Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Şubat '09

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
1332
 

Öğretmenlik

Öğretmenlik
 

http://www.momdak.org/ "Muğla Öğretmen Okulu Mezunları Derneği" logosudor


Muğla Merkez Ortaokulunu birlikte bitirdiğim sevgili arkadaşım Erdoğan, Lise 1. sınıftan 2. sınıfa geçtiğimizde bana, sınıfını doğrudan geçenleri fark derslerini vererek öğretmen okuluna aldıklarını söylemişti. Birlikte müracaat ettik. İkimiz de öğretmen okuluna girmiştik.

Muğla Kız İlköğretmen Lisesine 2. sınıfa başlamıştık Erdoğan’la. Bu arada Nazilli öğretmen okulu (Ortaklar da olabilir) yatılı bölümünden iki arkadaş gelmişti. Mehmet Şefik Yılmaz ve Ertuğrul Selçuk. Okuldan mı atılmışlardı, yoksa Muğla Datça’ya daha yakın onun için mi gelmişlerdi tam hatırlayamıyorum. Ama iyi çocuklardı. Daha sonra Cahit’i tanıdım. İçimizde en küçük olanı oydu. (Mezun olduğumuzda maaşını ona verdiler mi bilemiyorum. Daha reşit olmadan meslek yaşantısına atılmış olması gerekirdi. Bir de sevgili Zuhal vardı maaşını alamayanlardan. Onun maaş alamadığını iyi biliyorum. Babasına vermişler bir zaman maaşını.)

Dörtlü bir grup oluşturmuştuk. Şefik, Ertuğrul, Cahit ve ben. Zamanımızın büyük çoğunluğu birlikte geçerdi.

Hamamönü’ne giderken yolun sağ tarafında üstü han, altı kahvehane olan bir mekân vardı. Durmuş amca çalıştırırdı orayı. Okuldan kaçtığımızda ya da okul çıkışlarında buluşma yerimiz onun kahvehanesi olmuştu. Şefik’le orada yazmıştık Rauf Tamer’e birinci sigarası üzerine çirkin mektuplarımızı. Gençlik işte. Bu durum beni hep rahatsız etmiştir yıllardır. Bir suçluluk olarak durur hep içimde. Bir tepkiydi belki. Sayın Rauf Tamer’de somutlaşmıştı bu tepki. Kesin olarak bildiğim, bir şeyler tetikliyordu içimizdeki şeytanı.

Son sınıftayız. Üç dört ay sonra öğretmen olacağız. Okulun bahçesinde, kantinin limonata bardaklarını sıralayıp bir tekme savurmuştum. Bu olumsuz davranış neyeydi bilemiyorum. Öfke mi, şımarıklık mı? Sorumsuzluk mu? Gençlik rüzgârı mı? Ne derseniz deyin.

İşte yeni öğretmenler bu davranışları sergileyen öğrencilerine karşı sabır gösterebilip, onları anlayabilecekler mi? Bilemiyorum.

Günümüz yeni mezun öğretmen görünüşü beni çok tedirgin ediyor:

Bazı okullar var öğretmen yetiştiren, tıp fakültelerinden yüksek puanla öğrenci alıyor. Böyle bir ortamda yetişip iş yaşamına atılan birini düşünün. Okulu kazanmak bir dert, görev almak ayrı bir dert. Sürekli eleme, sürekli bir yarış. Meslek yaşamına atılmak kolay değil. Dış dünya ile bağlar kopuk. Çalışmış ve başarmış. Önüne çıkan engelleri hep aşmış.

Başarısızlığı pek tanımamış yeni öğretmen. Başarısızları ise şaşkınlıkla izliyor. Başarısızlığa anlam veremiyor. Anlam veremediği için de başarısız öğrenciyi verdiği notlarla cezalandırabiliyor. Anlayamıyor onun sıkıntılarını. “Çalışıp başarsın efendim!” diye kendini savunabiliyor. İnsan kazanmanın ne demek olduğunu kavrayamıyor. Bencil davranışlar sergileyebiliyor. Çünkü onların başaracağım didişmesi içinde bardakları sıralayıp tekmeleyecek kadar zamanları olduğunu sanmıyorum (elbette marifet değil bu davranış). Bu, bir sorun olarak ileride karşımıza çıkacak, eğer tedbirleri alınmazsa.


Yanıldığımı, işlerin öyle olmadığını zaman bana ölmeden gösterir, dilerim.

1975–1980 yılları arasında öğretmen alımları günümüz öğretmen alımları gibi değildi. Önüne geleni öğretmen yapmışlardı. Bunun sıkıntısını yıllarca yaşadık. Bu öğretmenlerden büyük bölümü idareciliğe talip olmuşlardı da bir nefes almıştı milli eğitim. Çünkü bu arkadaşlarımızın çoğunda ne bilgi donanımı ne de öğretmenlik becerisi vardı. Günümüzde ilahiyat mezunlarının milli eğitimde idareciliğe talip olmaları gibi. Halbuki bilmezler öğretmenin gücünü ve etkisini. Girdikleri sınıflarda öğrencileri için önemlerini... Akılları sıra su başlarını tuttuklarını sanırlar. Asıl olanın öğretmenlik olduğunu arkalarındaki siyasi güç nedeniyle farkına bile varamazlar.

Bir türlü ortasını bulamadık davranışlarımızın ulus olarak. Ya siyah olarak şekilleniyor yaşamımız ya da beyaz. O, aradaki renk cümbüşünü ne zaman fark edeceğiz? Güzellikler neden insanlarımıza sunulmak istenmez? Ya da insanlarımız o güzellikleri aramanın peşini bırakırlar?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 59
Toplam yorum
: 124
Toplam mesaj
: 58
Ort. okunma sayısı
: 891
Kayıt tarihi
: 02.10.08
 
 

1955 Milas doğumluyum. Nüfüs kaydım orada ama "doğduğun yer değil, doyduğun yer" memleketin olurmuş ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster