Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Kasım '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
396
 

Öğretmenlerinizi arayınız, mutlanıyorlar.

Öğretmenlerinizi arayınız, mutlanıyorlar.
 

Miraç Güneş ve kitabı. "Kaynarca Dergisini " 20 yaşındayken çıkarmış. Çağın en kültürlü insanıydı.


Nesiller mi küçülüyor, biz mi küçülüyoruz, bilemiyorum. Bacağımız kadar çocuğa soruyorsunuz yeri gelmişken “ İlk okula mı gidiyorsun?” diye. Karşımızdaki devleşiyor o an. Göğüs ileri çıkıyor, saçlar dikleşiyor, bacak kadar çocuk iki misli olup, dikilerek, çıkmamış bıyığının altından gülümseyerek cevaplıyor “ Hayır, lise sondayım” Hoppalaaaaa!

Ya işte böyle. Öğretmenliğin de bir raconu, bir güzelliği ve asaleti vardı eskiden. Öğrenciler de disiplinliydi. Okul haricinde, anamızla komşu gezmesine giderken bile, ortaokulun o sarı şeritli kasketini çıkarmazdık kafamızdan. Ya, anamız bizi gezmelere götürürdü. Ne iş!

Pikniğe bile o şapka ile giderdik. O şapka ile selamlardık hocalarımızı, şehrin en büyüğü olan kaymakamı o kasketle selamlardık elimizi götürerek.. Kaymakam derhal karşılık verirdi fötr şapkasını yerlere kadar eğdirerek. O zaman derdik “yahu biz mi önemliyiz, şapka mı? Hangimize bu itibar?” diye. Karar verirdim “Şapkadan olsa gerek” Babamız sıkı tembihlemişti. Büyüklerinize selam vereceksiniz diye. Büyüklerinizi, sağınızda yürüteceksiniz. Aranızda yarım adım mesafe kalacak, siz arkada olmak üzere.

Şimdiki babalar da çocuklarına bu şekilde öğütler veriyorlardır muhakkak. Ama, pek tutan yok. Taş devri, tunç devri, demir devri dedik dedik, çelikten elektronik çağa atladık. Çocuklar da atladılar. Durmak yok şimdi. Bir durala hele, ezer geçerler. Herkeste bir hızlılık. Yemek yerken bile hızlıyız. Sokakta, otobüste, her yerde. Arkamızdan ok bile yetişemiyor.

Benim bir hocam vardı. Dışardandı.Bartın Doğumlu. Zaten kendisini de Bartın’da tanıdım. Dışarıdan ders verirdi “çaktığım” derslerden. İmtihana hazırlardı. İsmi Miraç Güneş. Bizim hocalar gibiydi aynı. Bilgili ve oturaklı. Daha 16 yaşındayken parasız yatılı okuduğu lisede öğrenciyken şiirleri ve yazıları dergide çıkardı.

Bartının sayılı üç-beş kültürlü gençlerinden biriydi o zamanlar. Çok tanınmış o yaşlarda. Kendisinden kitaplarını, resmini, istedik. Çok memnun oldu. Fellik fellik aradık Ankaralardan kendisini. “Yazılarını okuyorum. İşte bu benim öğrencim diyorum. İftihar ediyorum” diyor ve Aradığın için de mutlu oldum “ diye de ekliyor. Onlar, bizim parçamız. Onları hep aramak lazım.

Düşünebiliyor musunuz? 20 Yaşındayken KAYNARCA adındaki aylık dergi çıkarmış benim hocam. Heyt be! Dedim. Kimlerin elinde öğrenci olmuşum ben, hele bir bakın demeden edemedim. O zaman anlayamadımdı. Kitap çıkarmış “Sen gönül Yoldaşım” isminde. Oradaki özgeçmişinde yazıyor.Öğrenciyken nerdeee ben bunları nereden bileceğim. Adam 20 yaşında, Türkiye’nin tanıdığı o meşhur Kaynarca’yı çıkarmış.

Çabuk bilinçlenebilseydik, bunları benim bilmem lazımdı. Kitaptan okumakla değil. Vermeyince mabut, ne yapsın kel Mahmut di mi?

1999 yılında, kitapları ile o büyük zelzelede enkaz altında kalmış hocam. Kitaplar kalmış, o kurtulmuş. Şimdi Ankara’da. İki kız çocuğu var. Kızı öğretmen, oğlu Z. Bankası müdürü. Üniversiteli 4 torunu var

Kendisi Z. Bankası Müdürlüğünden emekli şimdi..

Kendine özgü bir şiir dili var. Şiir dili üstelik. Şiirde mananın okuyucunun ruhunda bulunduğunu ve güzelliklerin fotoğrafı olduğuna inanır.

Gençlere nasihatleri var “ Bir asrın beşte dördünü yaşayıp geride bırakmış bir fani olarak “ Her gününüzü, dolu dolu yaşayın!” diyor.

Hayatta en hakiki dost, kitaplardır. Zira daima elindeee olduğundan, seni aldatmazlar”

İnsanlar; Allahın, “gülü”, dikenli yarattığından şikayet ederler. Dikenlerin arasından “gül” yarattığını hiç düşünmezler!

Hayatta en başarılı insan, en az “keşke” diyen insandır. Ve bir şiiri:

“Gül yüzlüm, menekşe gözlüm, / Neden bırakıp gittin beni / Sonsuzluğa / Şikâyetin mi vardı yaşamdan? / Sen ki yaşamı çok severdin / “Yaşam çok güzel” derdin / Fürkatin bu günden ruhumu sardı / Mahsun bırakmak mıydı niyetin beni / Gül yüzlüm, menekşe gözlüm / Neden bırakıp gittin beni? / Gözyaşım sel oldu, göl oldu / İçime ayrılık acısı doldu / Ne oldu bilmem bize ne oldu? / Gül yüzlüm, menekşe gözlüm /Niçin bırakıp gittin beni. / Yarım yüz yıl aynı yastığa baş koyduğum / Kara toprağa vermek için mi sevdim seni? / Her an içime yeni bir kor düşüyor / Ruhum alev alev yanıyor / Bedenim üşüyor / Her yerde sen varsın / İşte bak seni görüyorum / Perdenin oyasında sen / Saatin sesinde sen / Lambanın ışığında sen / Albümdeki resimde / “Bak seni yalnız bıraktım” diye gülüyorsun / Hayır bırakmazsın / Göz yaşımda bile sen varsın / Her telefon çalışta / Sesini duyacak gibiyim / Dönemezsin ki, gelemezsin ki ne edeyim?!”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1616
Toplam yorum
: 3879
Toplam mesaj
: 498
Ort. okunma sayısı
: 873
Kayıt tarihi
: 13.08.06
 
 

Hayatın dikenli yollarından geçmenin  sırrı, aralarından çabuk geçmektir. Ümit, naylon çorap giyd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster