Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Kasım '06

 
Kategori
Öğretmenler Günü
Okunma Sayısı
4932
 

Öğretmenler günü anısına 2: Mum ışığında son mahni

Öğretmenler günü anısına 2: Mum ışığında son mahni
 

Öğretmenler gününüz kutlu olsun! 21. yüzyılın Türkiyesi'nin kurucuları öğretmenlerimiz. Onlar kişisel yolculuğumuzda ve yol aldığımız okyanusta hepimizin deniz fenerleri. Onlar ülkemizdeki her zorluğa, yokluğa, engele, probleme rağmen medeniyetin, sevginin, saygının, edebin, okumanın, araştırmanın, bilimin, teknolojinin, eğitimin, ahlakın, fedakarlığın, idealizmin, doğruluğun, dürüstlüğün, onurun, karakterin, erdemin, vefanın bayrağını vazgeçmeksizin, yorulmaksızın, taviz vermeksizin dalgalandırıyor ve en yüksek burçlara taşıyorlar. Onlar Atatürk'ümüzün mirasının ve emanetinin bekçileri. Onlar bizim sevgili fedakar ve cefakar öğretmenlerimiz. Bütün öğretmenlerimizin şimdiden ellerinden öpüyor ve her birini sevgi ve hasretle kucaklıyorum. Sizleri seviyoruz. Bu ülkenin size ihtiyacı var. Türkiyemizin sizin ideallerinize, değerlerinize, umudunuza, alın terinize, emeğinize, yüreğinize, aklınıza ihtiyacı var. Öğretmenler günü anısına bütün öğretmenlerimize ikinci bir hediye olarak harika bir öğretmen yazısı daha sunuyorum. Sevgili idealist öğretmenlerimizden Bahattin Teymur İlköğretim Okul Müdürü Sayın Mustafa Durak tarafından kaleme alınmış muhteşem bir yazıyı sizlerle paylaşıyorum. Mustafa Bey'in kalemine, vicdanına ve yüreğine sağlık, onun da öğretmenler gününü kutluyor ve saygılarımızı iletiyoruz. Bu öyküyü okuduğumda gözyaşlarımı tutamadım. Öyküde anlatılan muhterem Sümbül teyzemize biz de rahmet diliyoruz. Bu eser, Eğitim-Bir-Sen tarafından düzenlenen ‘Öğretmenlik Hatıraları’ yarışmasında 2000 eser arasında dereceye giren metinlerden. Okumaya başlamadan önce tüm okurlara bir çağrım var: Gelin bu 24 Kasım'da sevdiğiniz ve size katkısı büyük olan öğretmenlerinizi hatırlayın, onları arayın, ufacık bir mesaj ve tebessümle dahi olsa gönüllerini alın. Öğretmenler gününüz kutlu olsun efendim!

[Öğretmenler günü anısına Fahri Karakaş bu öyküyü sizinle paylaşmak istedi]

“MUM IŞIĞINDA SON MAHNI”
MUSTAFA DURAK, GAZİANTEP/2005

...Bilseydim sabahtan günbatımına kadar beni beklediğini,hiç gitmezdim ilçeye.O mumun aleviyle son düetini yaparak öleceğini bilseydim,onu sana vermezdim.
Annemi sevmeseydim, bu kadar sevmezdim seni. Ve seni tanımasaydım;’’mahnı’’nın türkü,’’kartol’’un patates,’’istol’’un masa olduğunu asla öğrenemeyecektim.
Tam on yıl sonra bugün hala acıyorsa içim,seni kaybetmeyi hazmedemeyişimdendir.
......
Eylül,sonbaharın değil kışın mührüydü burada.Yağmurdan önce esen son fırtına köyün samanını,tozunu süpürüp ulu Allahüekber Dağları’nın ardında kaybolurken,birkaç güne kalmaz kar da uzun sürecek bir misafirlik için çalardı kapıları.Burada hava şartları tayin ederdi insanların yol haritalarını.
Ardahan’ın Göle ilçesi’ne bağlı Gedik Köyü’nde böyleydi eylül.
......
Ekmeğimin bittiği gündü.Son parçasını akşam yemiştim. Ya akşamdan kalan makarnayla,çaylı kahvaltı yapacaktım ya da ...
‘’Ya da’’sı yoktu.Çay kaynamıştı.Demlemek için mutfağa giderken kapı vuruldu sertçe.”Kim o” demeye kalmadan açılan kapıdan önce sıcak ekmek buğusu yayıldı yüzüme.Sonra Sümbül Teyze girdi içeri.Lojmanın karşısındaki evde oturuyordu.İlk sevinç dalgasını atlattıktan sonra o konuştu:
-Günaydın öğretmen,sene teze ekmek getirdim.
Elindeki beyaz örtüyü açtı.Örtü kadar beyazdı ekmekler ve sıcacık...
Bana afiyetler dileyerek,teşekkür etmemi bile beklemeden çıkıp gitti.Yüzündeki meleksi ifade çakılıp kaldı beynime.
......
Sümbül Teyze ile ilk konuşmamız işte böyle başlamıştı.O evde yalnız yaşıyordu.Hiç kimsesi yoktu.Sonradan öğrendiğime göre 25-30 yıl kadar önce kocası,alışveriş için gittiği Iğdır’dan dönmemişti.
O günden beri ne ölüsünden ne de dirisinden bir haber alınmıştı.
Sümbül Teyze, aslen Kırımlı;Kocası Mirza ise Azeriydi.Kocasıyla beraber yıllar önce buralara ırgatlık için gelmişler,zaman içinde kalmışlardı bu köyde.Konuşmalarından anladığım kadarıyla,hala bitmeyen bir umutla kocasının döneceği günü bekliyordu.
......
O günden sonra Sümbül Teyze’ye minnetten daha öte bir duyguyla bağlandım.O benim teyzem,annem,arkadaşım,türkü dostum;yani her şeyimdi.En sevdiğim tarafı da 65’lik yaşına rağmen temizlik konusunda gösterdiği titizlikti.
Konuşması,tavırları,giyimi en çok da beline kadar örgü yapıp uzattığı kınalı saçlarıyla farklı bir havası vardı. Bir de Rab’bine karşı eşsiz teslimiyet ve samimiyeti…
Beni:’’Öğretmen balam,öğretmen can.’’ diye çağırırdı.
Lojmanın önünde beni her gördüğünde,sert rüzgarlardan önce ‘’günaydın’’lardı.Pişirdiği ekmek bile bir başka mübarekti.Okulu paydos edince ayaklarım-kutsal bir emre boyun eğercesine- O’na götürürdü beni.Bana, özel porselen demlikte demlediği çayını içmeye gitmezsem küser,çocuklarla haber yollardı.Çay içerken de Kırım’daki çocukluk ve genç kızlık yıllarını,Mirza’ya nasıl kaçtığını anlatır,hiç duymadığım;doyamadığım ‘’mahnı’’lar söylerdi.
Hasta olduğunu biliyordum.Hem kalp yetmezliği vardı hem de astımdan şikayet-çiydi. Ara sıra sigara da içiyordu.
......
Kasım ayı yeni bitmişti.Ertesi gün ilçeye gidecektim.Her zaman yaptığım gibi Süm-bül Annem’e uğrayıp ihtiyacı olup olmadığını sormayı düşünüyordum.Son dersten çıktım. Bahçede idi.Solgun yüzü bugün daha bir kederli görünüyordu.
-Hayırdır Kınalı Teyzem,dedim.
-Öğretmen,senden bir hacetim vardır,dedi.Hırkasının cebinden çıkan,kat kat sardığı gri bir resimdi.Resmi göstererek:
-Bu,benim herif Mirze’dir;bu aralar hep onu düşümde görürem,bunu büyüttür öğretmen can,dedi.Resmi alıp memnuniyetle yapacağımı söyledim.Çay demleyip içmeyi teklif ettim ama o,ineğinin hasta olduğunu söyleyerek ayrıldı.Ben ise arkasından masallardan süzülüp gelmiş bir kahramana imrenircesine bakakaldım.
......
Ertesi sabah yeni bir kar dalgasıyla kalktım.Diz boyu yağan kar kasvetli bir hava veriyordu.Bu havada ilçeye arabanın gitmesine imkan yoktu.Ama benim gitmem ge-rekiyordu.Yolda rastladığım bir kızakla yirmi kilometrelik ilçe yol ayrımına kadar gittim.Artık bundan sonrası kolaydı.Gene de ilçeye ulaşmam öğle saatlerini bulmuştu.Resmi fotoğ-rafçıya götürdüm.Fotoğrafçı,resmin ancak ertesi güne yetişebileceğini söyledi.Yani bu gece Göle’de kalacaktım.Yatmak için öğretmenevine gitmeden önce bazı özel ihtiyaç-larımı tedarik ettim.Gece saatlerine doğru Sümbül Teyze’nin resmi görünce ne kadar sevineceğini düşünerek uyudum.
Sabah inanılmaz güzel ve güneşli bir hava vardı.Yerdeki kara inat altın gibi güneşi görünce,birkaç gün önce bana sorduğu bilmeceyi hatırladım.Demişti ki:
-‘’Gelende geder,gedende gelmez’’ bu,güneş olamazdı çünkü birkaç kez gitmişti ama,bugün gene gelmişti.Cevabını bugün söylemek zorundaydı.Hele bir söylemesindi.Ben de resmi vermezdim.Bu düşünce daha bir neşelendirdi beni.Üstüne bir de Kırım Türküsü söyletecektim,’’Sona Gelin’’i...
......
Bir çorba içip seri adımlarla gittim fotoğrafçıya.Resim,konuştuğumuz gibi büyütül-müş,çerçevelenmiş ve de sarılmıştı.Artık ilçede kalmama gerek yoktu.Kars’a giden bir o-tobüse binerek köy yoluna yakın bir yerde indim.Yolda hâlâ araç geçtiğine dair bir emare yoktu.20 km’lik yol,tarafımdan yürünmeyi bekliyordu.Açıkçası çok da büyümedi gözüme yol.Tek sorun,taze yağmış kara basınca ayakların zor çıkmasıydı.Hesaplarıma göre dört saatlik zorlu bir yürüyüş olacaktı.Lojmana yaklaştığımda beşinci saat dolmak üzereydi.Lojmanın önündeki karaltı O’ndan başkası olamazdı. Beni görmüş olduğunu bildiğim halde neden yerinden kalkarak bana doğru gelmiyor? Ve neden:-Geldin mi öğretmen can,diyerek herhangi bir manevra yapmıyordu.Belki de uyukluyordu.Tam önünde durup poşetleri yere bıraktım.
_Selamün aleyküm Kırım dilberi,dedim.Hala en ufak bir tepkisi yoktu.Aklıma fena şeyler gelmişti.
Düşüncelerim bulanmaya başladı.Ve sarıldım boynuna.Soğuktan donmaya başlamış kirpiklerimden yaş da akmıyordu.İşte o zaman kaldırdı başını küskün bir tavırla. Zoraki gülümsemeye çalışarak:
-Geldin he mi balam,diyerek sarıldı bana.Devam etti:
-Bilirsen mi sabah küneşinden beri men seni gözlirem?
Kesinlikle donmak üzereydi. Çok kızdım.Lojmanı açtığım gibi,bir gün önceden ha-zırladığım tezek sobasını yaktım.Çay yaptım,bir şeyler hazırladım.Yer sofrasında oturup yedik.Bir süre sonra titremesi geçmeye,yanaklarına kan gelmeye ve konuşmaya başladı. Canlandı adeta.
-Emaneti düzelttin mi can?Diye sordu.O,’’can’’ deyişi canımı aldı sanki.
-Evet diyerek poşetteki resmi açmaya çalıştım.Buna engel oldu ve:
-Men evde açaram,sen bırak,dedi.Sigara istedi ve birer tane yaktık.Ben, bu huzur içinde ‘’Sona Gelin’’ türküsünü belli belirsiz mırıldandım.Amacım onun söylemesini sağla-maktı.Ve başladı:
‘’Sona Gelin toyda oynar.
Civanları oda salar.
Üreğimde bir köz gaynar,
Çirkini feryada salar.
Salın bulak gözlü Sona.
Salın şirin sözlü Sona...’’
Ve daha ne türküler söyledi o gün.İçimde türkülerle bezenmiş bir bahçe meydana geldi.
_Men sana gurbanam öğretmen,derken son heceyi oldukça uzatmıştı.Gitmek üzere kalktı.Hava kararmaya başlıyordu.Köyde elektrikler yoktu,O’nun da mumunun olmadığını biliyordum.Bir kaç mum verip evine kadar yolcu ettim Sümbül Teyze’mi. Lojmana dönünce yorgunluktan,üzerimi çıkarmadan attım kendimi yatağa.
......
Pazar sabahı saat dokuz gibi açtım gözlerimi.Sesler geliyordu kalabalık ve tuhaf...Dışarı çıktım. Hava bugün kapalı ve soğuktu.Bir öğrenci kahreden, beklemediğim o kara haberi verdi:
-Öğretmenim, Sümbül Nene ölmüş! Dünya yıkıldı o anda. İnanmadım, inanamadım. Hala ıslak olan botlarımın topuklarına basarak koştum evine doğru. Ne ağlayabiliyor ne de sağlıklı düşünebiliyordum. Tek umudum bunun yalan olmasıydı. Epey kalabalıktı evin önü. Kalabalık beni görünce yol verdi.
Odanın ortasındaki yatakta yatıyordu kınalı Sümbül Annem. Kızıl saçları açıktı ve taranmıştı. Kırmızı çiçekli elbisesinin göğsünde kavuşturduğu iki elinin arasında tuttuğu resim, kocasının çerçeveli resmiydi.Biliyordum ki Sümbül Teyzem son mahnısını mum ışığında söylemişti kocası Mirza’ya.
Peki ‘’gelende geder, gedende gelmez’’ o neydi Sümbül Teyzem,neydi o? Sen miydin, mahnıların mıydı;yoksa mahnılara katık ettiğin Mirza sevgisi mi ?
Bunu hala öğrenemedim ama artık öğrenmek için fazla bir çaba sarfetmi-yorum. Sadece yüreğimin derinliklerinde sakladığım sıcak tebessümünde arıyorum “gidişini”. “Sona Gelin” türküsünü öğrettiğim her öğrencide ise “gelişini” anlıyorum.

Mustafa DURAK
26.10.2005

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İşi insan olan bir meslek öğretmenlik.empati kurabilme gücü vardır öğretmende; öykü çok güzeldi,her insan bir alemdir.Bunu ancak gerçek erdemlere önem verenler algılayabilir.Kiminin odun gözüyle gördüğü güzelim yemyeşil ağaç işte insanda bu erdemleri,güzellikleri gören gözdür.bende bir öğretmen olarak size teşekkür ediyorum.Başarılar ve güzellikler diliyorum.

Tanju 
 25.11.2006 21:56
Cevap :
Ne güzel ifade etmişsiniz. Öğretmenler gününüz kutlu olsun. Ne mutlu bahsettiğiniz incelikleri görebilen hassas ruhlara, ne mutlu öğretmenlere, ne mutlu size! saygılarimla, Fahri  26.11.2006 0:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 307
Toplam yorum
: 169
Toplam mesaj
: 78
Ort. okunma sayısı
: 2185
Kayıt tarihi
: 09.09.06
 
 

            Dr. Fahri Karakaş, Londra’da University of East Anglia’da gör..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster