Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ocak '08

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
4321
 

Öğretmenin sevk kağıdı

Sevk kağıdı

Avni Öğretmen iş yaşamında son derece hassas olmasına ve idare ile yüz göz olmamak için elinden gelen titizliği göstermesine rağmen sabahları işe geç kalma sorunu yaşıyordu.Gidip idareye neden geç geldiğini ifade etmek yerine kendisine maaş kesim cezası, uyarma veya kınama gibi cezaların verilmesine razıydı.Yeter ki, mesaiye geç kaldığından dolayı müdürün karşısına çıkıp iki büklüm bir vaziyette mazeret beyan etmek zorunda kalmasın.Fakat öğretmenin hassas olması bazen yeterli olmuyor, sabahları uyanamama sorunu yaşaması onu savunmasız bırakıyordu.Hele eşinin ve çocuklarının evde olmadığı durumlarda.

Son dönemlerde öğretmenin uyku sorunu iyice artmış haliyle işe geç kalma sıklığı da artmıştı.Eşi ve çocukları için onu kaldırmak bir işkenceye dönüşmüştü..’’Hımm… tamam hayatım bir beş dakika daha. Söz hemen kalkıyorum’’ mırıldanmaları ve yataktaki kıvrılmaları bitmiyor, yataktan çıkması en az yarım saati buluyordu.Yataktan çıksa bile bu onun kesin olarak uyandığı anlamına gelmezdi. Koridordaki yumuşak yolluklardan birine kıvrılıp kaldığı yerden devam edebilirdi.

Avni Öğretmen’in, eşinin evde olmadığı durumlarda uyuyup kalmamak için özel bir düzeneği vardı.Önce kitaplıktaki raflardan birine çelik bir tencere yerleştirirdi. Daha sonra tencerenin içine çalar saati yerleştirir, çalar saatin çevresine envai çeşit tas, tabak , çanak koyardı. Öğretmen, uyuya kalma ihtimaline karşılık eline bağladığı ipin bir ucunu da tencerenin kulpuna bağlar, alarm çalınca saate ulaşmak istediğinde ipi çekmesiyle tencere aşağı yuvarlanır ve kurduğu düzeneğin gürültüsüyle işe geç kalmamayı garantiye alırdı.Bu sayede komşuları da uyanmış olurlardı.Avni Öğretmenin uzun deneyimlerden sonra hazırladığı bu düzeneğin en önemli işlevi, idareyle yüz göz olmamasını sağlamasıydı.

Avni öğretmen, patenti kendisine ait bu çok özel buluşuna rağmen, eşinin ve çocuklarının evde olmadığı bir günde, düzeneğin ipini çekmişse de uykusu galip gelmiş, sıcak yatağında sızıp kalmıştı.Uyandığında mesaiye en az bir saat geç kaldığını fark etti’’Allah kahretsin bu nasıl olur. Yine geç kaldım ‘’ dedi. Saçını başını yolarak . Uyanıp tıraş olduğunu ve işe çıkmak üzere kapıdan çıktığını da hatırlıyordu ama gerçekte evin içindeydi ve raftan çektiği tencereden etrafa savrulan kap kacaklar kulaklarını çınlatıyordu.Etrafa savrulan bakır tasa , tencere kapağına, önüne gelen her şeye tekmeler savuruyor hala geç kaldığına inanmak istemiyordu. Oturup biraz sakin bir kafayla düşünmek istedi.Amirlerinin huzuruna çıkıp mazeret beyan edecek yüzü kalmamıştı artık.Zaten iş yaşamında en çok nefret ettiği şeylerden biriydi.Elini çenesine götürüp çenesini kaşıyor ve odanın içinde ‘’Ne yapabilirim .. ne yapabilirim ‘’ diye daireler çiziyordu.’’En iyisi bir sevk alıp hastahaneye gitmek ‘’ dedi.Durumunu bir hastalık olarak gördüğünden veya rahatsız olduğundan değil, turp gibiydi maşallah. Sadece uyanamıyordu o kadar. Sevk almak, amirleri ile yüz göz olmamak için aklına gelen yasal bir çözümdü . Doktora gitmek hakkını kullanacaktı.Amirlerinin bu hakkını kullanmasına engel olacak bir yetkileri yoktu.’’Evet en iyisi sevk almak ‘’ dedi bir tur daha atarak.Üstünü başını hazırlayıp tıraş olduktan sonra iş yerinin yolunu tuttu.

Bürodan kendisine bir sevk yazılmasını rica etti.Sevk kağıdını alıp hastaymış gibi bir yüz ifadesi takınarak müdürün odasına girdi. Ara ara elini beline götürüyor ‘’Uff.. belim ...’’ diye sızlanma numarası çekiyordu.Müdür somurtkan bir ifadeyle bir taraftan sevk kağıdını imzalarken bir taraftan da soğuk bir şekilde ‘’Geçmiş olsun’’diyerek imzaladığı kağıdı Avni öğretmene uzattı.

Öğretmen, sevk kağıdını aldıktan sonra “Hangi hastahaneye gitsem” diye düşünmeye başladı. Gerçekte bir rahatsızlığı yoktu. Doktora hangi şikayetle gidecekti? Sadece amirleri ile yüz göz olmamak içindi bu sevk işi.Ayrıca aldığı sevk kağıdını mutlaka bir sağlık kurumunda işleme koyması gerekirdi.Aksi takdirde hem inandırıcılığı kalmaz hem de suç işlemiş olurdu.”En iyisi bir üniversite hastahanesine gitmek .Check-up yaptırır tepeden tırnağa sağlık kontrolünden geçmek. Fena mı olur? Evet evet bu en iyisi’’ diye söylendi.

Hasta kabul servisinde işlemlerini yaptırarak neredeyse tüm gününü hastahanede geçirdi.Tahlilden tahlile koşturuyor ilgili tüm doktorları ziyaret ediyordu.İşlemleri ertesi güne de sarkmış ve sonuçları alma aşamasına gelmişti.Sonucu belli bir muayene zaten olumsuz bir şeyin çıkmasını da beklemiyordu. Asistanlardan birisi, öğretmeni odasına çağırarak onunla görüşmesi gerektiğini söyledi.’’Herhalde uyku sorunumla ilgili bir bulgu tespit ettiler onu konuşacak’’ diye düşündü.Asistan sakin bir ses tonuyla ve hastayı endişeye sevk etmeyecek bir şekilde’’Bakın bey efendi, elde ettiğimiz bulguları ben açıklamaya yetkili değilim.Durumunuzu ancak hocamızla görüştükten sonra öğrenebileceksiniz.Endişe edecek bir durum yok. Yarın tüm detaylarını hocadan öğrenirsiniz . Geçmiş olsun’’dilekleri dileklerinden sonra hastanın eline hocasının ismini, randevu saatini ve servisini yazan bir kağıt uzattı.Hasta bir anlam veremedi ve uzatılan kağıdı katlayıp cebine sokarak donuk bir vaziyete evin yolunu tuttu.Bir sürü düşünce kafasını kemirip duruyordu.Sapasağlamdı ve hiçbir şikayeti yoktu.Asistanın “Hocayla görüşeceksiniz. Ben hastalığınızı açıklama konusunda yetkili değilim” sesi gelip gelip gidiyordu .Ne tür bir hastalığa yakalanmış olabilirim ki.Kanser?Yoksa beynimde bir tümör falan mı tespit ettiler?.Allah korusun. Tövbe tövbe. Yok daha neler. Ne anlama geliyordu ve bunu nasıl yorumlamalıydı. Olsa olsa uyku sorunumla ilgili bir durumdur. Muhtemelen kansızlık falandır’’ diye düşündü. Kafasını kemiren bu düşüncelerle sabaha kadar sağa sola dönüp durdu. Adam o gece neredeyse hiç uyuyamadı ve erkenden kalkıp hastahanenin yolunu tuttu. Bir kahve alıp kantinde oturdu ve Hocanın gelme saatini bekledi.Hoca onunla ne görüşecekti acaba? Hala tereddütler kafasında dolaşıp duruyordu.Biraz erken gelmişti.Büfeden aldığı gazete haberlerini okuyor dönüp aynı haberleri tekrar okuyordu. Sanki az önce okuduğu haberi ilk kez okuyormuş gibi.Kolunu silkeleyip saatine göz attı ve randevu saatinin yaklaştığını görünce gazeteyi masada bırakarak hocanın odasına doğru yürüdü.Kapıyı çalıp içeriye girdi.Hoca, yanlarda kalmış birkaç saç telini uzatıp kafasının ortalarına doğru yapıştırarak kelini örtmeye çalışıyordu. Saçları yana kaydığında eliyle düzeltip tekrar yapıştırıyordu. Gözlükleri, burnunun ucunda düştü düşecek vaziyetteydi. Bir şeyler imzalıyor hemşirelerden bilgi alıyordu.Gözlüğünün üzerinden öğretmeni süzerek el işaretiyle oturmasını istedi.Öğretmen ağır bir vücut hareketiyle işaret edilen sandalyeye oturdu, endişeyle hocanın ne söyleyeceğini beklemeye başladı.Hoca, “Bilgilerinizden öğretmen olduğunuzu öğrendim.Yakalandığınız hastalık genelde sağlık ve eğitim işi ile uğraşanlarda yaygın olarak görülmektedir. Dolayısı ile bize çok şaşırtıcı gelmedi’’ Diyerek konuşmayı başlattı.Öğretmen iyice sabırsızlanmış, kalp çarpıntıları artmış altındaki sandalye sallanmaya başlamıştı. Hocanın lafı evirip çevirmeden bir an önce hastalandığının ne olduğunu söylemesini istiyordu.Hoca, “Bulgulardan elde ettiğimiz sonuçlara göre Hepatit C hastalığı kapmışsınız. Önlemimizi almazsak telafisi imkansız sonuçlara yol açabilir.Karaciğerinizden numuneler alıp çok gecikmeden ona göre size tedavi uygulamamız lazım.

Öğretmen, ‘’Ben son derece sağlıklıyım. Sadece idarecilerle yüz göz olmak istememiştim. Hepatit C de nereden çıktı? Nasıl kapmış olabilirim?’’ diye düşündü.

‘’Allah’tan erken teşhis ettik ve ilerlemesini durdurmak elimizde.Keşke herkes sizin gibi bilinçli olsa ve iki yılda bir de olsa şöyle bir sağlık kontrolünden geçse.Eğitimci olmanızdan dolayı tabi ki daha duyarlısınız ‘’ dedi doktur. Öğretmen, ‘’Keşke efendim, keşke daha duyarlı olabilseler’’ diyerek baş hareketiyle doktoru onayladı. Hoca, adama bir kağıt uzatarak’’Şimdi gidin. Şu tahlilleri de yaptırın ve size ona uygun bir tedavi uygulayalım’’ dedi ve geçmiş olsun dilekleriyle öğretmeni odadan uğurladı.Öce bir kaç kan tahlili daha yaptırması gerekiyordu.

Öğretmen, laboratuarın önün de kan vermek için sıra beklerken, kan tahlili yaptırmaktan korkan ve annesinin elinden kurtulup kaçmaya çalışan on iki yaşlarında bir kız çocuğuna öğretmenlik mesleğinin verdiği şefkat ve formasyonunu kullanarak ona yardımcı olmaya çalıştı.Kızın ve annesinin yanına yaklaşarak ”Bak kızım canın mutlaka yanacak Fakat iğne batırıldığında içinden sayar ve kendini gevşek bırakırsan canın daha az yanar. İnan bana” dedi.Bu konuşma üzerine kız ikna oldu.Kız, kan verme odasına girerek hemşireye kolunu uzattı.Çıkarken de öğretmene teşekkür ederek ayrıldı. Sıra öğretmene geldi. O da az önce söylediği yöntemi uyguladı.Koltuğa uzandı ve kendisini gevşek bırakarak kolunu hemşireye uzattı.Öğretmen, hemşirenin iğneyi koluna batırması dışındaki hiçbir şeyi hatırlamıyordu.Koltuğa yığılıp kalmıştı.Çeyrek saat sonra kendisine geldiğinde sehpanın üzeride ikram edilmek üzere bekleyen meyve suları, kolonya ve bir paket peçete olduğunu gördü.Hemşire, “Öğretmenim…öğretmenim iyi misiniz? Bir şeyiniz yok değil mi? diyerekten panik yapıyordu. Öğretmen “Yok kızım .Yok bir şeyim.Az önceki kız benim bu halimi görmedi değil mi?diye sordu.Hemşirenin “Hayır.Görmedi” cevabı öğretmenin derin bir oh çekmesini sağladı.

Öğretmenin karaciğerlerinden numuneler alınması gerekiyordu.Her iğnenin batırılmasıyla vücuduna yayılan acıyı iliklerine kadar hissediyor ve bir başka iğnenin batırılmasına sıra geliyordu.’’Keşke idarecilerle yüz göz olsaydım da bu hallere düşmeseydim’’ diye iç geçirdi.Öğretmenin tedavi süreci başlamıştı artık. Yazılan ilaçları da eczaneden almış ve kullanmaya başlamıştı.

Doktor, ilaçların saldırganlık, içe kapanma, uyumsuzluk, öze kıyım eğilimleri gibi yan etkilerinin olabileceğini bundan dolayı öğretmenin özellikle aile yaşamında dikkatli olması gerektiğini söyledi.Öğretmen henüz ilaçları kullanmamıştı. ‘’Bir iki gün ilaçları almayı ihmal etsem ölmem her halde. Olan olmuş zaten’’ diye düşündü.Ama uykusu artık eskisi gibi ağır değildi.Sabahın köründe kendiliğinden kalkıyor, balkonda oturuyordu. Ölüm korkusu bedeninin sarsıyor, geriye kalacak çocuklarını , eşini düşünüyor elini nemli gözlerine götürüyordu.Gerçi kötü bir şey olursa eşine ve çocuklarına yetecek bir sosyal güvencesi vardı ama bu her şeyi halleder miydi?

Sabahları kimsenin onu uyandırmak zorunda kalmamasına en çok eşi seviniyordu.Karısına sorulursa, öğretmeni sanki Tanrının iyi huylu cinlerinden biri çarpmıştı. Karısı, “Doktora gitmen işe yaradı bey. Keşke baştan gitseydin de yıllardır bize işkence etmeseydin’’.dedi. Adam ’’Ya… Keşke baştan gitseydim ‘’ dedi dalgın bir şekilde. Adamın keyfi yoktu. Kahvaltı masasına gönülsüz bir şekilde oturup bir iki lokma atıştırdıktan sonra çay fincanını alarak televizyon koltuğunun yanına oturdu ve çayını yudumladı.Karısı, eşinin kendiliğinden uyanmasını ve aniden kesilen iştahının başka nedenleri olabileceğine ihtimal vermedi.Öğretmen, ilaçları kullanmaya başlamıştı artık.İlaçlar doktorun uyardığı gibi yan etkilerini göstermeye başlamıştı bile.

Öğretmendeki değişiklik sadece uyku düzeni ile sınırlı kalmıyordu. Sıradan olayları büyütüyor bazen oğluna bazen eşine şiddet kullanıyordu.Karısına göre bu kez de kötü cinlerden biri öğretmene musallat olmuştu.Evlilikleri artık katlanılmaz bir hal almıştı. Eşler boşanma davası açmak için hazırlıklara başlamışlardı.Artık kopma noktasına gelmiş olan evlilikleri, yakınlarının araya girmesi ile biraz daha devam etmişti. Evliliklerini kurtarmak için eşi bir süre akrabalarının yanına taşınmaya karar verdi. Öğretmenin iş yaşamı, ev yaşamından farklı değildi.

Diğer derslerde düz duvara tırmanan çocuklar, Avni öğretmenin dersinde köşelerine çekilerek tehlikenin geçmesini bekliyorlardı.Bir sınıfta sessizlik hakimse, hiç gürültü gelmiyorsa herkes o sınıfta Avni Öğretmenin olduğunu bilirdi. Öğretmenin artık idare ile sorunu kalmamıştı.Bu kez roller değişmişti sanki .İdarecilerden hiç biri öğretmenle yüz göz olmak istemiyordu.Avni Öğretmen’in, dersin ortasında aniden masada uyup kalmasını öğrenciler de idareciler de kanıksamıştı artık.

Okulların çoğunda birkaç sivri öğrenci her zaman olmuştur.Bunların sivrilikleri başarılarından değil tam tersi yaramazlıklarından kaynaklanır.Okuldaki tüm öğrenciler, öğretmenler herkes bunların adını ezberlemişlerdir artık.Avni öğretmenin okulunda da öğretmenlere kök söktüren öğrencilerden biri Yiğitcan’dı .Öğretmenler Yiğitcan’ı görünce yollarını değiştirmeyi tercih ederlerdi genelde. Avni öğretmen ders anlatırken Yiğitcan laubali bir tavır takınmış ve bu tavrını okul koridorunda da devam ettirmişti. Avni öğretmen Yiğtcan’ı yine o gün aldığı ilaçların yan etkisi ile olsa gerek güzelce haşlamıştı.Artık ne Yiğitcan ne de bir başkası Avni öğretmenin koridorunu kullanmıyordu. Diğer öğretmenler öğrencileri ile bir çatışma yaşadıklarında sorunlarını idareyle değil ’’Avni Babayla’’ koşuyorlardı.Evet onun eğitim dünyasındaki unvanı artık’’Avni Babaydı’’

Yiğitcan’ı sadece o kontrol altına alabilmişti. Bu unvanı son derece hak etmişti.Hatta öğretmenler kurulunda, okulda sükuneti sağlamak için Avni Babanın hastanelerde işaret parmağını dudaklarına götürüp sus işareti yapan hemşire resimlerinin formatında bir resminin tab edilip müsait yerlere asılmasını teklif edenler bile olmuştu.Başta Avni Baba ve diğer meslektaşları bu espriye hep beraber gülmüşler iyi temenni ve dilekleriyle okulu tatil etmişlerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gerçek bir olay mı bu yazdıklarınız? Selamlar...

moonlight1 
 21.01.2008 22:10
Cevap :
Sayın öğretmenim bu hikaye bir öğretmen arkadaşımın hikayesi.Ama olayın özünden kopmamak şartıyla hikayeleştirdim.  21.01.2008 22:30
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 53
Toplam yorum
: 45
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 751
Kayıt tarihi
: 04.11.07
 
 

On beş yıllık eğitimciyim. Halen bir devlet kurumunda öğretmenlik yapıyorum. Dünyanın en zor ama en ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster