Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Rıza Üsküdar (Anadolu'm ayağa kalkarken)

http://blog.milliyet.com.tr/ruskudar

30 Eylül '06

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
29720
 

Öğretmenlik mesleğinin zorlukları ve öğretmenlerin karşılaştığı problemler


Öğretmenlik, kamuoyunda zannedildiği kadar kolay bir meslek değildir. Kamuoyunda öğretmen, yılda iki ay tatil yapan, dersi bitince mesaisi biten, fazla performans gerektirmeyen bir meslek gibi görülmektedir. Bu doğru değildir. Okulların tatili girmesiyle öğretmenlerin tatili başlamaz. Öğretmenler, mesleki çalışmalar ve yönetmelikler gereği yapılan öğretmenler kurulu toplantıları gibi çalışmalarla okullar tatil olduktan sonra da çalışmaktadırlar.

Diğer taraftan öğretmen insana hizmet vermektedir. Hizmet verdiği çocuklarımız, gençlerimizdir. Bunları eğitmek hele hele, Türkiye şartlarında elli altmış kişilik sınıflarda oldukça zor bir iştir. Gerçi Eskişehir bu konuda en şanslı illerimiz arasındadır. Ama yoğun göç alan illerimizde altmış kişiliği de aşan sınıflar vardır. Böyle bir sınıf ortamında bir büro memurun sekiz saatlik mesaisinde harcadığı enerjiyi bir öğretmen, bir ders saatinde harcamaktadır. Ayrıca okul mevcudu beş bini aşan ilköğretim ve liselerimiz vardır. Bu kadar çok mevcudu olan bir okulda, okul yönetimi ve öğretmenlerin çocuklarımızı ve gençlerimizi eğitmeleri zorlaşmakta ve okul önlerinde istenmeyen olaylar meydana gelmektedir. Bu istenmeyen olayları zaman zaman basından da üzülerek takip ediyoruz.

Geçtiğimiz hafta lise öğrencileri üzerinde yapılan bir araştırma kamuoyuna açıklandı. Öğrenciler arasında sigara, alkol ve uyuşturucu kullanılımı %60'lara dayanmış. Öğrencilerde gelecek endişesi ileri düzeylerde. Bu geleceğimiz açısından üzüntü verici bir manzara. Çocuklarımızın, gençlerimizin bu içinde bulunduğu korkunç tablo nasıl giderilir?

Okullarda eğitilmekte olan çocuklarımız ve gençlerimiz bu durumda ise, ya eğitim dışında olanların hali ne? Onları da görüyoruz: Hırsızlık, kapkaççılık gündelik yaşamları olmuş. Hangisine yanalım. Bazı değerli dostlarım üzülecek ama bu manzara öğretmenin suçu mu? Bu ülkede herşey yerli yerinde gidiyor ise bu manzara neden ve niçin? Bu cümleleri yazmak zorundayım. Çünkü öğretmenlerin de önemli bir kısmı, bu olumsuzlukların sebebinin öğretmenler olduğuna inanıyor.

Keşke bu zor, yaman soruların cevabını bir verebilsek! Veririz elbette ama ipin ucu kaybolmuş; doğrunun, güzelin, hakkın, hakkaniyetin, sevginin, saygının hasılı bütün güzel değer ölçülerinin terazisi bozulmuş. Biz ne söylesek, değer terazileri bozulmuşlar bir kulp takabiliyor. Bu kulp toplumda genel kabul de görebiliyor. Bu gerçekler de, bunu kavrayan ama elinden somut bir şey gelmeyenlere, çocuklarımıza ve gençlerimize ağır geliyor. Bütün bunlar, öğretmenin iş yaşamında yoğun bir stres yaşadığını göstermektedir. Bu nedenle öğretmenlere, bu stresli ve yoğun çalışma şartları nedeniyle yıpranma verilmelidir.

Ümitsiz değilim, bütün bu olumsuzluklara rağmen çare var: Çare, bu duygu ve düşünceleri bir birimizle paylaşıp, daireyi genişleterek toplumla bütünleşmekten geçiyor. Toplumla bu bütünleşmemizde tarihi birikimimiz, milli kültürümüz bir uzlaşma zemini oluşturacak ve yeniden bütün değer ölçülerimizin terazisi ayarlanacaktır. Böyle bir topluma ve devlete, bu topraklar için canını seve seve feda eden şehitlerimiz de alkış tutacaktır.

Ayrıca devlet memurları arasında evine iş götüren yalnız öğretmenlerdir. Öğretmenler, evine gelip dinlenemeden yarın okutacağı dersin planını yapmak zorundadır. Ayrıca yaptığı sınavları da okumak zorundadır. Sınavları okumak, öğretmenin ne öğretebildiğini anlaması açısından önemli; fakat bu öğretmenin, bir ek çalışma yapmasını gerekli kılıyor. Hem de bu çalışmayı dinlenmesi gereken bir zamandan çalarak yapmak zorunda. Sınıfın öğrenci sayısı ve girdiği ders saatine göre bir öğretmenin okuyacağı sınav kâğıdı sayısı artmaktadır. Öğretmenler, ortalama olarak bir dönemde iki binin üzerinde sınav kâğıdı okumaktadırlar. Özellikle Türkçe ve Edebiyat öğretmenleri, öğrencilerini kompozisyon sınavları da yapmaktadır. Bu kompozisyonların okunması ve öğrencilere hatalarının gösterilmesi büyük çabayı gerektirmektedir.

Diğer taraftan öğretmenlerin yaşadığı bir diğer sorun da, ÖSS sınavındaki orta öğretim başarı puanı uygulamasından kaynaklı olarak; öğretmenin öğrenciye verdiği ders notunun öğretmeni, öğrenci ve öğrenci velisiyle karşı karşıya getirmesidir. Bu öğretmenin öğrencisini objektif bir şekilde değerlendirmesini zorlaştırmakta ve çeşitli haksızlık ve tatsızlıklara yol açmaktadır.

Bakanlığımız, basından takip ettiğim kadarıyla ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin girdiği OKS sınavında, ÖSS'de olduğu gibi öğrencilerin diploma notlarının da kullanılması gibi bir çalışma içerisindedir. Bunun doğru olmadığını düşünüyorum. Bakanlığımız, YÖK'ün yaptığı yanlışlığı yapmamalıdır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2170
Toplam yorum
: 1101
Toplam mesaj
: 183
Ort. okunma sayısı
: 524
Kayıt tarihi
: 15.08.06
 
 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümü mezunuy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster