişsek, hem GÖRMÜYORUZ hem de GÖRÜNMÜYORUZ demektir, şu dünyada…
Ve  okumak…  Görmeyen -ve elbette hissetmeyen- insanın okumasına, okuduğunu anlamasına imkân var mı? Oysa, insan ve hayat açılıp okunması gereken kitap gibi, şiir gibi, yürek gibidir; anlayana! Arayana ve kendini bulana!
“Kimim ben?” Hayatı, insanı ve kendimi nasıl okuyorum? Neleri görüyorum bu hayatta? Ve de kimleri?
Kimi okumalıyım ya da neyi? Nereden başlamalıyım; beni aramaya? Neydi beni şekillendiren; beni ben yapan ve beni bugünlere getiren? Neydi bana insanlık sahnesinde, donatıldığım bilgiye eş, doğru rolü biçen?
Neydi bana “öğretmen oldum, çünkü” dedirten…
Yüreğin cesaretli sorusuyla, birden bire bir kitap açıldı şimdi önümde; görüyorum! Önüme su gibi damla damla dökülen; şiir gibi akan yazıyı okuyorum; hep yeniden yanan yüreğimle… “Öğretmenim” diye sesleniyorum şiirimde, beni öğretmen yapanlara…
 
Öğretmenim”

Okul yolunu bilmezdi
Yalın ayak ayaklarım...
Boyu benim kadar olan
Küçük kırmızı çantamda
Renkli kalemlerim vardı
Bir de beyaz sayfalarım…

Yüreğimi çizdim önce
Önümde duran kâğıda
Kıpkırmızı pastelimle
 Örttüm içini telaşla…

İlk hikâye kitaplarım
Rengârenk resimliydi
Şimdi neden unuttum ki
 Hepsi hangi isimliydi
Fakat işte her birinin
Renkleri kalmış aklımda
Her hikâyeden iz durur
Şu pastelli kâğıdımda…

Yıllar yıllar öncesinden
Çizgi ile rengi buldum…
O küçücük yüreğimle
Hiç ölmeyen sesi duydum…
Önümdeki tek sayfada
Yalnız sesler yaşıyordu
Melodisi kulaklardan
Tadı ruhtan taşıyordu…

Yürek bir gün şahit oldu
Sesle şeklin imzasına
Sayfadaki güzelliğe
Zaman bile inanmazken
İlk kalemim koşuverdi
Heyecanın imdadına…

Bir sesi kâğıda yazmak
 Sesi kâğıtta okumak
Ne güzeldir bilir misin
İşte bu ân’a ulaşmak…

Dört yaşın o sevinciyle
Hem okudum hem de yazdım
Size nasıl anlatsam ki
Hiç susmayan telli sazdım…

Gün gelince okul kapısına
Gitti  minik ayaklarım
Siyah önlük beyaz yaka
Giydim o gün üzerime
Hâlâ özenle saklarım
Ürkerek geçtim yerime

Sevgi dolu o tek bakış
Sinivermiş gözlerime
Üstünde beyaz bir önlük
Elinde de beyaz kalem
Kalbim onunla dolarken
“Öğretmenin” dedi annem…

Gülümseyişin resmiyle
Yaprak yaprak açılırken
Hiçbir zaman söylemedim
Üzmeyeyim onu diye
Elimden tutan anneme
Okulumun ilk gününde
“Öğretmenim!” diye yazdım
Sevgi taşan özenimle
Bu kırmızı pastelime…

Anladım öğretmenim! Çok iyi anladım, ben neden öğretmen olmuşum? Annem yürek vermiş bana “şu hayatı oku” diye; siz de yüreklendirdiniz beni  “bildiğini öğret” diye… Bana “görmek” ve “okumak” düşmüş nurlu yolun şifresini; kulak verip siz iki yürekliye…
Biliyorum,  Öğretmenim! Daha yeni girmiştim, ilkokulun kapısından… Fakat siz, okuma- yazmayı bilerek size gelen o küçük ama ukala öğrencinizden çok çekmiştiniz. Sınıfımızda “Öğretmen Yardımcılığı” görevini altı yaşımı küçümsemeden, vermeseydiniz bana; belki ben “öğretmenliğin” tadını hiç bilemeyecektim.  “Yüreğini” bilgiye ve sevgiye açabilen bir öğretmen olamayacaktım. Benliğime ve yüreğime çok şey verdiniz; size minnettarım… Hayat, insanlık ve eğitim adına öğrettiğiniz her şey için size teşekkür ediyor; ellerinizden öpüyorum.
Biliyor musunuz, Öğretmenim! “Bazı insanlar, bazı yürekler vardır; hiç unutulmayan…”
Biliyor musun, Anneciğim! “Bazı meslekler vardır, yüreğini koyarak ve yürekleri asla unutmadan bilgiyle, sevgiyle yıllar yılı hiç usanmayarak yaşatılan…”
İşte ben o meslekteyim, Öğretmenim! O küçük kıza, yanınızda öğretme görevi verdiğiniz günkü kadar kocaman, pastel bir yürekle, hayatı okuyan ve gören Öğretmenlik Mesleğindeyim. Öğretmen oldum, öğretmenim. Çünkü; ben, öğretmenliği sizinle tattım. Sizden öğrendiklerimi daha binlerce yüreğe öğretmek için, varım…
İşte, ben öğretmenim, Anneciğim! Çünkü biliyorum;  bu dünyada insana sevgiyi bir anne öğretebilir, bir de öğretmen. İnsan kitabını ancak sevgiyle okuyabiliriz; görüyorum…
Ey benim iki sevgilim! Annem ve birinci sınıf öğretmenim, Tahsin Bey! Öğretmen oldum; çünkü bana verilen “o büyük bilgiyi” görüyorum, okuyorum, hissediyorum ve seviyorum… O büyük bilgiyi başka yüreklere öğrettikçe büyüyor yüreğim. Öğretmenim; çünkü ben yüreğe ve insana aşığım. Çünkü ben sevgiyim! Çünkü ben, hayatım boyunca aradığım şeyim.
Ben öğretmenim;  bilgi ile var olan; sevgi ile çoğalanım… Yürekle gören; dille okuyanım! Öğrendikçe can bulan; öğrettikçe canlananım!
Ben, yüreğimin sesini dinleyerek öğretmen oldum ve yalnız şu kıssayı “öğrenebildim” hayatta:
Kalp, ruha demiş ki; “Ben âşık olurum ama, nedense acısını sen çekersin.” Ruh cevap vermiş: ” Sen, yeter ki sev…”
Ben öğretmenim çünkü; çünkü yalnızca “Sevdim!..”


(Bu eser,Türk Eğitim ve Sevgi Derneği'nin (Keçiören Temsilciliği) 24 Kasım Öğretmenler Günü münasebetiyle açtığı "Mesleğimi seviyorum;çünkü..." konulu deneme yarışmasında (26.11.2011) 1.lik almıştır.)


Yegâh Elif Mirzâde

 

 


 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu sorgulamaları yapmak nazari olarak kolay, pratik olarak zordur. Her şeyden vazgeçmeyi, yaşamı sıfırlamayı sonra da dilediği yerden başlamasını kabullenmeyi gerektirir. En dayanılmazı da gerekliliğini bilip de hareket edememektir. Ben o yollardan geçtim. Belki gözüm çok karaydı belki de değer yargılarım farklı. Mükemmel bir anne ve Tahsin Öğretmen önünüzü açmış. Sizin talebelerinizin de öğretmen olmaları halinde sizden farklı olacaklarını sanmıyorum. Siz de bir ömür onların sevgilisi olarak anılacaksınız. Sevgiler.

Ata Kemal Şahin 
 14.12.2011 7:47
Cevap :
Teşekkür ederim.Saygılarımla.  15.12.2011 17:37
 

Demek ki; birinin değerini anlamak için 'ne arıyorsun?' yeter, boşuna Mevlana olmamış... Selamlar...

Kadri KANPAK 
 12.12.2011 22:36
Cevap :
Teşekkür ederim.Saygılarımla.  15.12.2011 17:38
 

Göz yaşartacak kadar güzel yazı ve şiir ...

Erdal Ceyhan 
 12.12.2011 9:43
Cevap :
Teşekkür ederim.Saygılarımla.  12.12.2011 16:02
 
Toplam blog
: 191
Toplam yorum
: 901
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 711
Kayıt tarihi
: 21.07.09
 
 

“Yazı yazmak” bir Yürek Yolculuğudur. Okumak ve yazmak bana Edebiyat alanının kapılarını açtı… Ed..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster