Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Aralık '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
307
 

Oh nihayet hava soğuk ve yağışlı !..

Oh nihayet hava soğuk ve yağışlı !..
 

Kar üşütür belki ama doğa gelinlik giymiş gibi ne güzel olur..


Epeydir bu coğrafya’da havalar soğumaya, yağışlar görülmeye başladı. Televizyonlarda karla kapanan yol ve köy haberlerini duyunca eskiden kızardım, üzülürdüm.. Öfkelenirdim de biraz.. Ama şimdi biraz da buruk bir sevinçle bakıyorum o görüntülere, resimlere.. Bu size biraz garip gelebilir belki ama nedenini okuyunca belki hak vereceksiniz..

Geçen yılı Türkiye oldukça kurak geçirdi. Benim yaşadım bölge de öyle. Bir damla yağmur düşmedi, yağdıysa da kendine faydası olmadı. Barajlarda su kalmadı, nehirler, göller kurudu. Sulak bölgelerdeki doğal hayat bile yok olma tehlikesi içine girdi.. İki yıl öncesine kadar, üzerinde sallarla, kayıklarla geçilen göller, nehirler üzerinde şimdiler hayvanlar otluyor, su olması gereken yerde, çalılar, yabani otlar hatta ağaççıklar belirmiş. Baraj havzaları bir ovayı andırıyor. Ve Türkiye kuraklıkla boğuşmaya, Anadolu’nun bir çok yöresinde yağmur duasına çıkılmaya başlanıyordu. Neredeyse, büyük şehirlerde bile yağmur, kar dualarına çıkılacak bir dönem yaşadık. Bu durum hemen aklıma, hani o elli, yüz yıl sonra olacağı tasvirlenen, fantastik “su savaşları” filmlerini getirdi. Onları anımsadım.. Galiba dedim, elli, yüz yıl sonra değil yakın zamanda yaşayacağız bunları..

Fantastik bir filmin eğlendiriciliği, ürkütücü ve sonucu düşünülemeyecek kadar kötü ve zalim bir sonuca ulaşmışlığının gerçeğe dönüşmesi fikri şu satıları yazarken bile ürpertti içimi. Boşuna su için beyaz petrol denmiyor. Geçmiş yıllarda okuduğum bazı yazılarda, üçüncü dünya savaşının yada bölgesel savaşların su yüzünden çıkacağını ön görüyordu.. Özellikle bizim coğrafyamızda böyle bir savaşın çıkabileceği tahmini, gerçek bazı olaylarla bağdaştırılıyordu. Belki bir “metal fırtına” senaryosu gibi anlatılmıştı ama düşündüğünüz zaman neden olmasın ki diyorsunuz?

Yakın zamana kadar bu ülkenin topraklarına bir damla yağmur bile düşmemişti. Herhalde hepimiz ne olacak halimiz diye düşünüyorduk.. Hele hele İzmir’e neredeyse hiç yağmur düşmedi, koskoca yıl boyunca. Ve barajlar alarm veriyordu. İzmir’in en büyük barajlarında su %5’ler civarındaydı. Ne kadar da komik? Ne kadar zaman yeterdi ki bu? Halk tasarruf yapmaya davet edildi. Bu davet, hem su faturaların arkasındaki yazı ve reklamlarla, hem de şehrin her tarafındaki billboardlardaki büyük pano reklamlarla desteklendi. Kısa zamanda da bu reklamlar meyvesini verdi ve büyük kesintilerle tanışmadan ciddi anlamda tasarruf sağlanmış oldu ama nereye kadar? Sonra Büyükşehir belediyesi şehrin muhtelif yerlerinde kuyular açtı, başarılı da oldu ve burada elde ettiği suyu, tesislere takviye etti. Biraz rahatlatıcı bir durumdu. Ama nereye kadar?

Ve sonra, evet işte sonra yağmurlar geri geldi. Önceleri toprağı bile ıslatmak aciz yağmurlar, bir yağdı ki, hem toprak doydu, hem de metrekareye 42 kg düşerek, barajların da yüzünü güldürdü. Sanırım bu durum diğer bölgeler ve şehirler için de geçerli. Ama bu da yetmezdi. Daha fazla yağmur ve kar yağmalıydı. Çünkü yer altı kaynaklarının da doyması gerekliydi. Bu anlamda da kar çok önemliydi. Aralık ayı gelmesine rağmen doğru dürüst kar bile yağmamıştı. Her ne kadar kış turizm’de alarm veriyordu, kayakçılar yurt dışına gidiyorlardı ama benim düşündüğüm bu değil. Nereye giderlerse gitsinler.. Önemli olan onların kayarak alacakları zevk ve harcayacakları paralar değil, önemli olan bu ülkenin kuraklıktan kurtulması. Bu o kadar çok olayı tetikliyor ki !. Tarım, hayvancılık, sağlık, iklim, çevre vs..

İşte bu düşüncelerle yoğunlaştığımız bu dönemlerde havalar soğumaya ve yağışlar gelmeye başlayınca sevindiğimi itiraf etmeliyim. Evet, işin bir de sosyolojik boyutu var. Fakir fukara bu soğuklarda ne yapacak, karla kapan köylerde hayat nasıl olacak, yine yollar geçit vermeyecek diye insan düşünmeden edemiyor. Bu işin insani boyutları ama bence o yolları kapanan köylüler bile bu sene o kadar şikâyetçi olmamışlardır. Netice de bu karın nimetini onlar daha iyi anlarlar.. Batı’daki insan kayak yapıp, eğlencesini düşünür. Doğu’daki adam kardan sonra bereketin geleceğini.. İşte bu kadar farklı iki dünya…

Neyse !.. Sanırım meteorolojik kara günler geride kaldı. Bu hafta “yurdun büyük bir bölümünü kar bekliyor “denmişti meteorolojik haberlerde.. Bu haberler neticesinde biz İzmirliler olarak payımız düşeni genelde biraz soğuk ve bazen de yağmur olarak alırız. Ama sabah kalktığımda, yükseklerin karlı olduğunu görünce çocuk gibi sevinmedim desem yalan olur. Bir de aşağılara yağsa da elimize dokunabilsek o beyaz güzelliğe.. Sonra kartopu oynasak, kardan adam yapsak. İşin şeyini çıkartmadan, fazla da abartmadan.. Hiçbir zaman anlamadığım o arabaların üzerlerine “kardan adamlar” yapmadan..

Bugün İzmir’de hava soğuk. Yüksekler beyaz ve karlı. İçim biraz üşüyor belki ama umursamıyorum. Doğa dengesine kavuştu. Onu düşünüyorum, içim ısınıyor.

../..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Suya kavuşmuş olmak sevincimin yanısıra, Ankara ve İstanbul'un, hatta doğu'nun ayazı içimi sızlatır hep, kömür dumanıyla boğuşan minikleri düşünürüm. Bulma şansına sahip olurlarsa tabii.. Selamlar..

Arif ÖĞÜTÇÜ 
 24.12.2008 14:31
Cevap :
Yazımda da dedim ya, işin bu insani boyutu her zaman önemli elbette. Düşndüğümde benim de içimi sızlatır. Orası ayrı bir konu. Ben işin farklı bir boyutuna baktım. O farklı boyutu sevindirici elbette. Ama hiçbir sevinç, yakacak birşey bulamayan, bulup da ısınamayan, yada şehirlerde kömür dumanıyla zehirlenen o çocukların, insanların bu durumunu örtemez elbette.. Selamlar...  25.12.2008 12:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 671
Toplam yorum
: 745
Toplam mesaj
: 86
Ort. okunma sayısı
: 2462
Kayıt tarihi
: 26.06.06
 
 

Anadan doğma bir İzmirliyim ve bu şehirli olmaktan gurur duyuyorum.. Hem bu şehirde doğmuş, hem b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster