Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Kasım '07

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
408
 

Öğretmenler günü

24 Kasım 1928 tarihinde Atatürk’ün başöğretmenliği teklif edilmesi ve kabulüyle daha sonraki yıllarda 24 Kasım Öğretmenler günü olarak kutlanmaktadır.

Ben bu tür günlerin, göstermelik olduğunu, ekonomik kazanç elde etmek için üstüne basa basa devam ettirilmesi için çabalar sarf edildiğini düşünen biriyim.Diğer günlerde aynı şekilde anneler günü, babalar günü, sevgililer günü…. Hepsinin altında kapitalizmin bir oyunu olduğunu bilerek karşı çıkmaktayım. Çünkü sevgi ifade eden, saygı belirten kişiler arasında iletişimi sağlayan, asıl unsur karşındakiyle samimi bir şekilde tokalaşmak, ona sarılmak, yanağına bir buse kondurmanın senede bir defa, bir demek çiçekle üstüne alacağın bir kıyafetle hatırlanmaktan çok daha etkili ve kıymetli olacağı kanısındayım. Buraya kadar olan kısmı günleri eleştirmekti. Öğretmen akşama kadar kendini ders anlatacağım diye parçalasın, sen sınavda 0 çek, sonrada senede bir gün benim canım öğretmenim de, olacak iş mi? Öğretmene toplum olarak gerekli değeri veriyor muyuz? Siyasiler öğretmeni ne hale getirdiler görebiliyor muyuz? Veliler öğretmene gerekli saygı ve sevgiyi ifade edebiliyorlar mı, o öğretmenlerin ekonomik koşulları ne durumda diyebiliyor muyuz? Her şeyden önce, her kesimde olduğu gibi bu kesimde de, adam gibi öğretmen yetiştirebiliyor muyuz? Cevabı; Hayır. Öğretmen açığı var, dersin sözleşmeli öğretmen atarsın, Fakültelerden mezun ettiğin tarihçiyi, coğrafyacıyı, fizikçiyi, matematikçiyi kadroya almaz sokakta gezdirirsin. Stajyer öğretmenlerle gününü geçirirsin. Her yıl müfredatı değiştirir, talim terbiye yi perişan edersin. Öğretmenin notuna müdahale eder, her yerde olduğu gibi burada da af , çalışkanı tembeli bir tutarsın. Öğretmene öğrenci üzerinde disiplini sağlayacak otoriteyi kurdurmazsın. Sonrada benim canım cicim öğretmenim dersin. Ve yılda bir defa iki çiçek, bir öpücük vermek suretiyle öğretmenin bütün sorunlarını halledeceğini düşünürsün. Bu sistem öylesine garip ki; üniversiteye giriş puanlarını bile anlamadığı gün değil, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ve Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi arasında puan yönünden uçurum var. Kardeşim İstanbul da yaşayan insanların kemik sayıları mı fazla, kalbi, karaciğeri, böbreği üçer beşer mi, İstanbul’daki insan vücuduyla Diyarbakır da ki insan vücudu arasında çok büyük bir fark mı var? Dicle üniversitesinden mezun olan tabip İstanbul’a, İzmir’e gelip, görev yapmamakta mı, İstanbul’a gelip muayene açmamakta mı? Puan demek, bilgi demek, ikisi de tıp fakültesi, o zaman Dicle Tıp fakültesi öğrencileri veya memurları bazı organları bilmiyor veya okumuyorlar. Şimdi savunma şu olacak, efendim dünyada sistem böyle, halt etme… Eğer bir ulusu eğitip öğretemezsen uygar, medeni, çağdaş olamazsın. Derler ya, Osmanlı matbaayı İmparatorluğa zamanında soksaydı, yıkılmazdı, şu olmazdı, bu olmazdı. Şimdi tam tersi, Avrupa da olmayan matbaa tesisleri ülkemizde var. Gazeteler, mecmualar, dergiler yayın yapıyor. İnsanlar derslik, dershane açtırıyor. Bizim toplumumuzda güzel bir atasözü vardır. Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder derler. Bugün toplumun okumuş okumamış tüm bireylerini göz önüne getirin. Evlerine gittiklerinde, televizyonlarda ne seyrediyorlar. Cumartesi, Pazar akşamları, bazı kanallar, pop star, buz star, dans eder misin, göbek atar mısın ‘ ı bazıları da, gelin kaynana, Semra Hanım, Fatih Ürek, gibi kişilerle birlikte, Prof. Zekeriya Beyaz, Prof Arif Verimli, üç beş tane daha şahsiyetin, insanlara verdikleriyle yatıp kalkıyorlar. Bu tür programlar, bizlere ne veriyor. Benim gerçek öğretmenlerim neden televizyonlarda ve radyolarda yoklar. Neden insanları eğitmek için çağırılmıyorlar. Bir tek cümle öğretmenler gününde televizyonlarda, “öğretmenler gününüz kutlu olsun”. Oysa insan yetiştiren kendi aydınlıklarını yetiştirmiş olduğu kişilere aktaran değerleri toplumun medeniyeti, milliyeti ilmiyle eğiten bu insanlara gerçekten hak ettiği değer veriliyor mu?

Öyle okullar var ki gerçekten öğretmenleri mesai mevhumu tanımadan çocuklarımıza bir şeyler vermeye çalışıyor. Ama bir veli toplantısında, okul mevcudu iki yüz kişiyse, yüz kişi ya geliyor ya gelmiyor. Buraya gelmeyen veliler senede bir gün Öğretmenler gününde gününüz kutlu olsun diyerek, gönül yapmaya çalışıyor. Olmaz böyle şey, böyle gün de olmaz, böyle şey de olmaz.

Toplumlar eğitimleriyle, öğretimleriyle karanlığı yıkar, kafalardaki örümceklenmeyi yok eder, çağdaş ilmi, bilimi bilen insanlık için çalışan, kişiler yetiştirirlerse, maneviyatı kuvvetli ahlaki değerleri yüksek, dinini ve dilini benimsemiş fertlerin yetişmesinde öğretmenlerine gerekli desteği verirlerse halk olmayı, ulus olmayı, medeni olmayı ve önder olmayı becerirler.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir öğretmen olarak ,sorunlarımızı, sıkıntılarımızı , yaşadıklarımızı bu kadar yakından bilen ve duyarlı olan size teşekkür ediyorum... Sadece yılda bir gün hediye ile öğretmenler gününüz kutlu olsun denmesindense , öğrencinin derslerinde başarılı olmasıyla,velinin sürekli öğrencisiyle ilgilenmesi ve toplantılara katılmasıyla geçen bir yılı tercih ederim... Karşılık beklemeden, hayırlı insanlar yetiştirmekten daha onurlu bir görev olmasa gerek...

GÖKHAN YILMAZ 
 29.11.2007 7:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 24
Toplam yorum
: 30
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 981
Kayıt tarihi
: 21.06.07
 
 

1959 Ordu Ünye doğumluyum. Bursa'da yerel bir gazetede 2 seneye yakın köşe yazısı yazmaktayım; hafta..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster